Kırlangıcın Elleri

0
42

Karşı karşıya olduğumuz bu anlarda o annesinden ben ise babamdan bahsettim. Uzun süredir annesin kalp hastası olduğunu ama bir türlü sigarayı bırakmadığını, kendine hiç dikkat etmediğini, babasıyla ayrılığını hiç kabullenemediğini ve hayatına hep eksik devam ettiğini anlattı. Ben de babamın içkiye ve sigaraya hiç ara vermediğini, halamın zoruyla arada bir yürüyüş yaptığını, annem bizi terk ettikten sonra onun da hayata boş verdiğini, gündüzleri kitap okuyup akşamlarını da kahvelerde tükettiğini anlattım. Berna ile kaderlerimiz birbirine çok benziyordu. İkimizde aile olmayı beceremeyen ebeveynlerin çocuklarıydık.

O kadar uzun süre gözlerine takılı kaldım ki şunu fark ettim. Bir insanın gözleri hiç değişmiyor. Doğduğu gün nasıl bakıyorsa bir insan kaç yaşına gelirse gelsin hep aynı bakıyor. İlk gözlerini görseydim onu direk tanırdım belki ama çok değişmişti. Benim bıraktığım o genç kızla hiç alakası yoktu. Yalnız o benim hiç değişmediğimi söyledi. Saçlarım biraz seyrekleşti, hafif bir göbek yaptım ve en önemlisi yaşlandım. O hiç yaşlanmamış oysa üstüne üstlük çok da güzelleşmiş. Muhteşem bir kadın olmuş.

“Sen mi duracaksın bu gece başında?” diye sordum.

“Bugün geldim zaten, teyzem başındaydı onu eve gönderdim,” diye yanıt verdi.

“Bende bugün geldim, bende halamı eve gönderdim”

“Gerçi yapacak hiçbir şey yok ama insan rahat edemiyor.”

“Aynen öyle, şu karşıda bir kafe var açsan bir şey ısmarlayayım sana.”

“Aç değilim, teşekkür ederim ama kahvesi daha güzelse gidebiliriz, bu çünkü bildiğin ikisi bir arada.”

“Evet, öyle ne yazık ki, haydi gidelim.”

Çok güzel geçen bir diyalogdu. Onunla konuşmak istediğim o kadar çok konu var ki ama hepsini bir ana sıkıştırmak istemiyorum. Benim az önce yemek yediğim kafeye gittik, şöyle karşıdan hastaneyi de gören bir masaya oturduk. Apar topar geldiğim memlekette karşıma onun çıkacağına ihtimal dahi vermezdim. Güzel, bilmem kaçı bir arada olmayan bir neskafe söyledik. Kahvelerimiz geldikten sonra da her ne kadar sağlığa zararlı ve içeride yatan anne ve babamızın sebebi olsa da yine sigaraya sarıldık.

“İstanbul’daymışsın,” dedi. Benim nerede yaşadığımı biliyordu. Utandım, çünkü ben onun nerede yaşadığını bilmiyorum. Bir ara Londra’ya dil eğitimi almaya gittiğini duymuştum o kadar. Onun üzerinden de neredeyse 10 sene geçmiştir. Sonra ne yaptı ne etti hiçbir fikrim yok…

“Öyleyim, sen neredesin?” karşı atağa geçtim ve araya sıkıştırıp öğrenmek istedim.

“İzmir’deyim ben, Karşıyaka’da.”

Demek İzmir’deydi, ah ulan keşke bende İzmir’de kalsaydım.

“Ne işler yapıyorsun orada?”

“Uluslararası taşımacılık yapan bir şirkette çalışıyorum.”

“Süper.”

Konuşmalar güzel gidiyordu ve sanki benim hakkımda her şeyi biliyor gibiydi. Kendimi kötü hissettim. Yıllarca hayatımın merkezine koyduğum, hatta belki evliliğimin bitmesine bile sebep olan, aklımın her daim köşesinde olan bu kadın hakkında hiçbir şey bilmiyorum. O ise benim hakkımda yeteri kadar bilgiye sahipti. Bir bankanın genel müdürlüğünde çalıştığımı, okuldan sonra neler yaptığımı biliyordu. Bir tek evlenip boşandığımı bilmiyordu sanırım ya da beni hala evli sanıyordu. O konulardan hassasiyetle uzaklaşıyordu. Belki de bana öyle geliyordu, bilmiyorum.

“Baban nasıl haber alıyor musun?” çok riskli bir soru sordum ama bir kız çocuğu nefret bile etse babasından uzak kalamazdı. Yüzünü biraz sallandırdı. Babasıyla babam bir dönem çok samimi arkadaşmışlar, gerçi sonraları da araları iyiydi. Tabii en son ne oldu ne bitti bilmiyorum. Babamdan da hiç duymadım.

“Alıyorum, ayda bir arar, bir ihtiyacın var mı kızım der o kadar.” – DEVAM EDECEK –

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here