“28 Şubat” demeden önce iyi düşünün!

0
490

Senede bir gün, sporun dışında yazıyorum. Onu da mağduru olduğum, yıllardır iade-i itibar beklediğim 28 Şubat 1997 Postmodern Darbesi’nin yıldönümünde yazıyorum.

Bu yıl, peşinen yazayım ki bizden bilmemize rağmen yaklaşık 20 yıldır benim gibi yüzlerce mağdura sırtını dönen iktidarın tüm kademeleri, ağızlarından çıkacak kelimeleri ona göre seçsin.

Benim hikayemi bilenler var ama bilmeyenler için kısaca özetleyeyim;

1996 Yılının son günlerinde o zamanki adıyla Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) tarafından yapılan sınavları kazanarak, Balıkesir Sigorta İl Müdürlüğü’ne memur olarak atanıp, göreve başladım. Aradan kısa bir süre geçmişti ki 28 Şubat Postmodern Darbesi yaşandı ve RefahYol Hükümeti’nin görev süresi noktalandı.

RefahYol Hükümeti öncesinde de SSK Genel Müdürü olan Kemal Kılıçdaroğlu (Şimdinin CHP Genel Başkanı), AnaSol-D Hükümeti’nin işbaşı yapmasıyla birlikte yeniden Genel Müdür olarak atandı ve o dönem, birçok kurum idarecisinin yaptığı gibi malum iradenin kendisine yazdığı rolü oynadı.

Bizler, asaletimizin onaylanmasını beklerken, 1998’in ilk günlerinde Müdür Yardımcısı’nın odasına çağırıldığımda bir görev için derhal Bursa’ya gideceğim söylendi. Eşime telefon etmeme bile izin verilmeden, o dönemin SSK Balıkesir Hastanesi’ne ait, malzeme taşımak için kullanılan minibüse bindiğimde, benimle aynı dönemde memuriyete başlayan 5 arkadaş daha araçtaydı.

İhtiyaç molası bile veremeden ulaştığımız, Bursa Sigorta İl Müdürlüğü’nde bir odaya alındığımızda henüz öğle olmuştu. Yalvar yakar aldırabildiğimiz birkaç simit ile açlığımız giderirken, saatler de 17’ye yaklaşıyordu ve nihayet tek tek başka bir odaya alınmaya başladık.

İlk sorusu, “Neden İmam Hatip” olan zatın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Başkanlığı Müfettişi olduğunu ilerleyen dakikalarda öğrendim. Ben, daha ilk soruya cevap veremeden o, ikinci soruyu da sordu:

Lise’de neden İmam Hatip’den ayrılıp, Balıkesir Lisesi’ne geçtin?

Böylece başlayan müfettiş sorgusu, anlattığı hayali senaryoları doğrulamam, bazı isimleri suçlu olarak işaret etmem karşılığında sorun yaşamayacağım şeklinde ikna çabasına dönse de anlattıklarım, gerçeklerden öteye geçmedi.

Diğer arkadaşların da müfettiş efendiyle görüşmesiyle gün batımından sonra öğrendik ki yalnız değilmişiz. Çevre illerde bizim gibi göreve yeni başlayan arkadaşlar da benzer şekilde sorguya alınmış.

Müfettiş efendilerin baskı altında aldığı ifadelerin sonucunda düzenledikleri rapor da benim gibi birçok kişi için belki bir son, belki de yeni bir başlangıç oldu ve memuriyetimize son verildi.

Böylece, 1998’in Temmuz ayında başlayan hukuk mücadelemiz ve iade-i itibar beklentimiz, arada geçen 23 yıla rağmen devam ediyor.

O dönemde İdare Mahkemesi’ne açtığım davayı kazanıp, göreve dönsem de 28 Şubat Postmodern Darbesi’nin önemli karakterlerinden Emin Çölaşan’ın eşinin başkanlığını yaptığı Danıştay 12. Dairesi’nde herkes gibi duvara tosladım ve 2002’de son olarak memuriyetim noktalandı.

Sonraki yıllarda bir taraftan ailemin geçimini temin etmek için iş aradım. Diğer taraftan, başvurduğum yerlerde memuriyetime son verilme nedenini anlatmakta zorlandım.

Anlat, anlatabilirsen…

Benim hikayemin benzerini, yüzlerce 28 Şubat mağdurunun yaşamışlığı var. Benim ki sarmadıysa, istediğinize kulak verebilirsiniz.

Bu arada iktidar olan, bizden bildiklerimizin kapısını çalmaktan hiç bıkmadık ama her defasında “Torba yasaya sokacağız. Bu kez kesin hallediyoruz” benzeri sözleri bir türlü gerçekleşmedi.

Kamu Denetçiliği Kurumu, 2019 yılında verdiği kararla, haklılığımıza kanaat getirip, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) geriye dönük tüm haklarımızın iade edilmesini tavsiye etti. SGK yönetiminin üç maymunu oynaması üzerine 2020’de bir karar daha veren Ombudsman, bu kez Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na aynı tavsiyede bulundu.

Bulundu da ne oldu? Üç maymunun sayısı arttı…

Bu durum üzerine bir kez daha açtığım dava ise Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nde hak aramaya devam ediyor.

Gelinen noktada, onlarca 28 Şubat mağdurunun cezaevinde tutsaklığı devam ederken, öğrenimi yarım kaldığı için hayat çizgisi değişenlerin durumu ortadayken, benim gibi kamu hizmetinden uzaklaştırılanların maddi ve manevi mağduriyetleri sabitken, söylenecek sözlerin çok da önemi kalmıyor.

Önemli olan icraat…

Yıldönümü bahanesiyle illa ki bir şeyler söyleyecek varsa, 28 Şubat mağduriyetlerine sebep olanlarla, 20 yıldır bu mağduriyetleri görmezden gelenlerin arasındaki farkı anlatsın ya da sussun.

Unutmayın ki Ombudsman’ın 15 sayfalık raporunda da dile getirdiği gibi “Darbelerin tüm mağduriyetlerini gidermediğiniz sürece, darbelerin izlerini silemezsiniz ve aslında darbeciler amacına ulaşmış olur.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here