GENÇ KALEM

1
335

Dilay KALINOĞLU

[email protected]

 

Tanıştırayım: FoMO

Son zamanlarda duymaya başladığımız FoMO (Fear of Missing Out ), yani Türkçeye olayları kaçırma korkusu olarak çevrilen bir sosyal hastalıktır. Sosyal medya mecralarındaki gelişmeleri kaçırmaktan korkmak ve bu yüzden sürekli olarak sosyal medya hesaplarını takip etme ihtiyacı duyma durumudur. Aslında insanın doğasında olan bir şey: Komşusunun duvarına bardak dayayan teyze, magazin olaylarını sabah akşam takip edenler… Eskiden beri konu komşunun, arkadaşlarının yaşam şeklini takibe alan insanoğlu, teknolojinin gelişmesiyle bu merakını ileri boyutlara taşımıştır. Akıllı telefonların hayatımıza girmesi ile birlikte ceplerimizde birer bilgisayar taşıyarak internete erişimdeki kolaylık, önce Facebook, arkasından devam eden süreçte Twitter, Instagram, Foursquare, Snapchat gibi sosyal ağlar yaygınlaştı. Önceleri sadece gençlerin ilgi gösterdiği bu platformlar şimdilerde 7’ den 70’ e herkes tarafından kullanılmaya başlandı. Mahremiyetimizin gözler önüne serildiği bu dönemde herkesin ne yaptığından haberdar olduk. Acaba kim kiminle, nerede, ne yapıyor? Nasıl yapıyor? Neden ben de yapmıyorum?  E ben daha iyisini yaparım! Bu merak, sosyal medyanın etkisiyle beraber hayatımızda artış göstermiştir. Elinizden telefon, tablet düşmüyorsa, her fırsatta kendinizi bilgisayar başında buluyorsanız korkarım ki siz de bu salgına kapıldınız…

Nedir bu hastalığın aslı, bir bakalım

Teknolojinin bizi her açıdan etkilediği günümüzde, birçok hastalık internetten kaynaklanmaktadır. FoMO ise bu sosyal hastalıklardan yalnızca birisidir. FoMO’ nun sebep olduğu psikolojik hastalıkların başında ise özellikle genç nesil arasında yaygın görülen depresyon geliyor. En fazla genç kuşak arasında tüketimi yapılan internet, doğal olarak yine en çok genç kuşağın bu hastalıktan etkilenmesine yol açıyor. Z kuşağı denilen 1997-2012 doğumlu gençlerin %40’ı bu kaybolma fobisinden muzdarip. Ancak bu diğer kuşakların FoMO’ dan etkinlenmediği anlamına da gelmiyor. Özellikle şu evden çıkamadığımız ‘koronavirüs’ döneminde hiçbirimizin elinden bırakmadığı yegane şey telefonlarımız oldu. 7’den 70’e zaman geçirmek, gündemdeki gelişmeleri takip etmek gibi çeşitli maksatlarla ellerimize aldığımız telefonlarımız bizi ‘sosyalleştiren’ tek seçenekti. Ama bu sosyalleşme süreci aslında bizi kendi benliğimizden uzaklaştırdı. Çevremizdeki insanların en iyi anılarını paylaştığı sosyal medya platformları, bizi hayatı tam verimiyle yaşayamadığımız kanısına inandırır. Bununla birlikte bireylerde özgüven eksikliği, yaşadıkları hayattan memnuniyetsizlik duyma, mutsuzluk gibi hayatı oldukça olumsuz yönde etkileyen ruh hali durumları gözlemlenir. FoMO’ nun hayatımızdaki etkisini olabildikçe aza indirgemek için ne yapabiliriz?  Öncelikle kendimizdeki ve hayatımızdaki eksikliklere odaklanmaktan ziyade olumlu yönlere dikkatimizi verelim. Hayatımızda olup biten her şeyde iyi bir yön arayıp, kendimize değer vermenin hayatı ne yönde değiştirdiğinin farkına varalım. Sosyal medyanın ikiyüzlü dünyasına kendimizi kaptırmadan, internetin güzel nimetlerinden faydalanmaya çalışmak FoMO ile mücadele etmek için en iyi yol olsa gerek. Ve kırk yıllık hatırı olan köpüklü kahvenin keyfini sanal ortamda değil, paha biçilemez sohbetler eşliğinde dostlarımızla paylaşalım.

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here