
Geçtiğimiz günlerde haber sitemizde yayımlanan “Balıkesir’de Villalı Anneler Grubu Krizi” başlıklı haber, beklediğimizin çok üzerinde bir etki yarattı. Telefonlarımız susmadı, mesajlar ardı ardına geldi, yorumlar çoğaldı. Kimisi destek verdi, kimisi “abartıyorsunuz” dedi, kimisi ise yaşadıklarını anlatırken adeta içini döktü. İşte bu köşe yazısı, tam da o mesajların, o itirafların, o “kimse duymuyor ama ben çok yoruldum” diyen velilerin sesi olmak için yazılıyor.
Çünkü anladık ki mesele bir WhatsApp grubu meselesi değil.
Mesele çok daha derin.
Mesele, veliler arasında giderek normalleşen ama çocukları derinden yaralayan bir ayrımcılık meselesi.
Eskiden akran zorbalığı dediğimizde aklımıza okul bahçesinde itilen kakılan çocuklar gelirdi. Şimdi ise yeni bir kavramla karşı karşıyayız: veli zorbalığı. Üstelik bu zorbalık, sessiz, görünmez ve “ayıp olmasın” kılıfı altında yapılıyor.
Özel okul ya da devlet okulu fark etmiyor. Gelen mesajlardan anlıyoruz ki sorun her yerde aynı. Aynı sınıfta okuyan çocukların velileri, aynı WhatsApp grubunda bile eşit değil. Resmî sınıf grubu var, bir de onun dışında kurulan “özel” gruplar… Kimler mi var o gruplarda? Villada oturanlar, son model arabası olanlar, hafta sonu workshop workshop gezenler, çocuğunu üç farklı kursa yazdıranlar…
Peki kimler yok?
Maddi durumu daha sınırlı olanlar.
Sesini çıkarmaktan çekinenler.
“Ben yanlış bir şey mi yaptım?” diye kendini sorgulayanlar.
Bir anne şöyle yazmış bize:
“Çocuğum aynı sırada oturduğu arkadaşının doğum gününe çağrılmadı. Sonra öğrendim ki anneler kendi aralarında ayrı bir WhatsApp grubu kurmuş. Davetler oradan yapılıyormuş.”
Başka bir mesajda ise şu cümle vardı:
“Devlet okulundayız. Öğretmene alınacak hediye için rakam belirlendi. Benim bütçem yetmediğini söylediğimde, ‘herkes elini taşın altına koyacak’ dendi. Sanki zorundaymışız gibi.”
Burada durup bir soru sormak gerekiyor:
Biz ne zaman çocukların eğitimi yerine, kendi statümüzü yarıştırmaya başladık?
WhatsApp grupları ilk kurulduğunda amaç belliydi: Ödev duyuruları, etkinlik bilgileri, acil durumlar… Ama bugün geldiğimiz noktada bu gruplar adeta mini sosyete kulüplerine dönüştü. Kim nerede tatil yapmış, kimin çocuğu hangi atölyeye gitmiş, kim hangi markadan alışveriş yapmış… Eğitim ikinci plana düşmüş, gösteriş birinci sıraya yerleşmiş.
“Villalı anneler”, “workshop anneleri”, “özel okul elit grubu”…
Bunlar belki resmî isimler değil ama fiilen yaşanan durum bu.
Balıkesir gibi, herkesin birbirini tanıdığı, “biz mütevazı bir şehiriz” denilen bir yerde bunların yaşanması ise ayrı bir hayal kırıklığı. Gelen bazı yorumlarda bu durum, “Balıkesirlilerin kovalak olmasına” bağlanmış...
Mesele sadece dışlamak değil, üstten bakmak.
“Biz farklıyız” demek.
“Bizim standartlarımız başka” iması yapmak.
Oysa aynı sınıfta okuyan çocuklar, aynı sırayı paylaşıyor. Ama veliler onları daha baştan ayırıyor. Bir çocuk bunu fark etmez mi? Elbette eder. “Neden ben çağrılmadım?”, “Neden benim annem o grupta yok?” soruları, çocuğun zihnine küçük ama derin çizikler atıyor.
Bir veli şöyle demiş:
“Benim çocuğum artık okula gitmek istemiyor. ‘Ben onların seviyesinde değilmişim’ diyor. Bunu ona kim söyledi dersiniz? Başka bir çocuk. O çocuğun duyduklarını nereden öğrendiğini tahmin etmek zor değil.”
İşte en tehlikeli nokta burası. Veliler arasındaki bu görünmez rekabet, çocuklara sınıf ayrımı bilinci olarak geri dönüyor. Daha ilkokul çağında “kim zengin, kim fakir” ayrımı yapmayı öğrenen bir nesilden nasıl adalet, empati, paylaşma bekleyeceğiz?
Bir de işin “hediye” boyutu var. Öğretmenler elbette kıymetlidir. Emekleri tartışılmaz. Ama öğretmene alınacak hediyenin fiyatı üzerinden yapılan baskı, resmen başka bir zorbalık türü. Maddi durumu elvermediği için sessiz kalan, mahcup olan, hatta gruptan çıkan veliler var. Sırf “ayıp olmasın” diye borca girenler var.
Bütün bunlar yaşanırken kimse yüksek sesle konuşmuyor. Çünkü herkes “yanlış anlaşılmaktan” korkuyor. Ama bir gerçek var: Bu gruplar amacından sapmış durumda.
Eğitim konuşulmuyor. Çocukların duyguları konuşulmuyor. Konuşulan tek şey, kim ne kadar harcıyor, kim nerede yaşıyor, kim hangi çevreden…
Belki de artık şunu kabul etmeliyiz:
Bu mesele birkaç “abartılı anne” meselesi değil.
Bu, toplum olarak gösterişi değer sanmamızın bir sonucu.
Bu köşe yazısını okuyan herkese, özellikle velilere küçük bir çağrı yapmak istiyorum:
Bir WhatsApp grubuna mesaj atmadan önce durup düşünün.
Yazdığınız cümle, başka bir veliyi incitebilir mi?
Paylaştığınız bir fotoğraf, başka bir çocuğun kendini eksik hissetmesine neden olabilir mi?
Çünkü unutmayalım, çocuklar sadece okulda değil, bizim davranışlarımızdan da eğitim alıyor.
Villada oturmak, son model arabaya binmek, pahalı hediyeler almak kimseyi daha iyi bir veli yapmıyor. Ama empati kurabilmek, başkasının koşullarını gözetebilmek, işte asıl örnek olunması gereken yer burası.
Balıkesir’in asıl ihtiyacı daha fazla villa değil,
daha fazla vicdan.
Yayınlanan haberimizi okumak isterseniz linki buraya bırakıyorum.

