
Gözümüz kulağımız yine New York’ta, o meşhur Birleşmiş Milletler binasında... Dile kolay, dünya liderleri tam 81’nci kez aynı çatı altında bir araya geliyor. Koridorlarda hummalı bir diplomasi trafiği, kürsüye çıkan çıkana. Herkesin dilinde yine o bildik, büyük kelimeler: "Küresel adalet, barış, sürdürülebilirlik..."
Peki, sokaktaki insanın gerçeğiyle bu şaşalı salonlarda yapılan konuşmalar ne kadar örtüşüyor?
Bu yılın resmi ilkesi kulağa hoş gelen, aslında tam da ihtiyacımız olan bir şeye parmak basıyor: "Güveni Yeniden İnşa Etmek."
Genel Kurul Başkanı Khalilur Rahman liderliğinde yürütülen oturumlarda herkesin ortak derdi, küresel sisteme karşı sarsılan güveni bir şekilde ayağa kaldırmak. Çünkü kabul edelim; artık hiçbirimiz o devasa kurumların dünyadaki yangınları anında söndürebileceğine inanmıyoruz.
Masadaki dosyalar ise bildiğiniz gibi; yine çok ağır, yine çok can yakıcı. Gazze’deki insani dram, bitmek bilmeyen Rusya-Ukrayna savaşı, Sudan ve Myanmar’dan yükselen sessiz çığlıklar... Bir yanda bu sıcak çatışmalar sürerken, diğer yanda kapımızı çoktan çalan iklim krizi ve "Yapay zekâyı nasıl kontrol edeceğiz?" endişesi tartışılıyor. Yani liderlerin işi bu kez her zamankinden zor.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, tam 16’ncı kez bu kürsüye çıkıyor. Az uz değil, 16 yıl... Hatırlarsınız, "Dünya 5'ten büyüktür" çıkışıyla BM’nin bu hantal yapısını yıllardır en yüksek sesle eleştiren isimlerin başında geliyor. Bu yıl da ilk günün hemen başında, 4’ncü sırada söz alarak dünyanın yüzüne o hepimizin bildiği ama egemen güçlerin duymak istemediği gerçekleri bir bir söyleyecek.
Bir de işin duygusal veda boyutu var tabii. Genel Sekreter Antonio Guterres, görev süresinin sonuna yaklaşırken bu büyük sahneyi son kez yönetiyor. Arkasında nasıl bir dünya bıraktığının muhasebesini yapıyordur muhtemelen.
Açık konuşmak gerekirse, her yıl bu zamanlar aşağı yukarı aynı döngüyü yaşıyoruz. Liderler gidiyor, süslü cümlelerle dolu konuşmalar yapıyor, alkışlar kopuyor ve günün sonunda herkes kendi ülkesine, kendi konfor alanına dönüyor. Ama dünya artık öyle bir yol ayrımında ki, New York’tan bu kez sadece "temenniler" değil, somut ve radikal adımlar çıkmak zorunda.
Umalım ki bu 81’nci buluşma, sadece liderlerin podyuma çıkıp boy gösterdiği bir yer olarak kalmasın; gerçekten masumların yüzünü güldürecek, dünyaya nefes aldıracak kararlara vesile olsun. Çünkü insanlığın artık boş vaatleri dinleyecek ne sabrı kaldı ne de zamanı.

