BIST 100
12.982,29 0,73%
DOLAR
48,9654 0,15%
EURO
55,7834 0,06%
GRAM ALTIN
6.729,80 0,17%
BITCOIN
83.810,00 -0,63%
FAİZ
40,06 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
100,31 -0,03%
GBP/TRY
64,7985 0,08%
EUR/USD
1,1381 0,01%
BRENT PETROL
99,24 -1,56%
ÇEYREK ALTIN
11.002,53 0,16%
Balıkesir Açık
Balıkesir hava durumu
14 °

Sessiz Kulak

Düşünseli

Bazı zaferler, tek bir el ateş edilmeden kazanılır. Modern savaşın en kritik cephesi artık gökyüzünde patlayan füzeler değil; görünmeyen, duyulmayan, elektromanyetik spektrumda cereyan eden o sessiz istihbarat harbidir. Geçtiğimiz günlerde Kıbrıs'ın güneyindeki uluslararası hava sahasında yaşananlar, işte tam da bu görünmez cephenin bir sahnesiydi.

Yunan basınının telaşla servis ettiği iddiaya göre, o gün Türk Hava Kuvvetleri'ne ait bir uçak, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin İsrail'den satın aldığı Barak MX hava savunma sistemini "dinledi." Peki ne oldu da bir eğitim uçuşu, Atina'da bu kadar büyük bir paniğe yol açtı? Cevap, o uçuşa katılan bir platformun kabiliyetinde saklı.

Hem Gören, Hem Duyan Göz: E-7T

Milli Savunma Bakanlığı'nın paylaştığı görevde F-16'lar, bir yakıt ikmal uçağı ve bir helikopter vardı. Ama asıl kritik oyuncu, aralarındaki E-7T "Havadan Erken İhbar ve Kontrol" uçağıydı.

E-7T'nin sırtındaki o dev kanat şeklinde duran şey, sıradan bir radar değildir. İçinde Northrop Grumman yapımı MESA denen, elektronik olarak taranan bir anten dizisi barındırır. Bu dizi, 360 derece kapsama alanıyla havada 370, denizde 240 kilometreden fazla mesafeyi görebilir; aynı anda 180 hedefi takip edebilir. Fakat asıl mesele bu "görme" kabiliyeti değil.

Asıl mesele şudur: Aynı anten dizisi, bir düğmeye basıldığında bir ELINT, yani Elektronik İstihbarat sistemine dönüşür. Bu modda uçak artık aktif olarak sinyal göndermez; tam tersine, susar ve sadece dinler. 30 bin fit irtifadan, 850 kilometreyi aşan bir menzilde, çevredeki bütün radarların yaydığı elektromanyetik sinyalleri pasif olarak toplar, kaydeder, analiz eder. Yani hem gören hem duyan, ama kendini asla ele vermeyen bir göz. Dünyada aynı anda bu iki görevi tek platformda yapabilen çok az uçak vardır; E-7T onlardan biridir.

Bir Radarın Parmak İzi

Şimdi işin can alıcı teknik noktasına gelelim. Barak MX sisteminin gözü, İsrail Havacılık Sanayii'nin ürettiği EL/M-2084 adlı bir AESA radarıdır. Bu radar ailesi, İsrail'in meşhur Demir Kubbe ve Davud Sapanı sistemlerinde de kullanılır. Ortak özellikleri şudur: Görevlerini yapabilmek için aktif olarak sinyal yaymak zorundadırlar.

İşte bir hava savunma sisteminin ölümcül çelişkisi buradadır. Görebilmek için sinyal yayar; ama sinyal yaydığı anda da kendini ele verir. Her radarın, tıpkı bir insanın parmak izi ya da ses tonu gibi, kendine has bir imzası vardır: Çalışma frekansı, sinyal karakteristiği, darbe düzeni. Bir ELINT platformu bu imzayı bir kez yakalayıp kaydettiğinde, artık o radarı tanıyor demektir.

Bu tanımanın savaş anındaki karşılığı ölümcüldür. O radarın imzasını bilen taraf, savaş çıktığında iki şeyi yapabilir: Ya o frekansı hedefli biçimde karıştırarak radarı kör eder, ya da o sinyalin peşine düşen anti-radyasyon füzeleriyle doğrudan radarın kendisini imha eder. Kısacası, parmak izi alınmış bir hava savunma sistemi, savaşın daha ilk dakikasında yarı yarıya etkisizleşmiş bir sistemdir.

İki İhtimal, Tek Sonuç

Şimdi meselenin en ilginç yanına, o Yunan panik dolu haberlerinin neden aslında kendi ayaklarına sıktığına gelelim.

Ortada iki ihtimal var. Bakalım hangisi Atina'nın lehine?

Birinci ihtimal: İddia doğrudur. Yani GKRY, Barak MX'in radarını bir test ya da tatbikat için açtı ve o sırada uluslararası hava sahasında süzülen E-7T, o radarın bütün elektronik parmak izini pasif olarak, hiçbir kuralı çiğnemeden kayıt altına aldı. Eğer durum buysa, o milyarlarca liralık ithal sistem, daha ilk günden Türkiye'ye karşı çıplak kalmış demektir. Artık onu tanıyoruz, imzasını biliyoruz, gerektiğinde nasıl kör edileceğini ya da nasıl vurulacağını çözmüşüz demektir.

İkinci ihtimal: İddia abartılıdır, öyle bir dinleme olmadı, bu sadece Yunan basınının kendi kamuoyuna yönelik bir "güç gösterisi" haberidir. Peki bu ihtimal Atina'yı kurtarır mı? Hayır. Çünkü bu sefer de Yunanistan, kendi eliyle, satın aldığı o pahalı sistemin uluslararası sularda uçan bir uçak tarafından ne kadar kolay dinlenebilecek kadar açık olduğunu, bu zafiyetin varlığını bizzat kendisi dünyaya duyurmuş olur.

Görüldüğü gibi denklem kapalıdır. İddia doğruysa sistem deşifre olmuştur; iddia yanlışsa sistemin zafiyeti itiraf edilmiştir. Her iki halde de kazanan aynı taraf, kaybeden aynı taraftır.

Satın Alınan Gözün Kör Noktası

Bütün bu tablonun altında yatan asıl gerçek şudur: İthal edilen bir silah, sadece bir metal yığını değildir; içindeki elektronik kalbiyle, yani yazılımı ve sinyal karakteristiğiyle bir bütündür. Dahası, o karakteristik, üreticinin fabrikasında baştan bellidir. Aynı radar ailesini dünyada kimler kullanıyorsa, o radarın davranışı hakkında bir fikir sahibi olmak isteyen herkesin işi bir nebze kolaylaşır.

Kendi radarını kendi geliştiren bir ülke, sinyal karakteristiğini istediği zaman değiştirebilir, gizleyebilir, güncelleyebilir. Ama raftan hazır alınan bir sistemde bu esneklik yoktur. Aldığınız neyse odur; ve o "ne" olduğu, sizden çok daha önce, onu üretenler ve o üreticinin izini süren istihbarat servisleri tarafından bilinir hale gelmiştir.

İşte bu yüzden gökyüzündeki o sessiz kulak, aslında bir tek uçuşun değil; koca bir stratejinin, "kendi teknolojini kendin üret" felsefesinin üstünlüğünü ilan ediyordu. Susarak konuşan, dinleyerek kazanan bir üstünlüğün.

Kıssadan Hisse:

En derin istihbarat, en çok konuşandan değil; en iyi dinleyenden gelir. Gökyüzünde hiç sinyal yaymadan süzülen bir kulak, yerde var gücüyle bağıran bir radardan her zaman daha güçlüdür.
Sesini herkese duyuran, yerini de herkese ele verir. Asıl hüner, görünmeden görmek, duyulmadan duymaktır.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?