Psikiyatrist Dr. Bekir Ceylan: Otizmde iyi bir eğitim önemli

0
1073

ÖZEL HABER – Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Psikiyatrist Dr. Bekir Ceylan, otizmin belirtileri ve ailelerin yapmaları gerekenleri anlattı. Ceylan, “Otizmi 1 yaşından önce tanımak pek mümkün değil çünkü belirtiler değişebiliyor. Zaten otizm belirtileri 18 ay civarında belirginleşmeye başlıyor, 1-2 yaş arasında belirtiler artıyor, 2-3 yaş arasında da oturmuş oluyor. Aslında 3 yaşından önce bir çocuğa güvenilir bir şekilde otizm denebilir ama biz yalnızca risk seviyesi söylüyoruz. Örneğin ‘Otizm açısından yüksek riskli’ diyoruz ve özel eğitime başlıyoruz. 3 yaşından önce tanı koymamamızın nedeni belirtilerin çok hızlı değişebilmesi. Bazen çok olumsuz gördüğünüz çocuk 3-4 ay iyi bir özel eğitim aldığında hiçbir şeyi kalmıyor. Yine de risk görüp eğitime yönlendirmediğimiz kimse olmuyor. ‘Bekleyelim, görelim’ tarzında bir tutum içinde olmuyoruz” dedi.

ERKEN TEŞHİSİN HASTALIĞIN SEYRİNE BİR KATKISI VAR MI?

Ceylan’a sorduk; “Erken teşhisin hastalığın seyrine bir katkısı var mı?” İşte verdiği yanıt: “Evet, var. Bir kere gerçekten erken teşhis alanlar yani 3 yaşından önce risk seviyesini söyleyip özel eğitime başlayan bir çocuk tamamen düzelebiliyor. Bu çocukların bir kısmını bıraksak otizm olacak mıydı bilmek mümkün olmayabilir. Tabii o riski alıp çocuğu kendi haline bırakmıyoruz. Genellikle erken başladığımız, kaliteli ve yeterli yoğunlukta eğitim alan çocuklar ilerleme gösteriyor.”

ÖZEL EĞİTİMDE NELER YAPILIYOR?

Özel eğitimde birkaç ana yöntemin olduğunu belirten Ceylan, şu bilgiyi verdi: “Biri, ABA olarak bilinen davranışçı yöntem. Çocuğu motive edecek şey (yiyecek, oyuncak gibi) her neyse onu kullanarak çocuğa hedeflediğiniz davranışları kazandırıyorsunuz. İstemediğiniz davranışta (örneğin başkasına vurma) ödül vermeyerek onu kesmeye çalışıyoruz. Diğer yöntemlerde ise ilişki temelli davranışlar var. Bunların bir kısmı doğal ortamda öğrenmeyi içeriyor. Bir de floortime denen, oyun üzerinden giden ve 0-6 yaş arasında otizm iletişim terapisi denen iki ayrı tedavi var. Literatüre baktığınızda bunlar içinde en yoğun kabul göreni davranış analizi. Diğerleri konusunda da araştırmalar fena değil.”

ÖZEL EĞİTİMİN NE KADAR SÜRDÜRÜLMESİ GEREKİR?

Özel eğitimin sürdürülmesinin belirtilere göre değiştiğini, birçoğunun ömür boyu desteğe ihtiyacı olduğunu anlatan Ceylan, “Özellikle bilişsel gelişimde yani zeka sorunu olanlarda, dil gelişimi olmayan birinin hayatını sürdürme ihtimali çok düşük. Kendi başına yaşamını sürdüremeyecek durumda olanların oranını en azından yüzde 50 diye söylemek lazım”  diye konuştu.

OTİZMDE BİR ARTIŞ VAR MI?

Otizmde sayı olarak bir artış olduğunu anlatan Ceylan, bu artışın tartışmalı olduğunu kaydederek, “Çünkü tanı sistemi değişiyor. Örneğin Amerika’da 8 yaşındaki çocukların zihinsel gelişim tanısı almasındansa otizm tanısı alması daha iyi. Çünkü devlet 25-30 saat yoğun bir destek parası ödüyor. Ama diğerinde ödemiyor. Bütün bunları bir kenara koysak dahi otizmde bir artış olduğu kesin”  dedi.

ARTIŞIN SEBEPLERİ NELER?

Psikiyatrideki bütün bozuklukların hem genetik hem de çevresel olduğunu, genetik dendiği zaman ailelerin ‘Ama bizim ailemizde kimsede yok ki’ diye yanıt verdiğini söyleyen Ceylan, “Oysa genetik dediğimiz şey anne veya babada olacak ve ondan geçecek anlamına gelmiyor. Bir bozukluğun genetik olduğu şöyle açıklanıyor: Tek yumurta ikizleriyle çift yumurta ikizleri karşılaştırılıyor. Tek yumurta ikizlerinin birinde otizm varsa diğerinde olma sıklığına bakıyorsunuz. Çünkü tek yumurta ikizlerinde bütün genler yüzde 100 aynı. Çift yumurta ikizlerinde ise yüzde 50 aynı gen var. Sonra ikisini karşılaştırıyorsunuz. Bu çalışmalar, tek yumurta ikizinizde otizm olduğunda sizde olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu gösteriyor. İkiz seçilmesinin nedeni aynı ortamda büyümeleri yani çevresel  etkenlerin aynı olması”  diye konuştu.

ÇEVRESEL ETKENLER NELER?

Ceylan, çevresel etkenlerin aşıyla ilgili olmadığını ifade ederek, “Tıp dünyasında en iyi bilinen, çok büyük çalışmalar yapılan, milyonlarca çocuk incelendikten sonra otizmin aşıyla ilgili olmadığı artık net. Çevresel faktörlere gelince. Çevre ana rahminde başlıyor. Gebelikte annenin geçirdiği enfeksiyonların ilişkili olabileceğini düşündüren çalışmalar var. Yine doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması gibi doğumla ilgili olduğunu düşündüren etkenlerden söz ediliyor. Ama doğumda oksijensiz kalmak, dikkat eksikliği, hiperaktivite, öğrenme güçlüğü gibi sorunlara da yol açıyor. Bir de ileri baba yaşının otizmin çıkmasında etkili olduğunu gösteren araştırmalar dikkat çekici. İleri anne yaşı da etkili ama ileri baba yaşı daha etkili. Yine fenilketonüri gibi genetik hastalığı olanlarda otizm daha sık görülüyor. Dolayısıyla durum biraz karışık. Normalde otizmli çocuklarda açıklanabilir bir sebep bulma ihtimaliniz en fazla yüzde 10 civarında. Daha ileri genetik analizler yaptırırsanız bu oran yüzde 30’lara çıkabilir. Ama otizm vakalarının en az yüzde 90’ınında bir sebep bulamazsınız”  diye konuştu.

“İLAÇLA TEDAVİSİ YOK MU?”

Ceylan ilaçla tedavi konusunda şu değerlendirmeyi yaptı: “Ana belirtilere yönelik özel eğitim dışında bir tedavi yok. Ama davranış sorunları gibi yan belirtilere yönelik var. Bu çocuklarda her türlü öğrenme sorunu, dikkat problemi, hiperaktivite, kendine ve etrafına zarar verme, biraz daha büyüdüğünde kaygı, depresyon görülebilir. Bunların hepsi ilaç tedavilerine yanıt verir. Ama sosyal ilişki, iletişim sorunları gibi ana belirtilere yanıt vermiyor.”

“GEN TEDAVİSİ ÇALIŞMALARI VAR MI?”

Otizmin, bin kadar genle ilişkili olduğunu, bunun gen çalışmalarını imkansız hale getirdiğini anlatan Ceylan, açıklamasında “Bilimsel araştırmalarla ilgili çok ciddi paralar harcandığı halde süper sonuçlar çıkmıyor. Otizm bir tanım. Yani bir davranış görüyorsunuz, o davranış tanımı otizmdeki kriterleri karşılıyorsa o zaman tanı koyuyorsunuz. MR’da, EEG’de çıkmıyor. Tansiyon gibi ölçülürken ya da kan tahlili gibi analiz ederken belirlenemiyor. Hasta grubuna dışarıdan baktığınızda ortak belirtileri olan ama birbirine hiç benzemeyen kişileri görüyorsunuz. O nedenle otizmde her birey sizi şaşırtır, çok değişkendir” ifadelerine yer verdi.

“TEDAVİYE İYİ YANITI NELER BELİRLİYOR?”

Tedaviye cevap verirken 4 hususun olduğunu, bunların zeka, konuşma, belirtilerin şiddeti ve tedavinin erken başlaması ve kalitesi olduğunu kaydeden Ceylan, “Bütün bunlara rağmen önemli oranda kötü gidişat olabiliyor. Bir kere tam düzelme o kadar kolay bir şey değil. Sosyal iletişim o kadar karmaşık bir şey ki. Bizim çok zeki, iyi okullardan mezun, üniversiteli olan otizmli gençlerimiz var. Ama sosyal sorunlarını halledemiyorlar çünkü insanlar 30 saniyede ‘Bir gariplik var’ diye anlıyor. Bu bazen çok sıkıntı yaratıyor bazen de sorunu pek anlamıyorsunuz. Eksiden durum daha sıkıntılıydı. Bundan 20 yıl önce asistanken kimsenin düzeldiğini görmüyorduk” dedi.

“OKULLARDA EĞİTİM KONUSUNDA NELERE BAKILIYOR?”

Ceylan, bu soruya şu yanıtı verdi: “Okullar otizmli çocuklar için şunlara bakıyor. Birincisi çocuk öğrenebiliyor mu? İkincisi, çocuğun kendini ifade etmesi yani konuşması ne durumda? Üçüncüsü, çocuk komut alabiliyor mu ve davranış sorunu var mı? Bunlar uygunsa okul alabiliyor. Okullar endişeli tabii, alışık olmadıkları bir durum. Bazen çok fazla düzenleme yapmaları gerektiğini düşünüyorlar. Birçok durumda devlet okulları, otizmli çocuklara özel okullardan çok daha yardımcı oluyor.” Cengiz GÜNER

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here