TEVFİZNAME 18.BENT

0
148

Geh mu’tî ü geh mânî

Geh darr ü gehi nâfî’

Geh hâfid ü geh râfî’

Mevlâ görelim n’eyler

N’eylerse güzel eyler

Her şey yerli yerince, Olması gerektiği gibi. Nakıslık bizim şaşı bakan gözümüzde. Celal da Cemal’ de onun sırrı. Ayna sırlanmasa nasıl gösterirdi. Diler alçatır diler yükseltir. O ki herşeyi bir hikmetle yapar. Sen gönlüne bak da gör, neler fısıldamakta. Dersen ki aynam kördür göstermez. O vakit bir ayna ustası bul da kesreti vahdetle hemdem eylesin.

Yine haddi aştı kelam. Ey nefsim! Seni ateşle eğitmek lazım gelir. Var git hünerli Ateşbazın yamacına da sana ateşin aşkını öğretsin. Of çekme ki nazlı gönlü incinip sırları saklamasın. Hem ateş olmadan nasıl parlatırsın bu gönlü. Celal olmasaydı Cemal görünür müydü hiç. Sen iyisimi Celal ile Cemali bir gör. Lütuf ondan sonra gelir.

Bir gün bir köle gerçeği aramak için yollara düşmüş. Az gitmiş uz gitmiş. Nice memleketlerde dolanmış durmuş hakikati aramak için. Aç, sefil sokaklarda yatmış. Ne çok uyumuş, ah gaflet! Bir ağaca yaslanmış dinlenirken bir kuşun acı acı feryatları kaplamış etrafı. Rahatsız olmuş köle, kalkıp gitmiş ordan.

Bir köye gelmiş. Günlerdir açım ne olur biraz ekmek… Köylüler acıyıp yiyecek vermişler. Oturmuş bir kenara tam yiyecek bir köpek saldırmış. Yapışmış paçasına, rızkım da rızkım der dururmuş. Rızkımı ver. Köle tekmeyi vurmuş köpeğe. Kurtarabildiği kadarıyla ekmeği almış kaçmış ordan.

Düşünmüş içinden: “Ey Allah’ım ben seni ararım ama bu başıma gelenlerde nedir.” Ses seda yok… Köle yine yollara düşmüş. Diyar diyar gezerken talih kuşu başına konmuş. Aman Allah’ım konaklar, pahalı elbiseler, altınlar… Bu diyar da ne güzelmiş ,buradan gitmeyeyim demiş kendi kendine. Günler birbirini kovalamış tabi. Bizimki pek alışmış bu hayata.

Sonra bir gün kapısını bir dilenci çalmış. Ne istersin bre gafil demiş! Ne rahatsız edersin. Bu üstünün pisliği nedir? Benim gibi bir Padişahın kapısına destursuz nasıl gelirsin. Dilenci öyle kötü kokuyormuş ki Padişah içinden şu sefil bir gitsin güzel kokuların içinden çıkmayacağım demiş. Dilenciyi kovmuş, kapıyı da suratına çarpmış.

Padişah o gece kendini mis kokular, çiçekler içinde meşk ederken görmüş. Bir daha düşünmüş ne devletli ne büyüğüm! Derken o dilenci birden karşısında bitivermiş. Hiddetlenmiş tabi, ne ararsın rüyamda! Hala senin pis kokun ile uğraşırım, demiş. Dilenci gülmüş, ben senin bir zamanlar aradığın gerçeğim, demiş. Padişahın yüzü asılmış, sanki kara bulutlar çökmüş birden.

Demiş ki, sen ne dersin gafil herif! E hani bir vakitler diyar diyar dolaşıyordun. Aç, sefil bir hal içindeydin. Arar idin , ne oldu da bu hale geldin bilmek istemez misin? Padişah iyice korkmaya başlamış tabi ve demiş ki arar idim bulamadım, Allah bana bi kere bile cevap vermedi. Benim suçum nedir?

Dilenci gülmüş. Allah sana cevap vermedi öyle mi? Vah sana! Hani bir ağacın dibinde eyleşir dururdun da bir kuş dalına konup aşk nağmeleri fısıldamıştı. O konuştukça sen rahatsız olup kaçmıştın! Hani aç idin, köylüler ekmeğini senle bölüşmüştü. Sana bir köpek gelip rızkını isteyivermişti de onu tekmelemiştin. Hani Allah sana altınlar, elbiseler vermişti. Zevk ve sefa içindeydin. Kapına ben geldim, etmediğin hakaret kalmadı.

Demek sen gerçeği bu kadar ucuz ve kolay sandın! Yazık sana! Üç kere kapına geldik ve gördük ki senin tek aradığın zevkü sefaymış! Padişah ağlamaya başlamış tabi. Af edin, af edin bilemedim… Dilencinin birden görünümü değişmiş. Temiz, şık kıyafetler içinde görünüvermiş. Padişah şaşırmış tabi. Şimdi de dön kendi gerçeğine bak demiş.

Padişah bi bakmış ki güzel kokular , çiçekler içinde gördüğü yer pislik içindeymiş. Üstü başı rezil bir hale dönüvermiş. Demiş ki bu nedir! Bu sensin demiş, dilenci ve kayboluvermiş. Bizimki bir telaş bir korku içinde uyanmış. Körlüğüne ağlamış, tövbe etmiş. Yine yollara düşmüş. Malı mülkü de ihtiyaç sahiplerine bırakmış.

Ee… O ki mülkün padişahı, yegane sahibi. Hep Cemal ile cevap verecek değil elbet! Bazen de Celal ile görünecek… İki diyecek bir anlayacağız… Baki selamlar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here