Kurban Bayramı yaklaşırken, “Kurbansız, kurban olur mu” şeklinde düşündüğünüz oldu mu? Ya da “Nedir, bu kurban” diye…
Arapça’da gerek maddi gerekse manevi her türlü yakınlığı ve yakın olmayı kuşatacak bir anlam yelpazesine sahip olan ‘kurban’ kelimesi dini terminolojide kendisiyle Allah’a yaklaşılan şeyi, özel olarak da Allah’a yakınlık sağlamak, yani ibadet amacıyla belli vakitte belirli cinsten hayvanları kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder.
Kurban, hemen bütün inanışların ana temalarından birini teşkil ettiği gibi çeşitli dillerde bu kavramı ifade için kullanılan kelimelerin kök anlamlarında da müşterek taraflar vardır.
Latince kökenli dillerde kurban karşılığı kullanılan ‘sacrifice’ kökünde “kutsamak, bir nesnenin tanrıya sunularak kutsal hale getirilmesi”, ‘offering’ de “tanrıya hediye sunma, takdime” anlamını taşır.
Eski Ahid’de kurban karşılığında “bağış ve vergi” manasındaki ‘minha’, “yaklaştıran şey” anlamında ‘gorban’ ve “kutsal kan dökme” fiilini ifade eden ‘zebah’ kelimeleri kullanılır.
Kurban, tapınılan tabiat üstü varlık veya varlıklara yakınlaşma, şükran duygularını ifade etme, bir şey isteme ya da günahlara kefaret olması gibi niyetlerle binbir çeşit ritüel ile sunulan varlık ve nesnelerdir.
İbrahim Peygamber ve oğlu İsmail’in ‘Kurban Sınavı’ndan çıkarılacak ders ise “Ey babacığım, ne emrolunuyorsan yap! Sen, beni inşallah sabredenlerden bulacaksın” cevabı ile taçlanan teslimiyettir.
Akıl sağlığı yerinde, hür, mukim ve dini ölçülere göre zengin sayılan mümin, ilahi rızayı kazanmak gayesiyle kurbanını kesmekle hem Cenab-ı Hakk’a yaklaşmakta, hem de maddi durumlarının yetersiz olması sebebiyle kurban kesemeyenlere yardımda bulunmaktadır.
Kurban ibadetinin ruhunda Hakk’a yakınlık ve ihtiyaç sahiplerine fedakarlıkta bulunma anlayışı vardır.
Kurban, bir Müslüman’ın bütün varlığını, gerektiğinde Allah yolunda feda etmeye hazır olduğunun bir nişanesidir.
Allah, Kevser Suresi’nde “Muhakkak biz sana Kevser’i verdik. Öyleyse Rabb’in için namaz kıl ve kurban kes. Muhakkak ki sonu kesik olan, sana buğz edendir” buyuruyor.
Bugün kutladığımız mana ve şekliyle Hicri Takvim’e göre Zilhicce ayının 10’uncu günü başlayıp, 4 gün boyunca kutlanan Kurban Bayramı, ilk olarak Hazreti Muhammed döneminde, Miladi 624 yılında, yani Hicret’ten iki yıl sonra kutlanmıştır.
Kurban Bayramı’nın temelini teşkil eden kurban kesme görevi sayesinde, sosyal yardımlaşma görevi ifa edilir. Bu vesileyle, yılın geri kalanında et satın alamayan ya da çok az miktarda et tüketmek zorunda kalan aileler, daha fazla et yemek fırsatına erişir.
Tüm yardımlaşma ve dayanışmanın Allah rızası için yapıldığı bu mübarek bayramda, bir taraf dünya malına tutkun hallerinden arınırken diğer taraf da karamsarlığa kapılmaktan kurtulur.
Kurban Bayramı’nda kesilen kurbanın üç parçaya bölünerek, üçte birinin ihtiyaç sahiplerine, üçte birinin akrabalara pay edilmesi, görevin manevi ruhuna uygun düşer. Kalan kısmının ise aile tarafından tüketilmesinde bir sakınca olmadığı yaygın görüştür.
Hac Suresi 37’nci ayette yer alan “Elbette onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmayacaktır. Ancak O’na sizin takvanız erecektir” hükmünü hatırlatarak, Kurban Bayramımızı kutlarım.
Sırrın sahibine emanet olun…







YORUMLAR