
YILDIRIMHAN!
Bu hafta niyetim, baharın gelişiyle çiçeklerden, doğanın o eşsiz sanatından bahsetmek; biraz pastoral, biraz sanatsal bir yazı kaleme almaktı. Fakat savunma sanayiimizin o baş döndürücü hızı, bizi çiçek kokularından alıp barut ve yüksek teknoloji kokan bir atmosfere fırlattı. Haftaya "kamikaze sivri sinekler" yani drone sürüsü heyecanıyla başlamışken, fuar alanında bir dev baş gösterdi: YILDIRIMHAN!
YILDIRIMHAN, sadece bir füze animasyonu ya da bir metal yığını değil; Türkiye’nin stratejik derinliğinde vites yükselttiğinin, "biz de buradayız" değil "buranın merkezindeyiz" dediğinin ilanıdır.
Ateşlenmeden Vuralan Hedefler
İşin en can alıcı noktası şudur: Biz savaş peşinde koşan, komşularının toprağında gözü olan bir millet değiliz. Tarih boyunca barışı kutsamış, huzuru savunmuş bir medeniyetin mirasçılarıyız. Belki YILDIRIMHAN’ı hiçbir zaman ateşlemeyeceğiz, belki o rampadan hiç ayrılmayacak. Ancak bir silah, daha namludan çıkmadan dünyadaki dengeleri sarsabiliyorsa, hedefi zaten vurmuş demektir.
Bugün küresel kulislerde, savunma forumlarında ve sosyal medyada tek bir soru var: “6.000 kilometre mi, yoksa daha fazlası mı? Peki, o devasa gövdenin ucunda hangi harp başlıklarını taşıyor?” Kimilerine göre 7.000, kimilerine göre 8.000… Menzil rakamları havada uçuşurken, aslında asıl menzilin “Türkiye’nin caydırıcılık kapasitesi” olduğunu herkes çok iyi anlıyor.
Kıtaları aşan bir menzil demek, Türkiye’ye yönelik yapılacak her türlü hesabın bin kez daha gözden geçirilmesi demektir.
Küresel İlgi ve Stratejik Panik
İnternet dünyasında ve uluslararası haber merkezlerinde YILDIRIMHAN’ın yarattığı dalga, basit bir "yeni silah" tanıtımının çok ötesine geçti. Animasyonların yarattığı hayranlık, fuardaki fotoğrafların sızdırdığı detaylar, müttefikleri düşündürürken, art niyetli odaklarda gerçek bir panik dalgası yarattı. Bazı ülkelerin medya kanallarında "Türkiye’nin nükleer kapasiteye bir adım daha yaklaştığı" spekülasyonları, aslında YILDIRIMHAN’ın yarattığı o muazzam yoğun ilginin bir sonucudur.
Bu bir gövde gösterisinden ziyade, bir özgüven manifestosudur. Kendi mühendisinin zekasıyla, kendi işçisinin emeğiyle vatan savunmasını uzay sınırlarına taşıyan bir Türkiye’nin sesidir bu.
Yani;
Biz çiçeklerin kokusundan, böceklerin sesinden bahsetmeyi yine çok isteriz. Ancak biliyoruz ki; o bahçeyi koruyacak çelikten bir kale inşa etmeden, o pastoral huzuru kimse size bırakmaz. YILDIRIMHAN, bu toprakların huzur içinde çiçek açmaya devam etmesinin sigortasıdır.
Dişimizi göstermiyoruz... Gücümüzün gölgesini seriyoruz ki, kimse o gölgenin içine girmeye cesaret edemesin.
Ve işte tam da bu yüzden Hüseyin Nihal Atsız’ın dediği gibi:
Gerilir zorlu bir yay
Oku fırlatmak için;
Gece gökte doğar ay
Yükselip batmak için.
...
Şair neden gam çeker?
Şiir yaratmak için.
Dağda niçin bağırılır?
Feleğe çatmak için.
...
İnsan büyür beşikte
Mezarda yatmak için.
Ve...
Kahramanlar can verir
Yurdu yaşatmak için...

