HZ.MEVLANA VE AŞK

0
54

“Dopdolu bir defineydi, dopdolu olduğundan çatladı, yarıldı, toprağı daha parlak bir hale getirdi.” Hz. Mevlana

Gönle ilk ateşin düşmesinden bu yana aşk’ın çeşitli tarifleri yapılmıştır. Arapça ışk kökünden gelen aşk, “şiddetli ve yakıcı sevgi” ve “sarmaşık” anlamlarına gelir. Geçmişten bu güne herkes kendi kabınca ve lisanınla bir tanım getirmiş ve çeşitli sembol, benzemeler ile bu ateşe su vermişlerdir. Popüler tariflerin çok ötesinde bir âlemde yaşayan gönül sultanları ise bizatihi aşk olup, susuzlara su, aşksızlara aşk vermeye devam etmekteler.

Bu sultanlardan birisi de Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi’dir. Ona göre âlemin varlığının sebebi aşktır. Aklı aşkın emrine vererek çıkılan aşk yolculuğunda hamlıktan olgunluğa erişilir ve yanarak bu süreç tamamlanır. Hz. Mevlana aşkı gerçek aşk ve beşeri aşk olarak ayırmıştır. Gerçek aşkı “ebedi aşk”, “ilahi aşk”, “külli aşk” gibi kavramlar ile adlandırmış beşeri aşkı ise “dünya aşkı”, “cüzi aşk”, “zahiri aşk” olarak adlandırmıştır. Aslında O beşeri aşkın ulaştığı son nokta olarak ilahi aşkı görür.

Aşk sonsuz ve sınırsız bir duygudur. İçine girdiği kalbi değiştirir, dönüştürür. Taş kesilmiş kalplere bile hayat verecek kadar güçlü bir duygudur. Geçtiği yerde eksik olan ne varsa tam eyler: su isteyene su, ateş isteyene ateş oluverir. Ve öyle bir an gelir ki ortada aşk’tan gayrı bir varlık kalmaz. Bakılan her zerre de sevgili görünür olur.  Hz. Mevlana’nın sözlerinden yol olur gönlümüze ulaşır.

“Bazen şarap dedim O’na, bazen kadeh dedim, bazen saf altın, bazen güneş diye ad taktım. Bazen yem, bazen av, bazen de tuzak diye O’nu çağırdım. Bütün bu adların takılmasının sebebi nedir? Adını söylememek için…”             

Kimi bir ney’den duyulur Hakk’ın nağmeleri. Elest yurdundan bu yana insan olma macerasını fısıldar notalar. Bildiğimizi sandığımız bütün gerçekleri altüst eden bir rüzgâr eser ansızın. HU ile coşar ruhumuz.

“Dinle neyden, bak neler söyler durur
Dertlerinden, ayrılıktan dem vurur”

Rabbimizden ayrı düşme acısıyla oradan oraya savrulurken tecelliler tutar ellerimizden. Güzeli çirkini, gündüzü gecesi, yokluğu varlığı her bir taraftan bir olanı haykırır. İkilik ardında birlik aynasıdır görünen.

“Lütfa kahra ben de âşık olmuşum

Zıt olan bir çifte âşık olmuşum.” 

Âşık için sevdiğinden başka her şey yok hükmündedir. Eğer başka şeyleri görüyorsa bu sevgisinin noksanlığındandır. Âşıkta vücut kalmaz ki varlık iddiasında bulunsun.

“Bir bak da ‘La’ (yok) dan başka sonra ne kaldı?

Ancak ‘illallah’ (yalnıza Allah) hepsi gitti yok oldu.”

Baktığı her şeyde Allah’ı gören Hz.Mevlana, yaşamı boyunca sevdiğini dilinden düşürmemiş ve özlemle ona kavuşacağı anı beklemiştir. İşte bu sebepten ölümü “şeb-i arus” düğün gecesi olarak adlandırmıştır. O sultanlar, ölümlü bedenlerini ölümsüz aşk ile dirilterek Zümrüdüanka kuşu gibi yeniden doğmuşlar. Eserleri ve öğütleriyle bizlere abıhayat suyundan kadehler sunmaya devam etmekteler. Umulur ki bizlerde az da olsa onları anlayıp küllerimizden yeniden doğabilelim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here