Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Şeyma Kızıler Haftala
Şeyma Kızıler Haftala

Dün Şanlıurfa, bugün Kahramanmaraş, peki ya yarın?

Haber bültenlerine düşen her yeni şiddet görüntüsüyle yüreklerimiz biraz daha dağlanıyor. Soğuyamıyoruz, nefes alamıyoruz. Bir olayın şokunu atlatamadan, bir başka şehirden benzer bir feryat yükseliyor. Toplum adına duyduğum endişe bir yana, bir anne olarak içimdeki korkunun tarifini yapmakta zorlanıyorum. Artık bunun adı “akran zorbalığı” falan değil; bunun adı düpedüz dehşet, bunun adı vicdan tutulması!

Balıkesir’de Okul Bahçeleri Ne Kadar Güvenli?

Haber merkezimize her gün onlarca şikâyet ulaşıyor. Bir gazeteci olarak duymazdan gelemem, bir anne olarak gözlerimi kapatamam. Balıkesir’de, o huzur şehri dediğimiz sokaklarda, okul bahçelerinde neler yaşandığını hepimiz biliyoruz. Artık sadece liselerde değil, ortaokullarda ve hatta masumiyetin kalesi olması gereken ilkokullarda bile fiziksel şiddetle noktalanan olaylar yaşanıyor.

Bize iletilenler buzdağının sadece görünen kısmı. Çocuklar artık okula gitmek istemiyor. Sabahları karnı ağrıyarak uyanan, “Bugün gitmesem olur mu?” diye gözünüzün içine bakan o çocuğun içinde hangi fırtınaların koptuğunu biliyor muyuz? Zorbalığa maruz kalan çocuk, utancından ve korkusundan susuyor. Kendini dünyadan soyutluyor ama nafile; şiddet onu en güvendiği yerde, okul koridorunda buluyor. Ailelerin durumdan haberi olduğunda ise çoğu zaman iş işten geçmiş, o minik kalpte tamir edilemez yaralar açılmış oluyor.

“Bana Bir Harf Öğretenin…” Diyen Nesilden, Öğretmenine Kafa Tutan Nesle

İşin bir de öğretmen boyutu var ki, asıl canımızı yakan noktalardan biri de burası. Bizler, öğretmenimize duyduğumuz derin saygıyla büyüdük. Onu hem sevdik hem de karşısında önümüzü iliklemekten çekinmedik. Ailemizden çok öğretmenimize hürmet gösterdik; çünkü “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” düsturuyla yoğrulduk.

Peki, ne oldu da o noktadan buraya savrulduk? Kendi şımarıklığını cesaret sanan, hadsizce öğretmenine kafa tutan, otorite tanımayan bu çocukları biz mi yetiştirdik? Yoksa modern dünya adı altında değerlerimizi mi kurban verdik? Bir öğretmenin sınıfta otoritesini kaybettiği, can güvenliğinden endişe ettiği bir ortamda hangi eğitimden, hangi gelecekten bahsedebiliriz?

Sessiz Kalmak, Suça Ortak Olmaktır!

Akran zorbalığı sadece iki çocuk arasındaki bir sürtüşme değildir. Bu, toplumun ahlaki çöküşünün sınıflara yansımasıdır. Eğer bugün önlem alınmazsa, bu şiddet sarmalı yarın her mahallede, her okulda karşımıza çıkmaya devam edecek. Çocuklarımızın eline tabletlerden, telefonlardan önce merhameti, empatiyi ve saygıyı vermeliyiz.

Okul yönetimleri, rehberlik servisleri ve aileler arasındaki kopukluk, zorbalara alan açıyor. “Çocuktur, kavga ederler” diyerek geçiştirilen her olay, bir sonraki aşamada daha büyük bir “dehşet” haberi olarak karşımıza çıkıyor. Zorbalanan çocuğun iç dünyasındaki yıkım kadar, zorbalık yapan çocuğun içindeki o kontrolsüz şiddet de bir imdat çağrısıdır.

Birileri Bir Şey Yapmalı, Hemen Şimdi!

Bir anne olarak haykırıyorum: Daha ne kadar canımız yanacak? Kaç çocuğun okul hayalleri gözyaşlarıyla son bulacak? Yetkililerin, eğitimcilerin ve en önemlisi biz ebeveynlerin artık şapkamızı önüne koyup düşünme vakti geldi, geçiyor bile. Sadece polisiye tedbirlerle veya disiplin cezalarıyla bu sorunu çözemeyiz. Evde başlayan, okulda pekişen bir sevgi ve saygı köprüsü kurmak zorundayız.

Unutmayalım ki, okul koridorlarını şiddet bürürse, sokaklarımızı huzur terk eder. Çocuklarımızın okulda gerçekten “güvende” olduğundan emin olmadığımız her gün, bizim için bir kayıptır. Daha fazla geç olmadan, birileri bir şeyler yapsın! Yoksa yarın çok geç olacak ve bu ateş hepimizi yakacak.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER