
Bir hafta önce her zamanki gibi işe gitmek için evden çıktım. Aklımda günlük telaşlar, yetişmem gereken işler vardı. O sabah hayatıma küçücük, bembeyaz bir canın gireceğinden habersizdim.
Karşıma çıktığında ilk dikkatimi çeken güzelliği değil, sokaklara ait olmadığıydı. Pamuk gibi bembeyaz, minicik ve oyuncuydu. Hemen tırnaklarına baktım. Kesilmişti. Belli ki bir zamanlar bir evde yaşamış, birilerinin ellerinde büyümüştü.
Kaybolmuş olabilir miydi? Belki de bir aile onu günlerdir arıyordu. Hemen veterinere götürdüm. Çipi yoktu. Kayıp hayvan ilanlarına baktım, sahibini bulmaya çalıştım. Ancak bütün çabalarıma rağmen sonuç alamadım.
Peki ne yapacaktım? Onu bulduğum yere geri mi bırakacaktım?
Yapamadım.
Çünkü sokaklardan sahiplendiğim bir kedim daha var. Cins olmadığı için bazı insanların küçümseyerek baktığı tekirlerden biri. Onu sahiplendiğimde de “Tekir kediye evde mi bakılır?” diyenler olmuştu.
Evet, bakılır.
Hem de sevgiyle, evin bir ferdi gibi bakılır. Çünkü bir canın değeri cinsine, rengine ya da güzelliğine göre belirlenmez.
Şimdi evimde biri tekir, biri bembeyaz iki kedi var. İkisinin de geçmişi sokak, ikisinin de ihtiyacı sevgi.
Çünkü merhametin cinsi olmaz.
Son zamanlarda sokak hayvanlarıyla ilgili yaşanan tartışmaları gördükçe içimde büyük bir öfke birikiyor. Elbette insanların güvenliği, sağlığı ve şehirlerin temizliği önemli. Ancak bunların çözümü aç ve susuz hayvanları görmezden gelmek olmamalı.
Düzenli besleme alanları oluşturmak, temizliği sağlamak, kısırlaştırma ve aşılama çalışmalarını yürütmek mümkün. Sorunları çözmeye çalışırken merhameti de hayatımızdan çıkarmamalıyız.
Asıl konuşmamız gereken konulardan biri de hayvan sahiplenme sorumluluğu.
Bir hayvanı sahiplenmek birkaç gün süren bir heves değildir. Fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşmakla başlayan süreç; hastalandığında, yaşlandığında, masraf çıkardığında da devam eder. “Artık bakamıyorum” diyerek sokağa bırakılan her hayvan, alıştığı bir evden hiç bilmediği bir hayata gönderiliyor.
Bugün Balıkesir’in sokaklarında gördüğümüz bazı hayvanların dün bir evin içinde yaşadığını unutmamalıyız.
Mahalle köşelerinde uyuyan kediler, parklarda gölge arayan köpekler bu şehrin de bir parçası. Çocuklarımıza hayvan sevgisini yalnızca sözlerle değil, davranışlarımızla öğretmeliyiz.
Çünkü mesele yalnızca kediler ya da köpekler değil.
Mesele, bizim nasıl insanlar olduğumuz.
Bir canın açlığından değil de önüne konulan bir kap mamadan rahatsız oluyorsak, durup kendi vicdanımızı sorgulamalıyız.
Sokak hayvanlarıyla ilgili sorunlar elbette çözülebilir. İnsan güvenliğini gözeten, hayvanların yaşam hakkını koruyan, kısırlaştırma, sağlık, besleme ve sahiplendirmeyi birlikte ele alan bir sistem kurulabilir.
Yeter ki merhameti sorunun değil, çözümün bir parçası olarak görelim.
Çünkü insan olmak yalnızca konuşmak, çalışmak ve yaşamak değildir. Kendinden güçsüz olanın karşısında ne yaptığınla ilgilidir.
Ve unutmayalım: Bu dünya yalnızca bizim değil. Merhametimizi kaybetmeden de aynı sokakları paylaşabiliriz.

