Receb Ayı

0
80

Receb Allah’ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ise ümmetimin ayıdır. ( Hadisi Şerif)

Rahmetin, mağfiretin yağmur gibi gönlümüze yağdığı bu günlerde, mübarek üç ayların ilki olan Receb ayını, İslam âlemi olarak idrak etmeye çalışmaktayız. Kutlu gün ve geceleri içinde barındıran bu günler bizlere kimin kapısında durduğumuzu bir kere daha hatırlatması açısından ve inşaallah bu şuuru bütün bir ömre yaymaya çalışmak adına ibret verici ve uyarıcıdır.

Receb sözü tercib kelimesinden türemiştir. Tercib[1], saygı gösterme anlamına gelir.  Âlimler, re-ce-be harflerini şu şekilde yorumladılar. RE: Allahın rahmeti, CE: Kulun günahları-cürmü, BE: Allahın iyiliği-ihsanıdır. Ümmül müminin, Hz.Ayşe radiyallahu anha; Resul aleyhisselamdan şöyle rivayet buyuruyor[2]: ‘ Kıyamet gününde, bütün insanlar açtır. Yalnız nebiler ve enbiyanın ehilleri ile, Receb, Şaban ve Ramazan aylarında oruç tutanlar müstesnadır. Receb, Şaban, Ramazan aylarında oruç tutanlar için susuzluk ve açlık yoktur.’

Hepimiz, zaman zaman, belki de her zaman, Hakkın kapısında dilenci olduğumuzu unutuyoruz. Bütün istek ve duaları yalnız O’na arz ettiğimizi ve yalnız O’nun kabul edebilme gücüne muktedir olduğunu binaenaleyh, EL MUCİB[3] esmasıyla tecelli etiğini idrak edemiyoruz. Kimi zaman sıkıntı ve belalar ile kimi zaman ise mübarek gün ve geceler ile hatırladığımız dilenciliğimizi, gaflet ve dünyaya dalıp, içimizin derinliklerine hapis ediyoruz. Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür, insanoğlu çabuk unutur amma hatırlamak da aklın nimetlerindendir.

Dilenci…

Dilenci[4], kısaca geçimini dilenerek sağlayan kimseye denir. Arapçada fakir[5], farsça da Geda[6] olarak da adlandırılan bu kelimenin bize fısıldadığı, anlatmak istediği bir şeyler olsa gerektir. Biz insanların İhtiyacı için el açan bir dilenciden ne farkı vardır? Bizlerde Allah’ın karşısında ihtiyaç sahibi, perperişan değil miyiz? Bir dilenciyi düşünün,  kapı kapı muradına ulaşmak için dolanır, sabahtan akşama bunun için çalışır, gayret eder. Alacağı dünyalık bir geçimlik, midesini doyurmaktan öte nedir. Amma eşrefi mahlukat olan insanın hali böyle midir? O, görünüşte alçaldıkça maneviyatta yükselir. Acizliğini fark ettikçe kıymetlenir, ruhu huzur bulur, sükûna kavuşur.

O yüce Padişahın kapısını bir dilenci mahcubiyetiyle, gözyaşları ile samimi bir şekilde çalar isek, el açarsak, gönlümüzü sunarsak, Hakkın kapısına Onda olmayan bir şey ile yokluk ve acziyet ile gidersek, kim bilir ne güzel lütuflarla ruhumuz cuşa gelir. Üstelik âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellemin, rivayet ettiği bir hadisi kutside[7] Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: ‘Kulum bana bir karış yaklaşğı zaman, ben ona bir arşın yaklaşırım; o bana bir arşın yaklaşınca ben ona bir kulaç yaklaşırım; o bana yürüyerek geldiği zaman, ben ona koşarak varırım.’   Öyleyse bu uzak bilmelerin sebebi nedir? Kuluna böylesi değer veren ve lütfeden bir Yaratıcının karşısında, dilenmek, el açmak bir kul için ancak şeref olabilir.

SATILIK KÖLE HİKÂYESİ

Bir gün, efendisi tarafından satılan bir köleye yüreğim acıdı. Zira köle, yakasını paçasını yırtarak şöyle inliyordu; ‘ Benden iyi binlerce köle bulabilirsin sen. Ama ben, senin gibi bir efendiyi bir daha asla bulamayacağım!’

Dua: Ey güzel Rabbimiz, senin bizden iyi binlerce kulun vardır ve olacaktır da. Lakin bizim senden başka Rabbimiz, gidecek kapımız yoktur. Lütfu ilahinle bizleri bağışla, sıratı müstakimden bizleri ayırma, sevginin tatlılığı ile bizleri rızıklandır. Bizleri sana kul olmanın sevinciyle mesut eyle. Amin

[1] İmam Gazali, Mukaşefetül KULUB, S.514

[2] Muzaffer Ozak, İrşad, cilt 1, S.259

[3] El Mucib: kendine yalvaranların isteklerini veren , Muzaffer OZAK, İrşad cilt 1, S.20

[4] Sozluk.gov.tr

[5] luggat.com

[6] luggat.com

[7] Sahihhadis.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here