Tarih Romanlarında Kimlik Arayışı: Badem Ağacı ve Küçük Ağa

1
141

Bugün, Michelle Cohen Corasanti tarafından yazılan Badem Ağacı romanı ile Tarık Buğra’nın Küçük Ağa romanlarını kimlik ve ulus sorunu konu başlığında analiz edip karşılaştıracağım.

Küçük Ağa romanında, birkaç kişi önderliğinde halkın kollektif mücadelesi yer alırken Badem Ağacı romanında ise ana karakter 8 yaşındaki Ahmet’in var olma ve kendisinden büyük biçilen ayakkabılara sığma çabasını ve bu karakterin gelişim sürecine tanıklık ediyoruz. Ulusların yaşadığı sosyo-kültürel değişimler, edebi eserlere de yansır.

Sosyolog Bauman’ın da dediği gibi “Kimlik sorunu, refah bir devletin yıkımı ve ona eşlik eden güvencesizlik duygusuyla doğru orantılı gelişir.”

Küçük Ağa ve Badem Ağacı, sanatın, ayna görevini gördüğü romanlardandır. Küçük Ağa romanı, tarih dalında Türk Edebiyatında yazılan bazı diğer romanlardan farklıdır. Çünkü tarihi, halk seviyesinde yani Anadolu’yu romanda izleyici kitle yapmaktansa aktif rol alan, Anadolu insanın asıl karakterler olduğu bir eser yazmıştır. Tarık Buğra’nın yaptığı söyleşilerin birinde söylediği, “sanatta tek birim, tek çıkış noktası insandır” sözü de kitabını yazma mentalitesini açıkça belirtir.

“Tarık Buğra, Küçük Ağa romanında, Millî Mücadele’nin toplum hafızasındaki etkisini farklı bakış açısıyla okuyucuya yansıtır. Küçük Ağa, kültürel açıdan değişen zihniyetin, metaforik boyutta aktarımıdır; yazar, bu romanda Osmanlı Devleti’nin engellenemez bir intihaya sürüklenen durumu karşısında, istikbalini önceleyen insanı, ana karakter olarak Küçük Ağa’nın şahsında anlatır.”

İki romanda da karakterler ve mekanlar sembolik anlam taşıyor. İlk olarak mekan tasviriyle, Osmanlı’nın yıkım aşamasına dair okuyucuyu aydınlatan Buğra, daha sonra da karakterleri bu mekanlar içine yerleştirerek insan psikolojisini mekanla birleştirmiştir. Tarık Buğra’nın memleketinin Akşehir yani romanın geçtiği yer olması da mekan olgusunun romanda rastgele seçilen bir arka fon niteliği görmekten çok uzak ve dönemin sembolik tasvirindeki önemini gösteriyor. Badem Ağacı romanında da yazar Cohen’in Amerika’da yaşayan İsrail asıllı biri olmasının önemi göz önüne çıkıyor. Mekan kavramı savaş öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılabilir. “Babam Nasıra’daki sanat okulundayken kendisinin pek çok portresini çizmişti. Ek olarak şunlar vardı: portakal bahçemizin önünde piknik yapan biz, okuldaki ilk günüm, köy meydanında Ebu Hüseyin kolu çevirirken deliklerden hareketli resimleri seyreden Abbas ile ben ve annem bahçesinde.”

Benim değinmek istediğim ilk karakter İstanbullu Hoca. Toplumda yer alan kolektif şuurun bir nevi vücut bulmuş halidir İstanbullu Hoca. Devlet tarafından Akşehir’e gönderildiği için biz Osmanlı hükümetini, İstanbullu Hoca olarak romanda görüyoruz. Akşehir Milli Mücadele’den sonra artık yorgun düşmüş bir kasabadır. Kimliksiz kalma korkusu, bir özgün benliğe sahip olamamak, Akşehir halkının çok korktuğu bir durumdur. Böyle bir ortamda da depresif, umutsuz, güvensiz bir halk karşımıza çıkar. İnsanların da İstanbullu Hoca’ya yanaşması, Osmanlı’nın şatafatlı dönemlerine bir gönderme.

Özellikle de 1. Dünya savaşı artık bitmiş olduğu için geri dönenlerin ki geri dönenlerin de ya bir kolu eksik ya da bacakları kopmuş, bu moral arayışında da Osmanlı’nın halifelik yetkisini etkin kullanan İstanbullu Hoca halkı kendi tarafına çeker. Hatta karakterlerden biri, “Kolsuz, bacaksız dönmektense hiç dönemeseydim” der. Romanı okurken benim durup düşünmeme sebep olmuştur bu söz. Halkın çaresizliğini de özetler nitelikte. İstanbullu Hoca; namuslu, akıllı ve saygıya değer biri olarak bilinmesine rağmen yeni düzene ayak uyduramamıştır. Tıpkı, devletin o zamandaki hali gibi. Eski şanlı halinde değildir, o hali tarihte kalmıştır.

Diğer bir karakter, Küçük Ağa da kültürel değişimin vücut bulmuş hali. 600 yıllık saltanattan yani İstanbullu Hoca’dan Küçük Ağa’ya bir geçiş vardır. Bu karakterler, halkın kimlik bulma arayışına ithaftır.

Milli Mücadele’nin Türkiye’sine benzer olarak Filistin-İsrail savaşı da halkın kimlik buhranına yol açar. Ana karakter, Ahmet’in gözünden onun ailesine bakma, aynı zamanda da kendi kimliğini keşfetme çabasını gözlemliyoruz. 12 yaşındaki Ahmet’in babasının işlemediği bir suç yüzünden İsrail hükümeti tarafından tutuklanmasıyla ailenin tüm yükü bizim ana karakterimizin üzerine düşüyor.

Ahmet karakterininin kendisi de bir sembolik kimlik. Ailesi de Ahmet gibi sembolik önem taşıyor. Ahmet, yalnızca kendisini değil, onun durumunda olan Filistinli birçok çocuğun hikayesini anlatıyor. Michelle Cohen, insanların bilgisizlikten, cehaletten ve korkudan dolayı nefret ettiklerini düşünüyor ve bunu romanda da çok güzel bir şekilde gösteriyor. Duyguların tasviri, betimleme, ve sembolizm roman süresince anlatımı zenginleştirmek için sıklıkla kullanılmıştır. Roman, Küçük Ağa’dan farklı olarak savaşın bir ulus üzerindeki etkisini anlatmaktansa bir aile özelinde duruyor. Hatta direkt olarak Ahmet’in yaşam serüvenini ve savaşta, bir kimlik yaratma, hayatta var olma uğraşını anlatıyor. Kitap yalnızca insanın savaştan etkisini değil, aynı zamanda doğanın da nasıl etkilendiğine değiniyor. Filistinli bir karakter, birçok ağacı kesen İsrail ordusunun tankların üzerine portakal düşüp hasar alacağından korkmasını satirik bir şekilde eleştiriyor, dile getiriyor. Kitap ile yazarın ilişkisi oldukça dikkat çekici çünkü yazar İsrail asıllı bir Yahudi. Ancak kitap Filistinli bir çocuk bakış açısıyla, 1. Anlatıcı bakış açısıyla yazılmıştır. Kitap, Filistin yanlısı olarak İsrailli biri tarafından yazıldığı için bu noktada çok eleştiri toplamıştır.

Ama bence bu durumun eleştirilecek bir yanı yok. Çünkü yazar, Filistin yanlısı olmaktan çok uzakta. Savaşta taraf tutan taraf hiç değil. Yalnızca tüm saltlığıyla bir çocuğun hikayesini anlatıyor.

Karakterler ve mekanların dışında kitabın ismini oluşturan Badem ağacı da sembolik bir değer taşıyor. Sefalet içinde kendi vatanlarından göç etmeye zorlanan bu ailenin umut dışında ellerinde hiçbir şey kalmamıştır. Boş zamanlarını Badem Ağacı altında geçirmiş ya da ağaca tırmanmıştır Ahmet. Bu Ağaç, Ahmet’in altında hayal kurabildiği bir yardım uzatan bir dal olmuştur. Ahmet’in matematiğe olan sevgisi ve ilgisi onu bu sefaletten kurtarmış, Ahmet MIT üniversitesine kabul almış ve Amerika’da hayatına devam etmiştir. Daha sonra, Filistin’e geri dönmüş ve yeğeninin de Amerika’da eğitim almasına yardım etmiştir, bu badem ağacının dalını ona da uzatmıştır. Ancak, Hamas’a katılan yeğeni bu fırsatı değerlendiremiyor.

Kısacası, bahsettiğim üzere iki romanda da sembolizm “Kimlik ve Ulus” sorununun okuyucuya aktarılmasında önemli bir yer almıştır. Aynı zamanda bakış açıları da bu iki romanın olay örgüsünde, örgüyü kuran unsur olarak bulunur.

Badem Ağacı’nda Milli Mücadele dönemi gibi toplumsal bir başkaldırı olmasa da savaşa karşı bireysel bir başkaldırı görüyoruz. Ben son olarak demek istiyorum ki: bireyler yaşadıkları toplumda kimlik var olamazlar. Bu kimliği İstanbullu Hoca’da gördüğümüz gibi devletten medet umabilirler, daha sonrasında geliştiği üzere Küçük Ağa gibi bir yenilikçi karakterde de bu kimlik buhranından çıkış vücut bulabilir. Badem Ağacı romanında olduğu üzere, Ahmet’in kendi kimliğini kendisinin yaratması da bu arayışın diğer örneğidir.

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here