ENGELLİLER VE İSLAM

0
76

İnsanın doğuştan veya sonradan meydana gelen sebeplerle organlarında eksiklik meydana gelebilir. Buna bağlı olarak bazı yeteneklerini yitirebilirler. Kimi konuşma, kimi görme, kimi yürüme güçlüğü yaşayabilir. Kudsî bir hadiste Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “İki sevgilisi (olan gözlerini almak sureti) ile kulumu sınadığımda sabrederse, bu ikisine karşılık ona cenneti veririm.” (Buhârî, Merdâ, 7.)

Esasen hiç kimse tam ve mükemmel değildir. Herkes Allah’ın dilediği kadar güç ve kuvvete sahiptir. Kusursuz olan sadece âlemlerin yaratıcısı olan Allah’tır. Nice insanlar var ki sağlam bir bedenle başladıkları hayatta bazen hastalık, bazen trafik veya iş kazası gibi nedenlerle elsiz, ayaksız kalabilir. Yarın başımıza ne geleceğini bilemeyiz. Dolayısı her insan engelli olabilir.

Allah yarattığı insanlar için bazen kör, sağır ve dilsiz ifadelerini kullanmıştır. Fakat bu ifadeler bedensel olarak kişiyi kategorize etmek için değil, iman ve İslam’dan nasipsizlik noktasında, göz, kulak ve dil gibi organları atıl bırakmaları sebebiyle mecazen kullanılmıştır.

Nice engelli veya özürlü müminler vardır ki gözü görmese de kalbi açıktır. Kulağı duymasa, dili konuşmasa da nice hizmetleri ifa etmekten geri kalmamaktadır. İnsanı hayırlı yapan kalbi ve vicdanıdır. Bir hadis-i şerifte Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah, sizin görünüşlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34)

İslam için insanın ırkı, dili, boyu, posu, güzelliği, körlüğü, sağırlığı vb. ayrıcalık sebebi değildir. Allah’ın insana verdiği hangi özellik ve imkân olursa olsun; kendi buyrukları doğrultusunda kullanıp kullanmadığı, imtihan sırrına göre hareket edip etmediği sorulacaktır. Allah katında değerin ölçüsü takva sahibi olmaktır. İhlaslı ve samimi bir kul olmaktır. Verilen her türlü nimet ve imkânın kadir ve kıymetini bilmektir.

Eskiden bir insanın bir azasında noksanlık olduğunda “sakat” derlerdi. Sonraları bu tabir yerine “engelli” ifadesi kullanılmaya başlandı. İnsanı tanımlamak ve ona göre hizmet alanı geliştirmek ve onun faydasına imkânlar sunmak için elbette sosyal ve hukuki gerekçelerle bir ifade kullanılması zorunludur.

Fakat şu unutulmamalıdır ki ister sağlam, isterse engelli diye bir insanı tanımlayalım; herkesin imkân ve kabiliyetlerine göre kendine, ailesine, çevresine ve içinde yaşadığı topluma karşı sorumlulukları vardır. Önce bu hakikatin her kesim tarafından kabullenilmesi gerekir. Bu cümleden olmak üzere engelli kardeşlerimiz de kendilerini ümitsiz ve çaresiz hissetmemeleri, kendilerine ve insanlığa hizmet noktasında yapabileceklerinin olduğunu mutlaka bilmeleri gerekir.

Engellilerin hizmet üretmesi ve hayata katılması konusunda Hz. Peygamber (sav) Efendimizin uygulamaları bize ışık tutmaktadır. Hz. Peygamber (sav) engellileri hiçbir zaman dışlanmamış, imkân ve kabiliyetlerine göre görev vermiştir. Topal bir sahabi olan Muaz b. Cebel’i Yemen’e vali olarak görevlendirmiş, ama olan Abdullah b. Ümmi Mektum’a yıllarca müezzinlik yaptırmış ve on üç defa yerine vekâlet görevi vermiştir.

Yine Hz. Peygamber (sav) Efendimiz bazı melekelerini kaybetmiş olan engelli insanları koruma konusunda hassas davranmış, bu konuda topluma da görev ve sorumluluklar yüklemiştir. Bir örnek olarak ifade etmek gerekirse; Ebû Zer anlatıyor: “Yâ Resûlallah, zenginler sevapları götürüyor! Namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar ve haccediyorlar!” dedim. Resûlullah (sav), “Siz de namaz kılıyorsunuz, oruç tutuyorsunuz ve haccediyorsunuz.” buyurdu. “Ama onlar sadaka da veriyor, biz veremiyoruz.” dedim. Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu: “Sen de sadaka verebilirsin. Yoldaki kemiği kaldırıp kenara koyman sadakadır. (Âmâya veya yol sorana) yol göstermen sadakadır. Gücünle güçsüz birine yardım etmen sadakadır. Konuşmakta güçlük çekenin meramını ifade etmen sadakadır…” ( İbn Hanbel, V, 152)

İslam engelli olan Müslümanlara ibadet ve bazı görevlerini yapma noktasında kolaylıklar sağlamıştır. Ayette; “Köre vebal yoktur, topala da vebal yoktur, hastaya da vebal yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değildirler.) Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de geri kalırsa, onu acı bir azaba uğratır.”  (Feth; 17) buyurulmuştur.

Bu ayette savaş esnasında engellilere kolaylıklar sağlamaktadır. Yine sürekli hastalık veya yaşlılık sebebi ile oruçların tutulamaması durumunda fidye vermek, namazı ayakta ikame edemeyecek olanların oturarak eda etmeleri, sürekli gelen bir akıntı veya kanama sebebiyle kişinin özür sahibi sayılarak abdestte kolaylıklar sağlanması, vücutta yara-bereler sebebiyle sargı bezi kullanılıp mesh imkânı sağlanması bunlardan bazılarıdır.

Diğer insanlar için hayat nasıl bir imtihandan ibaret ise engelliler için de hayat bir imtihandan ibarettir. Allah bir tarafına noksanlık verdiği kulunu başka verdiği imkân ve kabiliyetlerle üstün kılmıştır. Bu nedenle şikâyet etme yerine kişinin içindeki cevheri ve yeteneklerini keşfetmesi gerekir. Çünkü bu hayatta zekâsı veya boyu, posu olan değil istikrarlı bir şekilde çalışan ve hedefe yürüyen kazanır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here