Markalaşmak

0
393

Ülkeler, ekonomilerinin içinde ürettiği ve özellikle tüketime yönelik ürünlerini iç ve dış pazarlara sunabilmek için markalaşmak gibi bir zorunluluk ile karşı karşıyalar.
Ülkemiz, bunu geç olsa da anlamış durumda. Kaliteli üretim, düşük maliyetli üretim tek başına bir anlam ifade etmiyor. Ürünleri markalaştıramadığınız sürece, özellikle dış piyasalarda çok şansınız yok. Ancak, markalaşma salt tüm dünya nüfusunun bildiği bir isim olmak değil.

Hedef kitleniz olan kişi ve kurumlarca bilinir olmanız önemli. İsmini çok fazla insanın bilmediği fakat, hedef kitlenin neredeyse tamamının bildiği markalar mevcut.
Kanaatimce asıl olan budur.
Hedef olmayan kitle tarafından bilinir olmak, boşa zaman ve kaynak israfından öteye değildir.

Devasa markalar ligine girmek, günümüz ekonomik ve siyasi şartlarında çok zor.
Zira, uluslararası diye sınıflandırılan markalar, üründen çok, markaya sahip olan devletlerin markası olmuştur.

Buna verilebilecek en önemli örnek ise, hazır gıda ve gazlı içecek markalarıdır.
Bu markaların merkezi olan ülkeler, sadece ürün değil bir yaşam kültürü de sunmaktalar.
Bundan dolayı da, bu markalar devletlerin desteği ve koruması altındadır.
Türkiye olarak biz ne yapmalıyız?

Ülkemiz, özellikle tarım alanında marka olma şansına sahip olan nadir ülkelerden biri.
Zeytinimiz, fındığımız, incirimiz, kirazımız, kayısımız ve diğer tarımsal ürünlerimiz Uluslararası marka olmaya hazır değerlerimiz.

Özelliklede zeytini gereğince değerlendirebilirsek, bu yolda önümüz oldukça açık.
Zeytinyağının geleneksel yöntemler ile üretilmiş şekli, dünya mutfaklarında gurme ürün olarak değerlendirilmekte.

Ülkemizde, bu yola gönül vermiş markalarımız mevcut. Ve ürünlerini dünya sahnesine kendi markaları ve Türk Malı etiketleri ile çıkartıyorlar.

Yaptıkları iş çok zahmetli.

Devletin yapması gereken, bu tür üretimlere destek vermesi. Eğer ciddi bir çalışma yapılır ve gerekli değer verilirse, Türk zeytinyağı, gurmelerin markası olacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here