“Aşı karşıtlığı toplum için tehdit”

0
2

Balıkesir Tabip Odası yönetimi, son günlerde artan aşı karşıtlığına dikkat çekti ve şu uyarıyı yaptı: “Çocuklarımız önlenebilir hastalıklardan kızamıktan, veremden, boğmacadan ölmesinler, çocuk felcinden sakat kalmasınlar.”

Çok ciddi bir halk sağlığı sorunu yaratabileceği defalarca kez belirtilen ülkemizde aşı reddi sayısındaki artışın çok önemli boyutlarda olduğuna dikkat çeken Tabip Odası yönetimi, mutlaka ve kararlılıkla aşı reddi nedenlerinin üzerine gidilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Koruyucu sağlık hizmetleri arasında en etkili olan uygulamanın halen aşılama olduğunu belirten yönetim, 1981 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan genel bağışıklama programı ile aşı ile korunabilir 6 hastalığa karşı 12-23 aylık bebeklerin yüzde 90’nı tam aşılı hale getirmek ve her aşı için ülke genelinde yüzde 95 bağışıklama oranlarına  ulaşılması ve sürdürülmesinin hedeflendiğini hatırlattı.

BAŞARI 2008’E GÖRE YÜZDE 8 AZALDI

Açıklamada şu bilgilere yer verildi: “Bağışıklama politikalarındaki politik irade, toplum tabanlı sağlık örgütlenmesi (sağlık ocakları – 224 sayılı sosyalizasyon yasası) ve birinci basamak sağlık çalışanlarının özverili ve etkin çalışmaları sayesinde halktaki aşıya karşı tüm önyargılarla tereddütler giderilerek önemli başarılar elde edildi. Sağlık çalışanları uzun yıllardır şehirlerde, köylerde, yollarda, devletin ulaşmakta güçlük çektiği yerlerde bağışıklama hizmeti sunmuşlar ve hatta dillerini bile bilmedikleri insanlara ulaşarak bebekleri, çocukları aşılamışlardır.

Çocuk felci ve kızamık hastalıklarının yok edilmesiyle sonuçlanan bu başarı sürecinin devamı ne yazık ki sağlanamamış, aşı ile önlenebilir hastalıkların görülme sıklığı ve aşılanamayan nüfus giderek arttı.

TNSA verilerine göre Genişletilmiş Bağışıklama Programı hedefine uzaklık 2008’de % 9.5 iken 2013’de % 15.9’a yükselmiştir. Bebeklerimizi aşı ile önlenebilir hastalıklara karşı dirençli kılmada başarı 2008’e göre % 8 azaldı.

Ülkemizde aşılanmayan çocuk sayısında ciddi artış bulunmaktadır. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2013 verilerine göre hiçbir aşı yaptırmamış olma durumu 13-26 aylık çocuklarda 2008’de 20 bin dolayında (%1.6) iken 2013’te 37 binlere (%2.9) çıkmıştır. Hiç aşılanmamış çocuk sayısında 17 248 (% 81) artış oldu.

TNSA verileri göstermektedir ki hiç aşılanmamış olmak neredeyse tümüyle varsıl olmayanların, eğitimsizlerin, çok çocukluların ve kız çocuklarının sorunu gibi görünmektedir. Bu eşitsizliği daha da arttırmaktadır.

Sağlık Bakanlığı’nın rakamlarına göre çocuğuna aşı yaptırmayı reddeden aile sayısı 2011’de 183 iken 2016’da 12 bine, 2017 ise 23 bine çıktı.

Ülkemizde, 2011-2013 yıllarında kızamık salgınları yaşandı.

Bağışıklık oluşturulamayan, aşılanamayan ve aşıyı reddeden herkes hastalanma riskiyle karşı karşıyadır. Salgın yönetimini yapacak kurumların altyapısının sağlanmaması önümüzdeki yıllarda aşı ile önlenebilir hastalıkların oluşmasına uygun bir zemin hazırlayacaktır.

Dünyada sadece kızamık aşısının yapılmaması dolayısıyla her saat 13 çocuğun yaşamını yitirmektedir.

Aşılarla ilgili kanıtlanmış hiçbir ciddi yan etkinin olmadığının altını bir kez daha çizmek istiyoruz. Aşı yapılması, kişinin ya da ebeveyninin; bilimsellikten uzak, kanıtlanmamış bilgiler ve yanlış inançlar doğrultusunda aldığı keyfi kararlarına bırakılmamalıdır. Toplum sağlığı açısından ileride bu kararların geriye dönüşü olmayan sorunlara neden olabileceği unutulmamalıdır.

Anayasa Mahkemesi 26 Ekim 2016 tarihinde mevcut yasalar doğrultusunda çocuk felci dışındaki aşıların zorunlu tutulamayacağı yönünde bir karar almıştır. Bu karar aşılama konusunda yasal bir düzenleme yapılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Türk Tabipleri Birliği 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda ve Türk Ceza Kanunu’nda konuyla ilgili değişiklik önerileri hazırlayarak TBMM’ye  ve Sağlık Bakanlığına sunmuş olup, bir an önce yasalaşması sağlanmalıdır.

Bağışıklama hizmetleri, aşının üretiminden uygulanmasına kadar bütün süreçleriyle ve aşıyı uygulayan sağlık çalışanları ve sağlık kurumlarıyla bu hizmetin götürülmesi gereken hedef nüfusuyla bir bütün olarak örgütlenmesi ve yönetilmesi gereken bir süreçtir. Bu anlamda Sağlık Bakanlığı’nın, gerek sağlık hizmetlerinin örgütlenmesinde, gerekse mevzuatta gerekli düzenlemeleri yapması ve acilen önlemler alması gerekmektedir. Ülkemizde kamunun aşı üretiminde ve geliştirilmesinde daha etkin rol alması aşıya olan güveni arttıracaktır.

Başarılı bir bağışıklama hizmeti toplum katılımının ve etkin bir sağlık eğitiminin gerçekleştirildiği, bütüncül ve toplum tabanlı bir sağlık örgütlenmesi ile mümkündür.

Birinci basamakta bugüne kadar gerçekleştirmek için uğraştığımız hayallerimizin ve bu uğurda harcadığımız emeğin peşinde olacağımızı belirtiyor ve aynı iradeyi Sağlık Bakanlığı’ndan bekliyoruz.” Çiğdem AKBAY

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here