Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Alpin Karagözoğlu
Alpin Karagözoğlu

Yanlış Hesap Paris’ten Döner

Fransa dün yine sokaktaydı. Ülke genelinde yüzlerce kentte grev ve yürüyüş yapıldı; okullar, trenler, kamu hizmetleri aksadı. Ortalığı yatıştırmak için 70 bin civarında polis ve jandarma sahaya sürüldü. Cumhurbaşkanı Macron da grevden bir gün önce, kamu düzenini sağlamak için bir savunma ve güvenlik toplantısı topladı.

Bu tablo bir günde oluşmadı. Eylül ortasında liselerde başlayan öğrenci eylemleri haftalar içinde ülke geneline yayıldı. 17 Ekim’de ülke, yılların en ağır kargaşasını yaşadı. Limoges’ta 143 yıllık belediye binası ateşe verildi. Marsilya ve Lille’de belediye binalarına zorla girildi… G7 dışişleri bakanları toplantısının son anda Marsilya’dan Paris’e taşınmasını diplomatlar bile “kaotik” diye nitelendi.

Üstelik sokaktaki bu kargaşaya aynı hafta bir de siber cephe eklendi. Pazartesi günü Fransız Kan Kurumu’nun üç plazma deposundaki soğutma sistemlerine saldırı düzenlendi; alarm sistemleri sayesinde ürün kaybı yaşanmadı. Aynı gün İsveç, Belçika, Lüksemburg ve Estonya’da süpermarketlerin dondurucuları uzaktan ele geçirildi. Çarşamba akşamı ise Fransız bankası Crédit Mutuel Arkéa, bir hizmet sağlayıcısının platformu üzerinden yaklaşık 100 milyon euroluk bir siber saldırıya uğradığını açıkladı. Bu saldırıların arkasında kimin olduğu henüz bilinmiyor; kimseyi suçlamak için de erken. Ancak tablo ortada: Avrupa’nın vitrinindeki ülke, hem sokakta hem ekranda zor günler geçiriyor.

Atalarımız böyle durumlar için ne güzel söylemiş: “Yanlış hesap Bağdat’tan döner.” Hesabın hatası ne kadar uzağa taşınırsa taşınsın, bir gün mutlaka ortaya çıkar ve dönüp sahibini bulur.

Üç Kelimelik Vitrin

Fransız Cumhuriyeti’nin şiarı herkesin malumu: Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik. Bu üç kelime 1958 Anayasası’nın ikinci maddesinde yazılıdır; okulların, belediye binalarının cephelerinde parlar.

Ne var ki bu üç kelimenin geçerli olduğu coğrafya, tarih boyunca hep Paris’in sınırlarında bitti. Aynı cumhuriyet, 1830’dan 1962’ye kadar Cezayir‘i yönetti. Avrupa’nın faşizme karşı zaferi kutladığı 8 Mayıs 1945’te, Cezayir’in Sétif kentinde bağımsızlık bayrağı açan halkın üzerine kurşun yağdı; hayatını kaybedenlerin sayısı bugün hala tartışılıyor, ama binlerle ifade ediliyor. Fransa, 1960 ile 1966 arasında Cezayir Sahrası’nda 17 nükleer deneme yaptı; o bölgelerin temizlenmesi talebi bugün hala gündemde.

Cezayir Meclisi geçen yılın Aralık ayında, 1830-1962 arasındaki Fransız sömürge yönetimini suç sayan bir yasayı oy birliğiyle kabul etti; resmi özür ve tazminat talep etti. Paris’in cevabı ise kısa oldu: Fransız Dışişleri Bakanlığı, “yabancı ülkelerdeki siyasi tartışmalara” yorum yapmadı.

Kardeşlik, demek ki herkese değil.

Afrika’dan İnen Bayrak

Fransa’nın Afrika’daki nüfuzu, sömürge döneminden sonra da onlarca yıl üsler, askeri anlaşmalar ve ekonomik bağlarla sürdü. Son birkaç yılda bu yapı hızla çözüldü. Mali, Burkina Faso ve Nijer‘den çıkan Fransız askerlerini, 2025’te Çad ve Fildişi Sahili izledi. Temmuz 2025’te Senegal’deki son üslerini de teslim eden Fransa’nın Batı Afrika’daki kalıcı askeri varlığı fiilen sona erdi.

Bu çekilmeyi yalnızca jeopolitik bir hesapla açıklamak eksik kalır. Bunu yaşayan halkların gözünde mesele, eşitlik vaadiyle gelip eşitsizlik bırakan bir düzenin sona ermesidir.

Başkasına Ayna Tutmak

İşin bir de bizi yakından ilgilendiren yanı var. Fransa, 29 Ocak 2001’de çıkardığı bir yasayla, Türkiye’nin kesin bir dille reddettiği 1915 olaylarına ilişkin “soykırım” iddiasını resmen tanıdı. 2012’de bu iddiayı inkar etmeyi suç sayan bir yasa da çıkardı; ancak bu yasayı Fransız Anayasa Konseyi iptal etti.

Kendi tarihine bakmaya gelince ise aynı titizlik bir anda kayboluyor. Cezayir’in özür talebine sessiz kalan bir devletin, bir başka milletin tarihine hakemlik etmeye kalkması, ayna tutulması gereken yüzün hangisi olduğunu açıkça gösteriyor.

Ege’deki Fransız Gölgesi

Bu çifte standardın en taze örneği ise hemen yanı başımızda. Fransa ile Yunanistan, 2021’de imzaladıkları ve karşılıklı askeri yardım maddesi içeren savunma anlaşmasını bu yıl Nisan’da Atina’da yeniledi. Anlaşma beş yıl geçerli, sonrasında kendiliğinden uzayacak. İmza töreninde Macron’a, Yunanistan’ın Ege’deki egemenliği tehdit edilirse Fransa’nın ne yapacağı soruldu. Cevabı netti: “Orada olacağız.”

Bu sözün arkasında silah satışı da var. Yunan donanması Fransız yapımı FDI fırkateynleriyle güçleniyor; ilki bu yılın Ocak ayında hizmete girdi. Yunan hava kuvvetleri Rafale’lerle donatıldı. Basına yansıyan haberlere göre Fransa, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile de Fransız kuvvetlerine kalıcı konuşlanma hakkı tanıyan bir anlaşma imzaladı.

Peki aynı Fransa ne yapıyor? Ekim’in başında Ankara ile savunma iş birliğini geliştirmeyi amaçlayan bir yol haritası imzalıyor. Diplomasi, elbette her kapıyı açık tutmayı gerektirir. Ancak bir elinle Atina’ya “orada olacağız” deyip öbür elini Ankara’ya uzatmak, Avrupa’nın yıllardır sürdürdüğü o tanıdık makyajdan başka bir şey değil. Ankara’nın bu imzayı atması ise saflık değil, stratejik bir akıl: Türkiye, karşısındakinin çifte standardını bilerek masada kalmayı, sandalyeyi boş bırakmaya tercih ediyor. Bu makyajın altındaki yüzü iyi tanıyor ve her imzayı bu bilgiyle okuyor.

Ah Kimin Üzerinde?

Burada bir şeyi açıkça söylemek gerekiyor. Bugün Paris sokaklarında yürüyen öğretmen de lise öğrencisi de bu tarihin faili değil. Cezayir’de, Sétif’te, Sahra’daki deneme sahalarında verilen kararları onlar vermedi. Eleştirinin muhatabı Fransız halkı değil, üç güzel kelimeyi vitrine koyup sömürgede başka bir dil konuşan siyasettir.

Yıllarca dünyaya demokrasi, insan hakları ve hukuk dersi veren bir anlayışın makyajı, bugün kendi meydanlarında akmaya başlıyor. Cezayir’in özür talebi, Afrika’dan inen bayraklar ve Ege’de verilen sözler, aynı aynanın farklı parçaları.

Kısacası “yanlış hesap Bağdat’tan döner” sözü, bugün Paris için yazılmış gibi. Sömürgede kurulan her hesap, bir gün kendi meydanında bir soru olarak geri geliyor.

Kıssadan Hisse:

Bu topraklarda dilden dile dolaşan bir söz vardır: “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.”

Mazlumun ahı ne bir intikam yeminidir ne de bir beddua. O, tarihin sessizce tuttuğu bir hesap defteridir. Defter ağır ağır doldurulur; kimi zaman bir kuşak, kimi zaman bir asır sürer. Ancak sayfaların sonunda, yazılan her satırın karşılığı bir şekilde kapanır.

Liberté, Égalité, Fraternité; üç güzel kelime. Ne var ki bir kelime, ancak herkes için geçerli olduğunda bir değer taşır. Kendi meydanında özgürlük, sömürgesinde süngü olan bir şiar, er ya da geç kendi meydanında da sorgulanır. Bu, ne sokaktaki şiddeti ne de karanlıkta saldıranları haklı çıkarır; ancak bir şiarın sorgulanmasının sebebini anlatır. Bugün Fransa’nın meydanlarında yankılanan soru da tam olarak bu: Aheste aheste çıkan bir ah.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER