Veteriner Hekimler Odası Başkanı Tanrıkulu: Siyaset üstü milli hayvancılık politikası üretmeliyiz

0
773

ÖZEL HABER – Veteriner Hekimler Odası Başkanı Hüdayi Tanrıkulu, pandemi döneminde en çok gıda ve hayvansal ürünlere talebin üst noktaya çıktığını söyledi. Tanrıkulu, “Büyükbaş ve küçükbaş hayvan üretiminin ne kadar zor şartlarda yapıldığını üreticiler ve biz Veteriner Hekimler biliyoruz. Yetiştirici olmaz ise üretim olmaz. Yetiştiricilerimizi piramidin tabanına değil en üstüne yerleştirmeliyiz. Bazı noktalarda da fedakarlığı hep yetiştiriciden beklememeliyiz” dedi.

Balıkesir Veteriner Hekimler Odası Başkanı Hüdayi Tanrıkulu, pandemi döneminde yaşanan sorunları, hayvansal gıda üretiminde yapılması gerekenleri HABERCİ’ye anlattı.

Tanrıkulu, “Yıllardır sorun olarak konuştuğumuz konular aynı. Üretici para kazanamamaktan yakınıyor, tüketici gıda çok pahalı diyor. Üreticiyi üretim aşamasında koruyup kollayamazsak, tüketiciyi de fiyatlar noktasında koruyamayız. Maalesef uygulanan strateji ve politikaların eksiklikleri nedeniyle bir türlü yap bozu tamamlayamıyoruz” dedi.

“PROTEİN AÇIĞI SADECE KANATLI ETİ VE BALIKTAN KARŞILANAMAZ”

Ülkemizin şimdi ve gelecekteki protein açığının sadece kanatlı eti ve balıktan karşılanamayacağını kaydeden Veteriner Hekimler Odası Başkanı Hüdayi Tanrıkulu, açıklamasına şöyle devam etti: “Süt ve ette dışa bağımlı olmaktan kendi kendimize yeter hale gelmeliyiz. Tarımın ve hayvancılığın şu yaşadığımız süreçte tüm ülke olarak önemini kavramış olmamız gerekiyor. Ama yaşadığımız gelişmeler bunu pek de göstermiyor. Kazanırsak ta hep birlikte kazanacağız kaybedersek de hep birlikte kaybedeceğiz. O yüzden doğruyu bulmalıyız. Doğruyu arar iken de daha önceki yaptıklarımızdan deneyimler elde etmeliyiz.

“BİZ, HAYVANLAR VAR OLDUĞU SÜRECE YAŞAYABİLİRİZ”

Bizlerin bu sektörde çalışan hizmet eden tüm kişilerin mevcudiyetinin dünyayı beraberce paylaştığımız hayvanlar olduğunu unutmamız gerekiyor. Biz insanlar onlar var olduğu sürece yaşayabiliriz. Büyükbaş ve küçükbaş hayvan üretiminin ne kadar zor şartlarda yapıldığını üreticiler ve biz Veteriner Hekimler biliyoruz, farkındayız, bizzat yaşıyoruz. Ancak toplumun her kesiminin bunu bilmesini bekleyemeyiz. Marketten ya da esnaftan alınan bir hayvansal gıdanın nihai tüketiciye ulaşıncaya ki zorluklarını meşakatini bilen bir mesleğiz. Dolayısıyla yetiştiricilerimiz piramidin en önemli parçasıdır bunu ilk önce ifade etmek isterim.

Yetiştirici olmaz ise üretim olmaz yetiştiricilerimizi piramidin tabanına değil en üstüne yerleştirmeliyiz. Bazı noktalarda da fedakarlığı hep yetiştiriciden beklememeliyiz. Tarımın ve hayvancılığın şu yaşadığımız süreçte tüm ülke olarak önemini kavramış olmamız gerekiyor. Ama yaşadığımız gelişmeler bunu pek de göstermiyor. Kazanırsak ta hep birlikte kazanacağız kaybedersek te hep birlikte kaybedeceğiz. O yüzden doğruyu bulmalıyız. Doğruyu arar iken de daha önceki yaptıklarımızdan deneyimler elde etmeliyiz.

“YILLARDIR BU KISIR DÖNGÜDEN ÇIKAMIYORUZ”

Süt para yapmıyor damızlıkları kesiyoruz et ucuzluyor et arz fazlalığı oluyor. Sonra süt miktarı azaldığı için süt bulunmuyor. Damızlık fiyatı ve süt fiyatı artıyor. Damızlık ithal ediyoruz. Her ülke üreticisini korumak zorunda. Gıda da dışa bağımlılığı azaltmak için mücadele etmeliyiz. Rusya’nın domates politikasında son yıllarda yapmaya çalıştığı yani ithal etmek yerine pahalıda olsa kendi domatesimi üretmeyelim dediği noktaya biz de ulaşmalıyız. Hayvancılığın genel manada sorunlarını başlıklar altında toplayacak olur isek yapısal sorunlar, kaba yem, yem hammaddelerinin üretimi ve merayla ilgili sorunlar, teknik sorunlarımız, üretim planlaması, pazarlama ve tüketiciye ulaşım ile ilgili sorunlar. Desteklemeler, Hayvan Sağlığı ve Hayvan Islahı ile ilgili sorunlar, sosyolojik sorunlarımız, mevzuat ve mevzuatın uygulamasıyla ilgili sorunlar olarak toplayabiliriz. Tabi bu başlıkları artırmak mümkün. Yapısal sorularda ahırların mevcut durumu binaların mevcut durumu anlaşılmasın.

Bizim bu hayvanları yaşatmak için beş yıldızlı otel konforunda binalara ihtiyacımız yok. Evet bu anlamda işletmelerimizin fiziksel ve ekipman yeterliliğini artırmamız gerekiyor burada hem fikiriz. Ama bizim her şey den önce her türlü verimimizi yükseltmemiz gerekiyor. Bunları yapmak için yetiştiricinin para kazanması gerekiyor. Bizim yetiştiricimiz para kazanırsa işine yatırım yapacaktır. İthalat yapmak, amaca hizmet etmeyen ucuz kredi vermek, kamu ve kooperatifler vasıtasıyla hibe hayvan dağıtmak soruna çare olmuyor sadece geçici çözüm günü kurtarmak oluyor bunun sonucunda ülke kaynaklarının israfına neden oluyoruz. Önemli olan verimi artırmak, kayıpların önüne geçmek dolayısıyla işletmenin karlılığı artırıp yetiştiricinin para kazanmasını sağlamak esas olan olmalıdır.”

“KÜÇÜK ÜRETİCİYİ YOK EDERSEK, ÜLKENİN BEKASIYLA OYNAMIŞ OLURUZ”

Aile tipi işletmelerin ülke hayvancılığının en önemli yapı taşı, omurgası olduğuna dikkat çeken Tanrıkulu, “Bu işletmeleri gücü mukabilinde büyütmeli ve daha verimli hale getirmek için neler yapılabilir bunun üzerinde yoğunlaşmalıyız. Sektörü büyük şirketlerin eline bırakır küçük üreticiyi bir sorun olarak görür küçük üreticiyi yok edersek ülkemizin bekasıyla oynamış oluruz. Sürdürülebilir hayvancılık politikaları yapmak zorundayız. Kısa, orta ve uzun vadeli politikalar üretmek zorundayız. Üreticileri bu sektörden kaçar hale getirmemeliyiz.

Genç nüfusu gençleri üretimin içine çekecek politikalar üretmek zorundayız işin maddi boyutu kadar sosyolojik boyutunu da değerlendirmemiz gerekmektedir. Toplam kırsal nüfusun azaldığı, yetiştirici yaş ortalamasının hızla yaşlandığı, kırsaldaki genç nüfusun bu sektörü bir iş olarak görmediği, ‘Çobana kız mı vereceğiz, aman ha oğlum kendini bu hayattan kurtar şehre git sigortalı bir iş bul yoksa evde kalacaksın’ dediği bir ortamdan çıkarmalıyız. Ülke hayvancılığını gelecek yıllarda bekleyen en büyük tehlike kırsal nüfusun hızla azalması, mevcut üretici yaş ortalamasının 55 ve daha da üzerine kaymasıdır. Maalesef hayvancılığın medyadaki karşılığı olan enflasyonu yükselten unsur olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Zaten bu sektör bu üretimi yaparken enflasyonu hücrelerine kadar hissetmektedir.

Hayvancılığın en önemli temel girdisi olan yem ve yem hammaddelerindeki fiyat artışlarıyla ilgili olarak kalıcı çözümler üretmek gerekmektedir. Kesif yem için önem arz eden önemli bir protein kaynağı olan soya ve mısır gibi bitkilerin ülkedeki üretimini daha çok nasıl arttırabilirizi düşünmeli ve buna yönelik politikalar üzerine yoğunlaşmalıyız. Bir yıllık süreçte gerek döviz kurlarındaki  artış gerekse hammadde fiyatlarındaki yükselişe baktığımızda yüzde 60-70 civarlarında girdi maliyetleri yükselmiş olup üreticinin ana gelir kalemi  olan toptan süt ve et fiyatlarında yükselme olmamıştır. Kasım 2019 dan Aralık 2020 ye kadar süt fiyatları sabit kalmıştır. Aralık2020 ayında açıklanan  bir litre sütün net 3 lira olacağı yönündeki haberlerde maalesef gerçekleşmemiş Şubat ayı sonuna gelmemize rağmen 2,5-2,8 lira arasında bir fiyattan  ele geçmektedir. Bu konunun çözümü noktasında Balıkesir Veteriner Hekimler odası olarak önerdiğimiz ve 5 maddeden oluşan Tarım Bakanımız Sayın Bekir Pakdemirli’nin ilimize yapmış olduğu ziyaretinde de arz ettiğimiz hayvansal ürünlerin enflasyon paketindeki yeri ve toptan süt/et fiyatlarının oluşmasında izlenilmesi gereken bir yöntem olarak görüşümüzü ifade etmiştik.

“HAYVAN HASTALIKLARI, GELECEĞİN EN BÜYÜK SORUNLARINDAN BİRİ”

Hayvan hastalıkları bu ülkenin gelecekteki en büyük sorunlarından bir tanesidir. Bu konu ile ilgili olarak düşüncelerimizi katıldığımız her toplantıda dile getirdik ve getirmeye devam edeceğiz. Zoonotik hastalıklar yani hayvanlardan insanlar geçen hastalıklar gerek hayvan sağlığı gerekse toplum sağlığı açısından büyük bir risk teşkil etmektedir. Özellikle Tuberkuloz, Brucelloz gibi halk sağlığını tehdit eder hale gelen ve yıldan yıla giderek görülme sıklığı artan hastalıklarla ilgili olarak daha ciddi önlemler almak gerekmektedir. Yetiştiriciyi örgüt kalabalığından kurtulması gerekiyor. Çok fazla sayıda örgüt var gerçek amaca hizmet edecek yeni bir yapılanmaya ihtiyaç var. Buradaki temel amaç üreticinin üretimden doğan gücünü tek bir noktaya toplamak olmalıdır. Süt ve et üretimiyle ilgili olarak havza bazlı hayvansal üretim modeline geçilmeli, üretim kayıt altına alınarak üretim ve ürün planlaması yapılmalıdır” dedi. Cengiz GÜNER

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here