DOLAR27,3861% 0.25
EURO29,0664% -0.07
STERLIN33,4657% 0.04
FRANG29,9498% 0.01
ALTIN1.627,65% -0,90
BITCOIN752.8491.124

KanAtlı Karınca-Dördüncü Bölüm

Yayınlanma Tarihi :
KanAtlı Karınca-Dördüncü Bölüm

Ben kendi yapım gereği tesadüflere, kadere inanan bir insan değilim. Ancak bu inançsızlığıma rağmen yine de bunları kovalarım. İnanmak için bir şeyler olmasını beklerim. Böyle böyle zamanla tesadüflere inandım. Hayatın bir enerjisi olduğuna ve zamanla bunların bir yerlerde bir şekilde çarpıştığına inanırım. Gerçi ben inandığı şeye körü körüne bağlı olan yobazlardan hiçbir zaman olmadım. O yüzden inandığım her ne ise ben onun karşı düşüncelerini de merak ettim. Hiçbir inancın kusursuz olamayacağını hepsinin mutlaka sorgulanması ve iyice öğrenilmesi gerektiğini düşündüm. Okumadığı, araştırmadığı bir şeye ölümüne inanan insanları gördüğümde ne kadar da doğru yaptığımı fark ediyorum. Bütün bunları neden yazdığımı merak ediyorsunuzdur. İşte inanmakta zorlandığım “tesadüfler” bana dün büyük bir çarpışma yaşattı. Yaşadığım onca kötü seneye rağmen aklımdan hiç çıkmayan ve bir psikiyatrist arkadaşımın ve aynı zamanda doktorumun söylediğine göre ölene kadar da hep aklımda kalacak olan ilk aşkım, Berna ile bir yoğun bakım servisinde sırt sırta ben babama, o annesine bakarken çarpıştık. Şimdi bu çarpışma bizi nereye götürecek hiçbir fikrim yok. Bu arada bu ilk aşkın unutulmaması durumu bilimselde bir gerçekmiş. Ben tabii tıpça bilmiyorum ama sağ olsun dostum bana bunu uzun uzun anlattı. Beyinin bir numarası olduğu çok açık, şimdi bunu tartışmayalım…

“Nasıl tanıştığımızı hatırlıyorsun değil mi?” sordum.

Pis bir hastane kokusunun içerisinde, yoğun bakım servisinin kapısında yan yana oturmaya devam ediyorduk. Onun annesi içerideydi, benim babam…

Gözlerinin altı mosmor olmuştu uykusuzluktan ve bir kırlangıcı andıran elleri buruş buruştu. Benimse ilk beyazlarım düşmüştü simsiyah saçlarıma ve sırtım artık beni taşımakta zorlanıyordu. 35 yaşıma dün, bu hastanenin bu koridorunda girmiştim. Doğum günü hediyem olarak da dün akşamüstü o gelmişti yanıma. O, ilk aşkım, dünyaya gözlerimi ilk açtığım kadın, o, Berna…

“Hiç unutmadım ki” dedi, iki elini birbirine kenetleyip, gerindi. Ardından derin bir “ah” çekti. Yorgunluktan bitap düşmüş o iki çift inciyi bana doğru çevirdi. Bakışlarında pişmanlık, yalnızlık ve keder vardı. Ürkek ellerini, dalga dalga saçlarına götürdü, geri çekti. Bense hiç değişmeyen hayranlığımla onu izlemek ve o çektiği “ah”ı bir nefeste yutup yok etmeyi istiyordum. Onun pişmanlığını, yalnızlığını ve kederini bende paylaşıyordum. Unutulur bir pişmanlık değildi o günler…

Sanki o “ah” hastanenin bütün hastalarının içinde kıpırdamış, bütün hastalar iyileşmek için dirençlerini arttırmışlar ve bir daha pişman olmamaya yemin etmişler gibi bir yel esti. O yel ikimizi birden yeniden bu dünyaya geri getirdi. Bir “ah” daha çekti, o bir ressamın elinden çıktığına şüphe bile duymadığım dudaklarının arasından. O yorgun inciler gözlerimde hayat buldular. O değil, özlem iki vücut arasında can bulmuş haliyle fısıldadı;

“Kanatlı Karınca,” dedi.

Kanatlı Karınca bizim tanıştığım şeyin adı, yani 6 yaşındaki Berna’nın hayal gücene göre…

Aslında o şeyin yaygın adı Atlı Karınca’dır. Adının neden öyle olduğu, yarattığı etkiyle ismi arasında o bağı kimin kurduğunu bilmiyorum fakat lunapark kültürünün, alt yaş kademesinin unutulmaz oyuncağıdır, Atlı Karınca. Bugün her ne kadar yok olmaya yüz tutmuş olsa da, lunaparklar Cumhuriyet’in bize yani çocuklara en büyük hediyesidir. Çocukları AVM’lere tıkmak yerine açık alanda misler gibi eğlenme imkânı tanırdı. Evet, çoğunlukla yazları gidilir ama çocuklara sabretmeyi de hayal kurmayı da öğretirdi.

O sene anaokuluna gidiyordum ve oradan mezun olmuştum. Artık mavi önlük giyecektim üstelik. Üstelik de annem ve babam o zamanlar evliydi ve benim gözlemlerime göre mutluydular. Okullar kapandıktan bir süre sonra açılan Balıkesir’in o meşhur fuarına gitmek de benim dönemimin çocuklarının en büyük eğlencelerinden biriydi. Aslında fuar 6 Eylül’de açılırdı, Balıkesir’in düşman işgalinden kurtulduğu günde. Fakat okullar kapanır kapanmaz fuardaki bütün dükkânlar, sergiler ve Lunapark açılırdı. Bizim içinde eğlence başlardı…

– DEVAM EDECEK –

YORUM YAP