BIST 100
11.231,17 -2,99%
DOLAR
49,6277 0,10%
EURO
55,7443 0,03%
GRAM ALTIN
6.470,03 -1,95%
BITCOIN
81.529,00 -3,64%
FAİZ
39,62 0,33%
GÜMÜŞ GRAM
88,23 -4,54%
GBP/TRY
66,5211 0,09%
EUR/USD
1,1206 -0,23%
BRENT PETROL
107,69 1,08%
ÇEYREK ALTIN
10.578,49 -1,95%
Balıkesir Parçalı Az Bulutlu
Balıkesir hava durumu
22 °

SÖZDE SAKİN SULAR!

Düşünseli

Diplomaside bazı haberler gürültüyle gelir, bazıları sessizce. 20 Ekim'de Bingazi'den gelen haber ikinci türdendi; ama etkisi Atina'da bir deprem gibi hissedildi. Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ile 2019'da imzalanan deniz yetki alanları mutabakatını oy birliğiyle onayladı. Üstelik bununla da kalmadı; 2020'de aynı mutabakatı reddettiği kendi kararını da yine oy birliğiyle iptal etti.

Türk basınına yansıyan Yunan basını manşetleri, bu kararın Atina'da nasıl karşılandığını tek kelimeyle özetliyor: "Büyük ulusal yenilgi."

Neden bu kadar büyük bir yankı? Çünkü bu karar, bir anlaşmanın onaylanmasından çok daha fazlası. Yıllardır kullanılan bir kozun masadan kalkması.

Elden Kayan Koz

Hatırlayalım. Türkiye ile Libya'nın o dönemki Ulusal Mutabakat Hükümeti, 27 Kasım 2019'da Akdeniz'deki deniz yetki alanlarını sınırlandıran mutabakatı imzaladı. Atina'nın o günden bu yana en çok sarıldığı argüman şuydu: "Bu anlaşma meşru değil, çünkü Libya'nın kendi parlamentosu bile onu tanımıyor." Gerçekten de doğu Libya'daki Temsilciler Meclisi 2020'de mutabakatı reddetmişti. Yunanistan da bu reddi uluslararası arenada bir kalkan gibi taşıdı.

İşte o kalkan artık yok. Üstelik onu kaldıran, Atina'nın yıllarca yanında gördüğü taraf. Yunan Open TV'nin de hatırlattığı gibi, Yunanistan 2020'deki Trablus harekâtında Hafter'e destek vermişti. Bir zamanlar karşı cephede duran Bingazi, bugün Türkiye ile aynı masada, aynı imzanın altında. Diplomasinin en zor işi budur: Karşı cephedekini ikna edip yanınıza almak. Türkiye bunu silahla değil, sabırla, ziyaretlerle ve "tek Libya" yaklaşımıyla yaptı. Yunan basınının da altını çizdiği gibi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Trablus'un yanı sıra ilk kez Bingazi'ye de gitmesi, bu sabrın en görünür adımıydı.

Kıyı Var mı, Yok mu?

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı karara hemen tepki gösterdi ve anlaşmayı "hukuken yok hükmünde" ilan etti. Atina'nın hukuki itirazı özetle şu: Türkiye ile Libya'nın karşılıklı ya da bitişik kıyısı yoktur; aradaki denizde Yunan adaları, özellikle Girit vardır; dolayısıyla bu iki ülke arasında deniz alanı paylaşılamaz.

Bu itirazı ciddiye alalım, çünkü meselenin özü tam olarak burada. Atina'nın tezi, her adanın, büyüklüğü ve konumu ne olursa olsun, kıta kadar deniz alanı yaratması gerektiği varsayımına dayanıyor. Türkiye'nin tezi ise başka bir ilkeye yaslanıyor: hakkaniyet. Bir ülkenin ana karasının hemen önündeki ya da iki kıta arasında kalan adalar, o ülkenin deniz alanını yutacak şekilde tam etki doğurmamalıdır.

Bu sadece Ankara'nın görüşü değil; uluslararası yargının pek çok kararında karşılığı olan bir yaklaşım. Uluslararası Adalet Divanı, 1985'te tam da Libya ile Malta arasındaki davada, kıyı uzunlukları arasındaki büyük farkı dikkate alarak sınırı Malta aleyhine kaydırdı. 2009'da Romanya ile Ukrayna arasındaki Karadeniz davasında ise Yılan Adası'na, karasuları dışında kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge açısından neredeyse hiç etki tanınmadı. Kısacası "her ada, ana kara gibidir" kuralı, uluslararası hukukun kesin bir hükmü değil; Atina'nın en geniş yorumudur.

Yunanistan bugün Libya ile Türkiye'nin arasında "kıyı olmadığını" söylüyor. Oysa haritaya bakan herkes, iki ülkenin Akdeniz'in iki yakasında birbirine baktığını görür. Aralarına konmak istenen şey bir kıyı değil, tek tek adalara dayandırılan ve kıta sahanlığını adeta Türkiye'nin burnunun dibine kadar çeken maksimalist bir harita.

Brüksel'in Refleksi

Kararın ardından Avrupa Birliği de devreye girdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, anlaşmanın "üçüncü ülkelerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini", "Deniz Hukuku'na uymadığını" ve "yok hükmünde" olduğunu söyledi.

Bu açıklamada şaşırtıcı bir şey yok; AB yıllardır aynı cümleyi kuruyor. Ama bir noktanın altını çizmek gerekiyor. Avrupa Komisyonu bir mahkeme değildir. Deniz yetki alanı uyuşmazlıkları, tarafların müzakeresiyle ya da uluslararası yargı yoluyla çözülür; bir siyasi birliğin başkanının sosyal medya paylaşımıyla değil. Üye ülkesiyle dayanışma göstermek AB'nin siyasi tercihidir. Fakat dayanışmayı hukuk hükmü gibi sunmak, hukukun kendisine yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.

Kaldı ki Brüksel'in sesi ne kadar yüksek çıkarsa çıksın, sahadaki gerçeği değiştirmiyor: Libya'nın batısı da doğusu da artık aynı anlaşmanın arkasında.

Atina'da Ayna

Belki de bu kararın en çarpıcı yansıması, Yunanistan'ın kendi iç siyasetinde görüldü. Türk basınına yansıyan açıklamalarına göre eski Başbakan Antonis Samaras, Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis'i sert biçimde eleştirdi; Libya'daki gelişmelerin, Atina'ya "tam tersini garanti eden" açıklamaları boşa çıkardığını söyledi. Samaras'ın en dikkat çekici cümlesi ise şuydu: Yunanistan'ın, Türkiye ile "sözde sakin sularda" yüzdüğünü söyledi.

Bu, dışarıdan bir eleştiri değil; Atina'nın kendi aynası. Yıllarca masaya oturmak yerine Brüksel'in açıklamalarına, Kahire ile imzalanan karşı anlaşmalara ve uluslararası kamuoyunun sempatisine güvenen bir dış politika, bugün kendi kurduğu kalenin içeriden boşaldığını görüyor.

Kazanımı Kalıcı Kılmak

Elbette karşı taraf da boş durmuyor; zaten ne zaman durdu ki? Yunanistan konuyu BM Güvenlik Konseyi’ne taşıdı; Mısır da kararı reddetti. Bu itirazlar bekleniyordu ve diplomasinin olağan seyrinin parçası. Türkiye’nin cevabı ise belli: gerilim değil, iş birliği. Bingazi’de kazanılan güveni enerji projeleriyle, ekonomik ortaklıklarla ve Libya’nın iki yakasıyla kurulan sağlam ilişkilerle kalıcı hale getirmek. Masada kazanılanı sahada büyütmek, bu toprakların bildiği en eski devlet aklıdır.

Fakat bir gerçeği kimse değiştiremez: Bugün Doğu Akdeniz’in haritası tartışılırken, Türkiye artık yalnız konuşan taraf değil. Arkasında, kıyısı o denize bakan bir komşunun her iki yakasının da imzası var.

Kıssadan Hisse:

Diplomaside eski bir söz vardır: Masada değilsen, menüdesin.

Türkiye, Bingazi'de masaya oturdu; hem de bir zamanlar karşısında duranlarla. Atina ise masaya oturmak yerine, başkalarının kendi adına konuşmasını bekledi. Haklı olduğuna inanmak kimseye bir şey kazandırmaz. Asıl mesele, haklılığını masada, karşındakine kabul ettirebilmektir. Deniz, ona en çok bağıranın değil, kıyısındakilerle anlaşmayı bilenin olur.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?