BIST 100
12.271,52 -0,83%
DOLAR
49,1980 0,04%
EURO
55,1253 -0,50%
GRAM ALTIN
6.529,60 -0,82%
BITCOIN
83.979,00 -1,91%
FAİZ
39,87 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
95,66 -1,42%
GBP/TRY
65,1990 -0,19%
EUR/USD
1,1197 -0,55%
BRENT PETROL
99,92 -0,29%
ÇEYREK ALTIN
10.675,89 -0,82%
Balıkesir Kapalı
Balıkesir hava durumu
16 °

Artık avazımız çıktığı kadar bağırmak zorundayız!

şeyma kızıler haftala

Bazı haberlerin ardından insanın söyleyecek sözü kalmıyor.

Ekrana bakıyorsunuz…

Bir çocuk, başka bir çocuğun hayatını elinden almış.

İki kelimeyi yan yana getirmek bile ağır geliyor.

“Çocuk” ve “öldürdü.”

İnsan bir süre susuyor. Ne yazacağını, ne söyleyeceğini, hangi cümlenin bu acının karşısında anlamlı kalabileceğini bilemiyor.

Ama sonra düşünüyorum.

Belki de tam bu noktada susmamalıyız.

Tam tersine…

Avazımız çıktığı kadar bağırmalıyız.

Çünkü artık yalnızca bir çocuğun kaybından söz etmiyoruz.

Çocuklarımızın nasıl büyüdüğünü, neye maruz kaldığını, öfkeyle nasıl baş ettiğini, şiddeti nereden öğrendiğini, birbirlerine nasıl davrandığını konuşmak zorundayız.

Hem de bütün bunları bir sonraki acıyı beklemeden konuşmak zorundayız.

Bir çocuğun eline bıçak geçtiğinde değil…

Bir çocuk arkadaşına zarar verdiğinde değil…

Bir okulun koridorunda kavga çıktığında değil…

Bir aile “çocuğum son zamanlarda çok değişti” dediğinde değil…

Daha önce konuşmalıyız.

Çünkü bazı şeyler bir anda olmuyor.

Bir çocuğun içindeki öfke, yalnızlık, değersizlik duygusu, dışlanmışlık, çaresizlik ya da şiddete eğilim çoğu zaman sessizce büyüyor.

Biz ise çoğu zaman sonucu görünce şaşırıyoruz.

“Nasıl oldu?”

“Bu çocuk bunu nasıl yaptı?”

“Daha çocuktu…”

Evet.

Daha çocuktu.

Ve tam da bu yüzden hepimizin dönüp kendimize bakması gerekiyor.

Aileler…

Öğretmenler…

Psikolojik danışmanlar…

Çocuk gelişimi uzmanları…

Psikologlar…

Sosyologlar…

Hukukçular…

Sağlık çalışanları…

Medya…

Sosyal medya platformları…

Ve elbette çocukların hayatına dokunan herkes.

Çünkü çocukları yalnızca ailelerin meselesi olarak görürsek, çok büyük bir yanılgının içine düşeriz.

Bir çocuğu büyütmek sadece onu doyurmak, giydirmek, okula göndermek değildir.

Onun öfkesini tanımaktır.

Korkusunu fark etmektir.

Sessizliğini duymaktır.

Arkadaşlarıyla yaşadığı sorunları küçümsememektir.

“Çocuktur, geçer” diyerek her davranışı geçiştirmemektir.

Ve en önemlisi…

Bir çocuğun yardım isteme biçimini fark edebilmektir.

Bazen çocuklar “yardım edin” demez.

Odasına kapanır.

Sinirlenir.

Bağırır.

İçe kapanır.

Arkadaşlarından uzaklaşır.

Okula gitmek istemez.

Sürekli kavga eder.

Ya da tam tersine hiçbir şey anlatmaz.

Biz yetişkinlerin görevi, yalnızca çocuk konuştuğunda onu dinlemek olmamalı.

Bazen konuşmadığında da onu duyabilmeliyiz.

Çünkü bugün hepimiz bir cinayetin ardından “neden?” diye soruyoruz.

Belki de asıl soruyu daha erken sormalıyız:

“Bu çocukların içinde neler oluyor?”

Bir çocuğa şiddetin ne olduğunu anlatırken, şiddeti yalnızca fiziksel saldırıdan ibaret sanmamalıyız.

Evde duyduğu cümlelerden okulda gördüğü davranışlara, televizyondan telefon ekranına kadar çocuğun dünyasına giren her şeyi düşünmeliyiz.

Bir çocuğun sürekli kavga görüntüleri izlemesi…

Sosyal medyada insanların birbirini aşağılamasını görmesi…

Şiddetin bazen eğlence gibi sunulması…

Öfkenin güç göstergesi gibi gösterilmesi…

“Erkek adam korkmaz, vurur” gibi zehirli cümlelerin hâlâ çocukların kulağına fısıldanması…

Bunların hiçbirini normalleştirmemeliyiz.

Ve burada medyanın da büyük bir sorumluluğu var.

Bir çocuğun ölümünü sadece tıklanacak bir başlık haline getirmemeliyiz.

Acıyı büyütmek, görüntüleri tekrar tekrar dolaşıma sokmak, olayın ayrıntılarını merak duygusunu kışkırtacak biçimde sunmak yerine toplumun kendisine şu soruyu sormalıyız:

Bir daha böyle bir çocuğu kaybetmemek için ne yapabiliriz?

Bence artık ülkemizin en önemli meselelerinden biri bu olmalı.

Çocuklarımızın ruh sağlığı.

Çocuklarımızın güvenliği.

Çocuklarımızın birbirleriyle kurduğu ilişki.

Çocukların şiddetle tanışmaması.

Öfkesini nasıl yöneteceğini öğrenmesi.

Yalnız kaldığında kime ulaşacağını bilmesi.

Bir arkadaşının kötü durumda olduğunu gördüğünde ne yapacağını öğrenmesi.

Ve yardım istemenin utanılacak bir şey olmadığını bilmesi…

Bunları ders kadar, sınav kadar, başarı kadar önemsemeliyiz.

Çünkü bir çocuğun matematikte kaç doğru yaptığı kadar, öfkelendiğinde ne yaptığı da önemlidir.

Bir çocuğun karne notu kadar, arkadaşına nasıl davrandığı da önemlidir.

Bir çocuğun üniversiteye hazırlanması kadar, hayatın zorluklarıyla nasıl baş edeceğini öğrenmesi de önemlidir.

Belki de çocuklara daha fazla soru sormalıyız.

“Bugün okul nasıldı?” yerine bazen,

“Bugün seni üzen bir şey oldu mu?”

“Bir arkadaşın senden yardım istedi mi?”

“Sen bugün birini üzdün mü?”

“Birisi seni korkuttu mu?”

“Canın sıkkın olduğunda kime söylersin?”

diye sormalıyız.

Ve cevabı gerçekten dinlemeliyiz.

Çünkü bazen bir çocuğun hayatını değiştiren şey, saatler süren bir konuşma değil; yetişkinin karşısında oturup onu gerçekten dinlemesidir.

Şimdi çok büyük bir acının içindeyiz.

Söylenecek söz gerçekten azalmış gibi.

Ama belki de artık söz söylemenin tam zamanı.

Bağırmanın.

Sormanın.

Tartışmanın.

Uzmanları dinlemenin.

Okulları, aileleri ve çocukları yalnız bırakmamanın.

Çocukların ruh sağlığına daha fazla kaynak ayırmanın.

Şiddetin nedenlerini konuşmanın.

Önleyici mekanizmaları güçlendirmenin.

Ve bütün bunları bir sonraki çocuğun ölümünü beklemeden yapmanın zamanı.

Çünkü hiçbir çocuk, bir başka çocuğun elinde hayatını kaybetmemeli.

Hiçbir anne-baba çocuğunu okula gönderirken “Acaba bugün başına bir şey gelir mi?” korkusuyla yaşamak zorunda kalmamalı.

Hiçbir öğretmen öğrencisinin gözlerindeki değişimi fark ettiğinde “Benim yapabileceğim bir şey yok” diye düşünmemeli.

Ve hiçbir çocuk, içindeki öfkeyle tek başına bırakılmamalı.

Bugün susarsak, yarın yine aynı cümleyi kurabiliriz:

“Keşke daha önce fark etseydik.”

Ben artık bu cümleyi duymak istemiyorum.

Daha fazla “keşke” dememek için bugün konuşmalıyız.

Çocuklarımız için…

Kaybettiğimiz çocuklar için…

Ve henüz hiçbirimizin adını bilmediği, hayatının bir yerinde yardıma ihtiyaç duyacak bütün çocuklar için.

Söylenecek söz kalmadı sanıyoruz.

Oysa belki de söylenmesi gereken en önemli söz henüz söylenmedi:

Çocuklarımızı korumak, hepimizin sorumluluğudur.

Ve artık gerçekten…

Avazımız çıktığı kadar bağırmak zorundayız.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?