BIST 100
12.290,58 -2,40%
DOLAR
49,0000 0,03%
EURO
55,5779 -0,28%
GRAM ALTIN
6.548,21 1,05%
BITCOIN
83.083,00 -0,50%
FAİZ
40,15 -0,45%
GÜMÜŞ GRAM
95,88 0,35%
GBP/TRY
64,7789 -0,31%
EUR/USD
1,1335 -0,32%
BRENT PETROL
96,59 -1,88%
ÇEYREK ALTIN
10.707,93 1,07%
Balıkesir Hafif Yağmur
Balıkesir hava durumu
18 °

Ege’de 25’inci Saat

Düşünseli

Yunanistan'ın köklü gazetelerinden Ta Nea, 27 Eylül'de ilginç bir yazıya imza attı: Türkiye ile bir kriz çıkarsa, Atina'nın "önleyici bir darbeyle" savaşı daha ilk yirmi dört saatte bitirebileceğini anlatan, dört aşamalı bir senaryo. Gazetenin kendisi de baştan bir not düşüyor, hakkını verelim: Bu, Yunan Genelkurmayının açıklanmış resmî savaş planı değil; askerî analistlerin kurguladığı "muhtemel senaryolardan biri." Yani bir harekât emri değil, bir düşünce jimnastiği.

Ama o düşünce jimnastiğinin nasıl kurulduğuna bakmak bile başlı başına öğretici. Çünkü ortada bir savaş planından çok, art arda dizilmiş kusursuz varsayımlardan örülü bir hayal var.

Senaryoyu kabaca özetleyeyim: Önce Türkiye'nin Ege kıyısındaki radarları, haberleşmesi ve insansız hava araçlarının kontrol altyapısı elektronik olarak kör edilecek. Ardından Yunan uçakları, Türk hava sahasına hiç girmeden, uzun menzilli silahlarla Dalaman, Balıkesir ve Çiğli üslerinin pistlerini vuracak; böylece Türk savaş uçakları daha havalanamadan yerde tutulacak. Aynı anda adalardaki füzeler, Foça'daki çıkarma kuvvetlerini limandan çıkamadan etkisiz kılacak. Türkiye elinde kalanla karşılık verse de, "Aşil Kalkanı" denen yeni hava savunması bu karşılığı büyük ölçüde durduracak. Nihayetinde yirmi dört saat dolmadan Türkiye masaya "yenik" oturacak, Atina ise "mutlak üstünlük" konumunda.

Kulağa derli toplu geliyor, öyle değil mi? Bir masaüstü savaş oyununu ya da Hollywood filmlerini andırıyor. Zaten sorun da tam burada başlıyor.

Kâğıdın Üzerindeki Savaş

Mesleğimde yıllardır öğrendiğim tek bir kural varsa o da şudur: Bir planın gücü, en güçlü halkasıyla değil, en zayıf halkasıyla ölçülür. Zincirin tamamı, kopan ilk halkaya kadar sağlamdır.

Ta Nea'nın senaryosu ise baştan sona birbirine kenetlenmiş varsayımlardan oluşuyor. Sayalım: İstihbarat kusursuz olacak. Sürpriz tam olacak, yani Türkiye kendisine yönelen darbeyi son ana kadar fark etmeyecek. İlk vuruş noktasından isabet edecek, pistler gerçekten devre dışı kalacak. Türkiye'nin karşılığı sınırlı kalacak. Üstelik o sınırlı karşılığı bile yeni savunma sistemi durduracak.

Şimdi buradaki inceliği görün: Bu varsayımların her biri tek başına "mümkün" görünür. Ama plan, hepsinin aynı anda ve arka arkaya gerçekleşmesini istiyor. Diyelim ki her aşamanın yüzde doksan tutma ihtimali var, ki savaşta bu bile fazlasıyla iyimserdir. Beş aşamayı çarptığınızda elinizde kalan ihtimal yüzde altmışın altına iniyor. Altı, yedi varsayımı üst üste koyduğunuzda ise "kesin zafer" dediğiniz şey, yazı-tura atmaktan farksız hale geliyor.

Kâğıdın üzerinde her ok yerine oturur, her hedef vurulur, düşman hep senaryonun ona biçtiği rolü oynar. Sahada ise düşmanın da bir oyu vardır; üstelik o oyu ne zaman, nereden kullanacağını size sormaz.

Var Olmayan Kalkana Yaslanmak

Senaryonun bel bağladığı o "Aşil Kalkanı" var ya; işin en can alıcı yeri orası. Çünkü bu kalkan bugün ortada yok.

Bunu ben söylemiyorum, Yunanistan'ın kendi Savunma Bakanı Dendias söylüyor: Sistemin tam anlamıyla faal hale gelmesi otuz beş ayı bulacak. Yani senaryo, bugünün eldeki kuvvetleriyle üç yıl sonrasının hayali kabiliyetini aynı savaşta birleştirmiş. Bir futbol takımının, henüz transfer etmediği yıldızla bugünkü maçı kazanacağını hesaplaması gibi bir şey.

Aynı ezber, senaryonun Fransa varsayımında da tekrarlanıyor: "Yunanistan ilk vuruşu yapar, Fransa da otomatik olarak savaşa girer." Oysa karşılıklı savunma maddeleri, dünyanın her yerinde, saldırıya uğrayan taraf için yazılır; ilk ateşi açan için değil. İlk kurşunu sıkan tarafın "beni koru" demeye hangi yüzle çağıracağı ise ayrı bir muamma.

Yirmi Dördüncü Saati Kim Planlıyor?

Gelelim işin en zayıf noktasına. Bu senaryonun görmezden geldiği o basit gerçeğe.

Bir savaşı başlatan taraf, onun ne zaman biteceğine karar veremez. Başlangıç saatini saldıran seçer, evet; ama bitiş saatini karşı taraf yazar. Ta Nea'nın bütün kurgusu, ilk yirmi dört saati Atina'nın planladığı, yirmi beşinci saati ise Türkiye'nin hiç planlayamayacağı varsayımına dayanıyor. En büyük varsayım da bu zaten: Karşındakinin, sen bittin dediğinde biteceğini sanmak.

Emekli Amiral, Mavi Vatan teorisyeni Cem Gürdeniz'in dediği gibi:

Ta Nea'nın senaryosundaki asıl stratejik fantezi, Atina'nın ilk 24 saati planlaması, ancak 25'inci saatin planını Ankara'nın yapabileceğini unutmasıdır.

Oysa tarihte hiçbir millet, düşmanının çizdiği takvime göre teslim olmamıştır. Bir ülkenin uçakları yerde tutulabilir, bir limanı vurulabilir; ama bir milletin karşılık verme iradesi ne radarla görünür, ne de ilk darbede yok edilir. Savaş, senaryoyu yazanın "bitti" dediği yerde değil, karşı tarafın "bitti" dediği yerde biter. O kararı verecek olan ise hiçbir zaman ilk tetiği çeken olmamıştır.

Senaryo Değil, Kaygının İtirafı

Peki bir gazete, koca koca manşetlerle böyle bir "yirmi dört saatte zafer" tablosu çiziyorsa, bu bize ne anlatır?

Gücünü değil, kaygısını. Kendinden emin olan, zaferini kurgulamaz; sessizce hazırlanır. Yüksek sesle "onları bir günde bitiririz" diye anlatılan her senaryo, aslında o "bir günün" içine sığınma ihtiyacının itirafıdır. Çünkü uzun bir hesaplaşmayı göze alamayan, her şeyi ilk yirmi dört saate yüklemek zorunda kalır. Bu bir cesaret gösterisi değil, bir zaman darlığının itirafıdır.

Kaldı ki komşularımıza da hakkını verelim: Böyle bir hayali kurmak, hayata geçirmeye kalkmaktan çok daha akıllıcadır. Umarım kâğıt üstünde kalır. Zira sahaya indiği an, o kusursuz zincirin ilk halkasının nerede kopacağını kimse kestiremez.

Kıssadan Hisse:

Bir senaryonun içinde düşmana rolünü siz biçersiniz. Ne zaman vurulacağını, ne kadar dayanacağını, hangi saatte pes edeceğini hep siz yazarsınız. Sahnede her şey tıkır tıkır işler, çünkü karşınızdaki oyuncu sizin verdiğiniz repliği söyler. Buna savaş planı değil, olsa olsa tiyatro denir.

Gerçek muhatabın ise elinde sizin yazdığınız metin yoktur. Ne zaman vurulacağını siz seçebilirsiniz belki; ama ne zaman pes edeceğine yalnız o karar verir. İşte en tehlikeli yanılgı da buradadır: İnsanın kendi kurduğu kusursuz senaryoya, en çok yine kendisinin inanması. Çünkü o senaryoya ilk inanan, sahaya çıktığında ilk şaşıran olur.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?