DOLAR 31,4015 % 0.47
EURO 34,0840 % 0.28
STERLIN 39,8236 % 0.28
FRANG 35,5027 % 0.47
ALTIN 2.060,21 % 0,36
BITCOIN 1.918.262 0.365
Yayınlanma Tarihi : Güncelleme Tarihi :

Yeni Sistemin Eski Habercileri – Coşkun Yaman

Yeni Sistemin Eski Habercileri – Coşkun Yaman

İlk olarak sizi kısaca tanıyalım?

1965 doğumluyum. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi eski adıyla Basın Yayın Yüksekokulu mezunuyum. Bir başka deyişle okullu gazeteciyim. Hürriyet Gazetesi Ege Bürosunda staj yaptım. 1989’da ise Balıkesir’de Yeni Haber Gazetesi’nde gazeteciliğe başladım. Milliyet, Cumhuriyet ve Doğan Haber Ajansı (DHA)  muhabirliği yaptım. Yeni Haber, Politika, Marmara Bölge gibi gazetelerde çalıştım. Şu an Balıkesir’in internet gazetesi balıkesir24saat’in genel yayın yönetmeniyim.

Mesleğe başladığınız ilk yıllarda teknik olarak haberler nasıl yazılıyordu, fotoğraflar nasıl basılıyordu?

1989’da Yeni Haber’de işe başladığımda biz haberi rahmetli Ekrem Ağabey (Balıbek) ile daktilo ile yazar, sonra şu anki cemiyet başkanımız Ramazan Demir’e verirdik, o da entertype dizgi makinelerinde kurşun harfleri dizerdi. Başlıklar elle dizilirdi. Gazeteleri hep birlikte katlar, postaneye götürürdük. Hatta ilk başladığım günlerde haberlere gittiğimizde fotoğraf makinası bile kullanmıyorduk. Hazır fotoğraflar vardı. 1990’lı yıllarda bilgisayara ve ofsete geçildi. Fotoğrafları çekip, filmleri  kendimiz banyo etmeyi ve basmayı öğrendik.

Ulusal gazetelere de çalıştığım için faks da önemli bir araçtı. Yıllarca haberlerimizi  bilgisayarda yazıp, çıktı alıp, faks ile geçtik. Hatta bazen elle yazdığım haberi ile faksladığımı anımsıyorum. Fotoğraf ise ayrı bir dertti. Geçen gün yaptığınız röportajda yıllarca birlikte çalıştığımız Hilmi (Duyar) arkadaşımız anlatmış. Habere gidiyorsun. Fotoğraf çekiyorsun. Haberi yazmadan fotoğrafı ya da kaseti nasıl göndereceğiz derdine düşüyorduk. Allahtan o zaman otogar şehir içindeydi ama yazıhanelere ayrı şoföre ayrı muavine ayrı yalvarıyorduk. İzmir’dekilere otobüsün plakasını veriyorduk, ulaşımdaki arkadaşlar gidip otobüsten film ve kasetleri alıyordu. Eğer almazlarsa filmler Muğla’ya, Antalya’ya kadar gidip geliyordu. Zahmetli işti kısacası…

Örneğin Kurtdereli Mehmet Pehlivan Güreşlerine gidiyorduk. Güreşleri izleyip, akşamüstü köyden Balıkesir’e geliyorduk . Finaller genellikle pazar günü olduğu için filmi banyo ettirecek fotoğrafçı bulamıyorduk. Haber gecikmeli çıkıyordu. Neyseki daha sonra dijital fotoğraf makinaları çıktı. Teknoloji ilerledi ve olay yerinden fotoğraf ve görüntü atmaya başladık.

Geçmişten günümüze baktığınızda gazetecilik mesleğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eskiden gazeteciliği gazeteciler yapardı. Balıkesir için konuşursak Reşit Kıpçak, Ekrem Balıbek, Nejat Akpınar, Fikri Özakbaş ve onların çocukları gazeteciydi. Hepsinin eli kalem tutardı. Gazetecilik onlar için bir tutkuydu. Şimdi ise aynen yaygın basında olduğu gibi çeşitli meslek gruplarından insanlar gazete sahibi oldu. Tabii ki yine idealist, iyi niyetli bir çok gazete sahibi ve gazeteci var ama gazeteleri tehdit aracı olarak kullananlar var.  Bu da gazetelere olan güveni olumsuz etkiliyor.

Eskiden özel ve atlatma haber yapılırdı. Şimdi ajanslar var, her şey anında bilgisayara düşüyor. Yerel gazeteler ajans haberleri ve valilik ve belediye bültenleri ile çıkıyor. Neredeyse tüm gazetelerde aynı haberler var.

Mesleğe yeni başlayan ya da başlamayı düşünen gençlere ne tavsiye edersiniz?

Balıkesir’de internet medyasına resmi ilan ve reklam hakkı verilmesi ile birlikte özellikle İletişim Fakültesi genç gazetecilerin arttığını görüyorum. Gazetecilik çok değişti, bizlerin de onlardan öğreneceğimiz şeyler var. Ama iyi ve saygın bir gazeteci olmak istiyorlarsa kendilerini sürekli geliştirsinler, çok okusunlar, dürüstlükten ayrılmasınlar. Tetikçi olmasınlar, para ile haber yapan ya da yapmayan insanlara dönüşmesinler.

Başınıza gelen bizimle paylaşabileceğiniz ilginç bulduğunuz bir olay var mıdır?

Yerel gazetelerde genellikle sorumlu müdür olduğum için hakkımızda bir çok dava açıldı.Bir çok kez yargıç karşısına çıktım. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bile yargılandım. Hepsinde de beraat ettim.  Bir Hans Von Ayberg olayı vardı. Adamın gerçek adı Bülent Ayberk’ti.  Kendini “İskandinav asıllı Alman fizikçi Prof. Dr. Hans Von Ayberg, din alimi, UFO ve fal uzmanı, Kültür Bakanı danışmanı, gazeteci ve NASA görevlisi” olarak tanıtıp, takma adıyla birçok kitap yazıyordu. Çevresinde “internet şeyhi” ve “Dabbet”  olarak tanınıyordu. Balıkesir’de dini inanç ve duyguları istismar ettiği, internet aracılığıyla yüzlerce insanı dolandırdığı iddiasıyla bir operasyonla yakalandı. Ben de hem DHA’ya hem yerel Marmara Bölge gazetesine çalışıyordum. Haberi geçtik. Hürriyet, Milliyet, Posta aklınıza hangi gazete gelirse bizim imzamızla çıktı. Bir de Marmara Bölge’de manşet yaptık. Adam şikayetçi olmuş. İstanbul’daki savcılar şikayeti reddetti, Balıkesir’de ise dava açıldı. Halbuki yaygın basında, isimler, fotoğraflar daha açık bir şekilde verilmişti. Bu haber yüzünden Balıkesir’den bir kaç  gazeteci arkadaşla yargılandık, para cezasına çarptırıldık ama bu karar sonra bozuldu ve biz beraat ettik. Biz hala Balıkesir’deyiz ama Hans Von Ayberg ne yapıyor bilmiyoruz.

Bir de unutamadığım bir “Şerafettin Nine” olayı var. Bu haberi DHA’da birlikte çalıştığımız Hilmi Duyar ayrıntılı çalışmıştı.  Ölmüş annesinin kılığına girip, onun maaşını çeken Şerafettin Gencel yakalanmıştı. Biz de Hilmi ile  adliyeye gittik. Şerafettin Nine ile görüşüp, fotoğraf çekmeye çalışıyorduk. Adam tutturdu, “Fotoğraf çektirmem, ama kameraya konuşurum” diye. Bizde kamera ile hem görüntüsünü hem , fotoğrafını da çekmiştik. Düşündükçe Şerafetten Gencel’in bu isteği hala komik gelir bana… )))

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak : Haber Merkezi

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.