“Bizler sosyal hayvanlarız”

0
41

ÖZEL HABER – Balıkesir Psikometri Derneği Başkanı Psikiyatri Uzmanı ve Sosyolog Sedat İrgil, sosyal temasın azalmasının bile bir stres kaynağı olduğunu belirterek, “Bizler sosyal hayvanlarız. Sürekli yalnız olmak, sosyal ilişki kuramamak bir noktadan sonra sinir bozucudur ve bu yalnızlaşma süreci devam ettikçe herkeste farklı etkilerle ortaya çıkan psikolojik travmaya yol açar” dedi.

Balıkesir Psikometri Derneği Başkanı Psikiyatri Uzmanı ve Sosyolog Sedat İrgil ile pandemi döneminde stres ve kaygıdan kurtulmanın yollarını, Pandemi ile yaşam ve başa çıkma önerilerini konuştuk. İrgil, üç ayı geçen bir karantina ve yarım yıllık bir süreye yaklaşan pandemi süreci olduğunu, bu süreçte pek çok şey öğrendiğimizi, dersler aldığımızı ve daha da öğreneceklerimizin olduğunu söyledi.

İrgil, evlerde kalmaya mahkum olduğumuz bu sürecin bizi nasıl etkilediğini, öncelikle benzer davranış örnekleri göstersek de hepimiz için öznel bir deneyim olduğunu ifade etti. Kimilerinin yalnızlığı ile daha barışık olduğunu, kimilerinin ise iç sesi ile yalnız kalamadığını ve birileri ile temas etmeye daha çok ihtiyaç duyduğunu anlatan İrgil, “Bazıları ise, karantina sürecini farklı algılar. Onlar için daha keyifli bir zaman ile daha içe döndüğü ve ürettiği bir zaman arasında tercih olarak algılanır bu zaman. Bu zorunlu yalnızlık ve içe dönme zamanları bu kişiler için bir hediyeye dönüşebiliyor” dedi.

“BU DÖNEMDE EN ÇOK GEREKSİNİM DUYDUĞUMUZ ŞEY BİR ARADA OLMAK”

Özellikle salgın, ölüm riski gibi kelimelerin havada uçuştuğu, ek olarak mali sıkıntılar yaşanan bu kriz dönemi ile ilgili, yine de ortak davranış kalıplarının olması gerektiğine işaret eden İrgil, “İnsanoğlu, sosyal bir canlı, evrimsel köklerimizde bu tip olaylar ile ilgili ortak davranış kalıplarımız var. Tüm kriz dönemlerinde olduğu gibi bu dönemde en çok gereksinim duyduğumuz şey bir arada olmaktır. Evrimsel biyoloji, kriz zamanlarında bir araya geleceğimizi, buna programlandığımızı söyler. Yardımlaşmaya ve fırtınayı birlikte atlatmaya çalışırız. Tam da burada karantina bizi ayırıyor ve doğal eğilimlerimize ters düştüğü için ne yapacağımızı bilmiyoruz. Dürtülerimiz ve duygularımız, dayanışmak ve buluşmak için zorlarken, bilim ve salgın tehdidinin doğası bizi ayrı kalmaya zorluyor” diye konuştu.

Sosyal temasın azalmasının bile aslında bir stres kaynağı olduğunu belirten İrgil, şöyle devam etti: “Bizler sosyal hayvanlarız. Sürekli yalnız olmak, sosyal ilişki kuramamak bir noktadan sonra sinir bozucudur ve bu yalnızlaşma süreci devam ettikçe herkeste farklı etkilerle ortaya çıkan psikolojik travmaya yol açar.”

İRGİL’DEN SÜREKLİ ALARM HALİNDE YAŞAMA VURGUSU

Gündelik yaşantımızda, aşırı kaygı ataklarının yaşanması, bulaşma ve güvenlik kaygılarını abartılı yaşayıp gereğinden fazla önlemler almanın psikoloji açısından sağlıklı olmadığının altını çizen İrgil, “Endişelenmeye eğilimli kişilerin sık sık yaptıkları bir hata, olabilmesi ihtimal dahilinde olan olaylar ile kendisinin deneyimleme ihtimalini karıştırması ve ayırt edememesidir. Yani,  Evet, bu salgında bazı olumsuz olayların yaşanma olasılığı mümkündür.

Ama, yüzde üç ila yarım arası yaşamsal riski olan, tedaviye oldukça iyi yanıt veren, toplumsal sağlık sistemi açısından oldukça iyi bir performans gösteren bir ülkede yaşıyoruz ve belirgin bir sağlık riski de yoksa kötü sonuç ihtimali oldukça düşük görünmekte. Ki bulaş olsa bile, şimdiden aşırı kaygılanmam sadece hatalı kararlar vermeme veya vücut direncimi zayıflatmaya yarar.  Bir Kişinin bu gerçekliği göz ardı edip en kötü olasılıklar gerçekleşecekmiş gibi varsayması, kendisi için salgından koruyucu olmadığı gibi psikolojik açıdan zarar vericidir” dedi.

ŞU ANDA EN KORKTUĞUMUZ ŞEY NE?

Balıkesir Psikometri Derneği Başkanı Psikiyatri Uzmanı ve Sosyolog Sedat İrgil, insanların kendisine “Şu anda en korktuğum şey ne? olma olasılığı ne? Bunun ya da bunların olabileceğini gösteren somut kanıtlar ne? Olasılıkları abartıyor olabilir miyim? Yaşayabileceğimi varsaydığım olumsuz durumlarla baş edebilme becerimi küçümsüyor olabilir miyim?” gibi sorular sorabileceğini anlatarak, şöyle devam etti: “Bu soruların sağlıklı yanıtları içinde beni daha riskli gösteren bir kanıt veya bilgi yoksa galiba fazla endişeliyim ve yardım almalıyım demektir. Bu kaygıya ek olarak, sürekli tehdidi düşünüp, “Ya şu olursa? Ya bu olursa?” gibi iç konuşmaları yapıyor ve sürekli alarm halinde yaşıyorsak, bu kaygılar nedeni ile iştah ve uyku değişiklikleri başladıysa mutlaka yardım alması gerekli.”

“KONUNUN UZMANLARINDAN BİLGİ ALIN”

Tıbbi ve güvenilir yerlerden ve konunun uzmanlarından bilgi edinmenin, güncel bir şekilde salgının seyrini takip etmenin kesinlikle onaylanması gereken bir tutum olduğunu, ancak, ateşe benzin döker gibi abartılı ve kışkırtıcı, felaket tellallığı içeren yayınlar, sayfalar ve haberlerden uzak durmanın, daha da iyisi bu tip paylaşımları yapanları uyarmak ve paylaşarak dağılmasına hizmet etmemek gerektiğini söyleyen İrgil, “Doğru olmayan haber ve bilgi paylaşımları, ürkütücü görüntüler ile soslanarak, gerçeklerle orantısız abartılı bir tehdit algısını sürekli canlı tutulmakta ve buda özellikle kaygıya yatkın kişiler üzerinde olumsuz bir etki bırakmakta. Dolayısıyla felaket senaryolarının gereğinden fazla paylaşıldığı gündeme maruz kalmamalısınız. Buradaki öneri “dijital perhiz” yaparak belli süreler ile uzak durmak, teyit etmeden hiçbir veriye inanmamak veya paylaşmamak, güvenilir olmayan siteleri ve haber kaynaklarını engellemek gibi seçenekler olabilir” dedi.

“EVDE GEÇEN ZAMANI YAPILANDIRIN”

İrgil, açıklamasında evde geçirilen zamanı yapılandırmayı önererek, “Yani kalkma saati, yemek saati, egzersiz saati gibi. Yirmişer dakikalara bölünmüş okuma ve çalışma süreleri dikkatinizi toparlamaya yardımcı olabilir. Özellikle, sabah kalkınca, parlak gün aşığı karşısında kısa sürede olsa hareket etmek, beyni uyandırmak için elzemdir. Aynı şekilde uyumadan önce daha sakin eylemler seçmek, sakinleşme moduna girmek, (mesela bu saatlerde sosyal medya açmamak ) ve düzenli uykuda ısrarlı olmak hem bedensel hem de ruhsal direncimiz için gereklidir. “iyi olur” değil, elzem ve gereklidir” diye konuştu.

“ÖZ BAKIMINIZA ÖZEN GÖSTERİN”

Açıklamasında insanların öz bakımlarına özen göstermesine çok ihtiyaç olduğunu, bu nedenle sabah kalkınca kıyafet değiştirmek, sanki dışarı çıkacakmış gibi hazırlanmak, alıştığımız davranışları sürdürmek de ruh sağlığımız için çok iyi olacağını anlatan İrgil, şöyle devam etti: “Çoğu insan sigara, alkol ya da diğer maddeleri bir sakinleştirici olarak kullanma ve  duygusal sıkıntıları azaltma eğiliminde olur, bu sıkıntılı hapis korkarım ki, alkol kullanımını çok arttıracak, sınır koymaya veya azaltmaya çalışmak çok değerli bir sağlık tavsiyesi olabilir.  Alkol gibi kullanarak sakinleşme anlık işe yarıyor gibi görünse de yaşanan olumsuz durumun etkilerinin doğal bir şekilde aşılmasını zorlaştırabilir.

Salgın sürecinde sık sık duyduğumuz bir kavram, sosyal mesafeye özen gösterme oldu. Bu kavramdan amaçlanan kişiler ile aramızda 1.5 metre fiziksel mesafenin olmasıdır. İnsanlarla tüm iletişimi kesip, tamamen yalnızlaşma kastedilmiyor. Tam tersi bu dönemde arkadaşlarınızla sevdiklerinizle daha çok vakit geçirmek, gerekli ve evrimsel bir davranış kodudur. Sevdiklerimizin de, bizim de destek görmeye ve de destek olmaya ihtiyacımız var. Bu iki yönlü dayanışma hepimize iyi gelecek. Fiziksel olarak bir araya gelmek için uygun ortamlar yoksa Whats App, Skype vb. ortamlarda görüntülü olarak bu sağlanabilir. Hatta bunlar gündelik veya haftalık alışkanlıklara dönüşebilir. Çarşambaları okul arkadaşlarımız ile görüntülü toplanıyoruz gibi.”

“YAPABİLECEĞİMİZ EN İYİ ŞEY, EN AZ TRAJİK SONUÇ İÇİN ÇABALAMAK”

İrgil, açıklamasını şöyle tamamladı: “Son olarak gevşeme egzersizleri veya nefes kontrol teknikleri öğrenilebilir. Bunları hazırlayan ve sunan onlarca site var, bizim hazırladığımız egzersiz ve nefes teknikleri videolarını, sedatirgil.com veya rehberlik. online da bulabilirsiniz. Bu süreç ne zaman geçecek? Ne yazık ki kolay ve basit bir yanıtı yok bu sorunun. Toplum olarak bir dizi korkutucu olay dizisi ile karşı karşıyayız. Yapabileceğimiz en iyi şey, en az trajik sonuç için çabalamaktır. Var gücümüzle krize karşı mücadele ediyoruz ve etmeye devam edeceğiz, aldığımız doğru kararlar ile yaptığımız hataların etkileşimi sonucu belirleyecek. Gelecekte toplumumuzun nasıl görüneceği, bu etkileşimler sonucunda şekillenecek. Bu arada bize düşen dayanışma ve akıllıca uygulanan önlemlere uymak olacaktır.” Cengiz GÜNER

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here