“ÇOCUĞUNU EŞİNİ SEVEN; BİNASINI KONTROL ETTİRSİN”

0
49

17 Ağustos 1999’da meydana gelen büyük depremin üzerinden 23 yıl bir ay geçti. Merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan büyük bir deprem meydana gelmişti. Sabah 03.02’de başlayan 7.4 büyüklüğündeki deprem 45 saniye sürdü. Bilançosu çok ağır oldu. Resmi verilere göre 17 bin 840 kişi öldü, 43 bin 953 kişi yaralandı. 285 bin konut ve 40 binden fazla işyeri hasara uğradı. Biliyorum bunları iyi biliyoruz, ama…

İşte o “ama”sı için, yani unutmamak için zaman zaman hatırlamakta fayda var diye düşünüyorum. Çünkü o günler ve yaşananlar hâlâ gözlerimizin önünden gitmiyor. Bir can kurtarmak için umutla çalışan yetkililerin bu çabaları bazen bir canı kurtardı, çoğu zaman da yıkıntıların arasında kayboldu, eridi gitti. Tabii geçen o sayılı birkaç günün ardından bekleyenlerin umutları da aynı zamanda eridi gitti. Sonrasıysa tam bir trajedi, bazıları tanınmayacak bir şekilde göçük altından çıkan bedenlerin DNA ile kimlik tespitleri ve cenazelerin toprağa verilişi sırasında yaşanan büyük acılar. Bunları birçok kişi ya bir yakınında yaşadı, ya da bir tanıdıklarının yakınında… Biz de o süreçte daha yirmili yaşında bir hısmımızın çocuğunun cenazesine gitmiş ve acılarına ortak olmuştuk. Allah kimseye yaşatmasın böyle acıları…

Âmin diyelim ve ülkemizin deprem gerçeği konusuna dönelim. O gün olan depremin bu kadar çok can kaybına yol açmasının sebebi olarak kaçak yapılar ve daha ucuza mal etmek için malzemeden çalan müteahhitler gösterildi. Yaklaşık 2100 dava açıldı. Zorunlu deprem sigortası gibi düzenlemeler getirildi, halkın bilinçlendirilmesi için çalışmalar yapıldı. Hayatımıza ‘kentsel dönüşüm’ kavramı girdi. 17 Ağustos depremi Türkiye’nin yaşadığı en büyük doğal afetlerden biri olarak tarihe geçti. Peki, geçen 19 yılda ne değişti? Burada sözü uzmanlara bırakalım…

Afet ve Acil Durum (AFAD)Başkanlığının bu konuda bir tespiti var:

“Bu tarih milat oldu. Yapı denetimleri başladı. Arama kurtarma kapasitesi o günlerin kat kat üzerine çıkarıldı. En büyük değişim risk azaltmada oldu. Bugün kentsel dönüşüm afet yönetiminin en önemli parçalarından biri. Yolların kapalı olduğu yerdeki enkaza insan kaynağı yetmez. Kentsel dönüşümün hızlanması gerekiyor. Zaten imar barışının temel faktörlerinden biri de kentsel dönüşüme kaynak bularak hızlandırmak. Binalar hakkında daha geniş bilgi sahibi olunarak yoğun kentsel dönüşüm çalışmaları yapılacak. Vatandaşın da katılımı şart. Türkiye’nin yarısından fazlası deprem kuşağında yaşıyor. Kişiler kendi binasından emin olmalı, belediyeye gidip binama bakın demeli, sağlam değilse kentsel dönüşüm başlatılmasını talep etmeli. Çocuğunu, eşini seven binasını kontrol ettirsin.”

Deprem anındaki toplanma alanlarıyla ilgili de şunlar öneriliyor:

“Yetki yerel yönetimlerde. Belediyelerden beklentimiz ilin afet riskine ve nüfusuna göre yeterince toplanma alanı belirlemesi. Ancak toplanma alanları değişmez değildir. Şehirler gelişiyor. Belediye bir parkı imara açıp başka alanı toplanma merkezine çevirebilir. Deprem, ülkemizde hiçbir zaman unutulmaması gereken bir gerçek. Afet gelecek. Tedbir kültürünü değiştirmeli, ‘Kötü evdeyim ama fiyatı uygun’ dememeliyiz. “

Evet, uzmanların görüşleri de bu yönde, yani önce tedbirimizi alacağız, sonra tevekkel Allah diyeceğiz. Yine iş bizlere düşüyor. Bizler de gayret sarf edeceğiz. Devletin bize sunacağı imkânlardan da yararlanmak için fırsatları değerlendireceğiz. Rahmetli deprem dede Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara’nın dediği gibi bizi deprem öldürmüyor, binalar öldürüyor. Allah hepimizi deprem felaketinden korusun inşallah…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here