ŞEVVAL ORUCU VE NAFİLE ORUÇLAR

0
168

Ramazan ayını hayırlısı ile bitirdik. Bu ay vesilesi ile birçok kazanımlar elde ettik. Rabbim kazandıklarımızı muhafaza etmeyi ve üzerine ilave kazançlar koymayı nasip etsin.

Bu kazançların en başında oruç tutmak gelmektedir. Orucun maddi e manevi birçok hikmet ve faydaları vardır. Ramazan ayı vesile ile bu konuları geniş bir şekilde izah ettik. Bundan dolayı detaya girmeyelim!

Oruç ilahi kaynaklı bütün dinler de mevcut olan bir ibadettir. Mesela kaynaklarda; Nuh (a.s) ’ın Ramazan ve Kurban bayramları hariç bütün bir seneyi, Dâvûd (a.s.)’ın yılın yarısını, İbrâhim (a.s.)’ın her ayın üç gününü oruçlu geçirdiği, Mûsa (a.s.)’ın da şükür amaçlı oruç tuttuğu, cahiliye dönemin de ise âşûra günü orucu tutulduğu zikredilmektedir.

Oruçlar hüküm yönünden üç sınıfa ayrılırlar; Ramazan orucu gibi farz olan oruç, adak oruçları veya nafile olarak başlanılan ve bir sebeple bozulan oruçlar gibi vacip oruçlar ve bunların dışında ki oruçlar ise nafile olarak adlandırılır.

Muharrem ayı’nın 9.10. veya 10.11. günlerinde, zilhicce ayının ilk sekiz gününde, kurban bayramı arefesinde, her kamerî ayın üç gününde(13.14.15), haftanın pazartesi ve perşembe günlerinde, haram aylar olarak bilinen Zilka’de, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarında ve ayrıca Şevvâl ayında altı gün oruç tutmak, nafile oruçlar arasında sayılmıştır.

Ramazan ayından sonra gelen şevval ayında oruç tutmak da nafile oruçlar kapsamındadır. Şevval ayı aynı zamanda Hac aylarının ilkidir.

Ebû Eyyûb (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Kim Ramazan orucunu tutar ona Şevval’den altı gün daha eklerse tüm seneyi oruçlu geçirmiş gibidir.” Tirmizi Sıyam 53/759

Bu hadis-i şerifin Ahmed b. Hanbel, Dârimî ve İbn Mâce rivayetlerin de; “ Kim iyilik işlerse, ona iyiliğin on misli verilir.” fazlalığı vardır.

Kerim Kitabımız da; “Kim (Allah huzuruna) iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.”  (En’âm 160) buyurulmaktadır.

Ramazan ve Ramazandan sonra şevval ayında 6 gün oruç tutan bir Müslüman toplam 36 gün oruç tutmuş oluyor. En’am suresindeki bu ayet ile beraber düşünülünce 36×10= 360 eder. Yani ortalama bir miladi yıl. Geriye 5 gün kalıyor ki o da bayramlardır. Ramazan bayramının birinci günü ile Kurban Bayramının dört günü oruç tutmak haramdır.

Şevval orucu peş peşe tutulabileceği gibi ara verilerek de tutulabilir. Şevval ayında nafile olarak tutulan oruç, Ramazan’da tutulmayan oruçların yerine geçmez; yani Ramazan’da tutulmayan oruçların ayrıca kaza edilmesi farzdır. Bir oruçta hem kaza hem de nafile yerine niyet edilmesi geçerli olmadığından Şevval ayında tutulan oruçta da bunlardan yalnız birine niyet etmek gerekir. Şevval ayında oruç tutulurken, Ramazan’da tutulamayan oruçların kazasına niyet edilirse bu oruçlar kaza orucu olur.

İmam Şâfiî, Ahmed b. Hanbel ve Dâvûd ez-Zâhirî’ye göre Şevvâl ayında altı gün oruç tutmanın müstehab olduğu görüşündedirler. Söz konusu mezhep imamları, Şevvâl ayı orucunun meşruiyetindeki hikmeti de, ilgili orucu, farz namazlara bağlı sünnet namazlara benzeterek, “Nasıl ki sünnet namazlar, farz namazlardaki bazı noksanlıkları giderirse, Şevvâl ayında tutulan oruç da, Ramazan orucu tutulurken meydana gelen bazı kusurları onarır” ifadeleriyle açıklamışlardır.

Huzeyfe (ra)’nın Hz. Peygamber (sav) den işittiğine göre: “İnsanın ehli, malı, komşusu yüzünden uğrayacağı fitneye namaz kılması, oruç tutması, sadaka vermesi keffâret olur” buyurulmuştur. (Buhari Savm 3/1895)

Dolayısı ile şevval ayında tutacağımız oruçlar mübarek ramazan ayında kazandığımız güzel alışkanlıkların devamına, hem de fitnelerden korunmamıza vesiledir.

Yazımızı bir kutsi hadis-i şerif ile bitirelim!  Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah şöyle buyurdu: “Kim benim bir velî kuluma (dostuma) düşmanlık ederse, ben de ona harp ilân ederim. Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu severim. (Sevince de) artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden isterse muhakkak ona (istediğini) veririm. Bana sığınırsa muhakkak onu korur ve kollarım…”” (Buhârî, Rikâk, 38)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here