Tolstoy, Anna Karenina’nın ilk cümlesinde şöyle yazıyor:
“Bütün saadetler yekdiğerine benzerler. Fakat felaketler öyle değildir; hepsinin kendilerine mahsus bir şekli, bir hususiyeti vardır.”
Tıpkı şimdilerde de olduğu gibi. Mutluluklarımız, sevinçlerimizin nedenleri kimi zaman birbirlerine benzer. Tek fark herkesin mutluluklarını yaşama şekli başkadır. Hayatımızın felaketleri ise birbirimizden bambaşkadır. Hayatımızın felaketlerini yaşarken kimimiz erteleriz, kimimiz ağlarız, kimimiz ise susarız.
Siz hayatınızın felaketlerini nasıl yaşarsınız?
Ertelediğiniz her şey yeniden karşınıza çıkacaktır. Bu erteleme sadece anı kurtalacaktır. O anı yaşamadığınızdan nasıl bir tepki vereceğinizi, nasıl bir çözüm yolu bulacağınızı ya da nasıl hissedeceğinizi bilemeyeceksiniz. Yeniden yaşadığınızda da bunların hiçbirini bilmediğiniz için belki de işleri daha zorlaştırıp felaketleri daha da büyük yaşayacaksınız.
Felaketlerle karşılaştığınızda neler yapmalısınız?
* Felaket olarak neleri adlandırıyorsunuz?
* Bu durum hayatınızın neresinde duruyor?
* Daha önce buna benzer bir durum yaşadınız mı ve o anda nasıl hisssettiniz?
* Mevcut durumunuzu kontrol etmek için hangi güçlü yanınız sizinle olmalı?
* İçinde bulunduğunuz mevcut durum için neye ihtiyacınız var?
Bu soruları yanıtladıktan sonra mevcut duruma uzaktan bakın. Birde uzaktan, hayatınızı yargılamadan ve sakince yanıtlayın. İşte o zaman daha doğru bir karar verebilirsiniz. Hayatınızın felaketlerinde gerçekleri göz ardı etmeyin, kendinizi sevin, karanlıklarınızdan kurtulun. Unutmayın ki tecrübeler, soruların cevapları şahsına münhasırdır. Kimse birbirinin hayatını yaşamaz. Kimse hayatının felaketlerini bir başkasıyla kıyaslayamaz. Mevcut durumlar karşısında size en acı veren ertelemek olacaktır. Karşısınıza çıkan taşı şimdi kaldırın aksi takdirde dönüş yolunda yanına bir taş daha eklenmiş olabilir.







YORUMLAR