
Bugün dünyada “Binyamin Netanyahu” dendiğinde insanların yüzünün buruşması, arkasından en ağır lafların edilmesi kesinlikle tesadüf değil. Bir insan sırf koltuğunu korumak, siyasi ömrünü birkaç ay daha uzatmak uğruna ne kadar ileri gidebilir sorusunun canlı, bir o kadar da korkunç cevabı bu adam.
Sosyal medyada ya da haberlerde o paramparça olmuş bebek bedenlerini, çocuklarının cenazesine sarılıp feryat eden anne babaları izledikçe insanlığından utanan kim varsa, hedef tahtasına doğal olarak onu koyuyor. Dünyanın neresine giderseniz gidin, meydanlarda onun adı artık hiçbir diplomatik kılıfa sokulmuyor; insanlar doğrudan “çocuk katili” diye haykırıyor.
İşin aslı, insanların ona karşı duyduğu bu nefret ve tiksinti son derece net gerekçelere dayanıyor. Her köşeye sıkıştığında "kendimizi savunuyoruz" yalanına sarılması artık kimseyi aptal yerine koymaya yetmiyor. Hastaneleri yerle bir etmenin, okulları bombalamanın, kundaktaki bebekleri katletmenin neresi savunma olabilir? Bu düpedüz korkakça bir vahşet. İnsanlığın ortak vicdanı, onun adının önüne bu kara lekeyi bir daha çıkmamak üzere kazıdı.
Üstelik bir halkı bombalarla yok edemeyince suyunu kesmek, yiyecek kamyonlarını sınırda bekletip çocukları açlıktan bir deri bir kemik bırakmak, ancak onun gibi ahlaki değerlerden yoksun bir katilin aklına gelebilirdi. İlaçsızlıktan, açlıktan ölen her bir çocuğun vebali, o kibirli ve acımasız suratına ömür boyu yapışıp kalacak.
Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) hakkında çıkardığı kararlar ve insan hakları örgütlerinin raporları da gösteriyor ki, Netanyahu artık uygar dünyada yeri olmayan, tamamen dışlanmış bir figür. Bu dışlanmışlık o kadar ayyuka çıktı ki, New York'taki BM Genel Kurulu'nda o kürsüye adımını attığı an koca koca devlet heyetleri salonu terk edip ona arkasını döndü.
İşte tam da böyle bir rezaletin ortasında, Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis'in koşa koşa gidip Netanyahu ile samimi pozlar vermesi, kucaklaşması adeta yaraya tuz bastı.
Tabii bu kirli ortaklığa tepkiler gecikmedi; sadece dışarıdan değil, bizzat Yunanistan'ın kendi içinden de çığ gibi büyüdü. Yunan muhalefeti ve basını, Miçotakis’in bu hamlesini kelimenin tam anlamıyla bir "utanç vesikası" olarak görüyor. Tüm dünya bu adamdan yüz çevirirken, Miçotakis’in bir savaş suçlusunun elini sıkıp onunla samimiyet kurması Yunan halkı için büyük bir hayal kırıklığı oldu.
Eski bakanlar ve sol partiler ses yükselterek, "Ülke, eli kanlı bir katilin askeri planlarına meze edilemez, Yunanistan Netanyahu'nun uydusu haline getirilemez" diyerek tepkilerini koydular. Hakkında UCM kararları olan bir figürle savunma ve enerji pazarlıkları yapılması, Miçotakis hükümetinin "uluslararası hukuk" söylemlerinin ne kadar sahte olduğunu da gözler önüne serdi. Kendi halkı bile bu manzarayı katliamı aklamak ve suça ortak olmak olarak nitelendiriyor.
Kendi siyasi hırsları ve nefreti içinde boğulan Netanyahu, bugün arkasında duran güçler ya da onunla tehlikeli kucaklaşmalara giren liderler ne yaparsa yapsın, tarihin çöplüğüne gitmekten kurtulamayacak.
Gelecek nesiller onu hiçbir zaman bir devlet adamı olarak anmayacak; ellerine binlerce masum çocuğun kanı bulaşmış bir zorba, ortaklarını ise bu vahşetin dilsiz şeytanları olarak hatırlayacak.

