
Balıkesirli yazar ve emekli öğretmen Dilaver Ayyıldız, eğitimcilikten yazarlığa uzanan yaşam yolculuğunu, yeni kitabı “İyilik Hikâyeleri”ni ve çocuklara bırakmak istediği değerleri anlattı. Ayyıldız, “İnsanı insan yapan maddi zenginlikler değil; iyilik, merhamet, sevgi, şefkat ve toplumsal sorumluluktur” sözleriyle okurlarına güçlü bir mesaj verdi.
Balıkesir’de uzun yıllar eğitim camiasında görev yapan, okul müdürlüğünden Milli Eğitim Şube Müdürlüğü'ne, belediyede kültür ve basın yayın çalışmalarına kadar birçok alanda sorumluluk üstlenen Dilaver Ayyıldız, emeklilik sonrası üretmeye devam ediyor. Fransızca öğretmenliğiyle başlayan meslek hayatını yazarlıkla sürdüren Ayyıldız, beşinci kitabı “İyilik Hikâyeleri” ile bu kez çocuklara sesleniyor.
Çocukların yalnızca başarılı, zengin ya da popüler bireyler olarak değil; merhametli, sorumluluk sahibi ve iyilik duygusunu önceleyen insanlar olarak yetişmesi gerektiğini vurgulayan Ayyıldız ile yeni kitabını, yazarlık serüvenini, Balıkesir’in kültür sanat hayatını, okuma alışkanlıklarını ve yeni projelerini konuştuk.

Öncelikle sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?
Balıkesirliyim. 1961 doğumluyum. Emekli öğretmenim. Balıkesir merkezde yıllarca Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı kurumlarda değişik görevlerde bulundum. Okul müdürlüğü, müdür yardımcılığı ve Milli Eğitim Şube Müdürlüğü yaptım.
Balıkesir İmam Hatip Lisesi, Namık Kemal İlköğretim Okulu, Yunus Emre İlköğretim Okulu, Ali Hikmet Paşa ve 23 Nisan’da görev yaptım. Öğretmen Lisesinin ilk kuruluş döneminde de görev aldım. En son Milli Eğitim Şube Müdürüyken 2014 yılında çıkan rotasyon yasası nedeniyle Manisa Gördes’e atandım. Tam o dönemde Balıkesir Büyükşehir olunca Altıeylül Belediyesi'ne geçtim. Burada Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü olarak görev yaptım. Uzun süre Kültür Müdürlüğü'ne baktım. Son beş yılda ise Teftiş Kurulu Müdürlüğü görevinde bulundum.
Şu anda neler yapıyorsunuz?
2025 yılında emekli oldum. Şu anda yazıyorum. Çocuk kitapları yazıyorum. Daha önce yetişkinler için yazdığım iki şiir kitabım vardı. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığında yaşadığım olaylar, sistem, bürokrasi, siyaset ve kendime dair eleştirilerimi anlattığım “Yaşadıkça” adlı bir kitabım var.
O kitabın giriş bölümünde de “Pastoral” adını verdiğim ayrı bir bölüm bulunuyor. Orada yaklaşık 50 yıl önce köyde geçen ilkokul hayatımı, köy geleneklerini ve çocukluk deneyimlerimi anlattım.
Fransızca öğretmenliğinden yazarlığa uzanan yolculuğunuz nasıl başladı?
Yazma konusu oldukça eskiye dayanıyor. Yazmanın ilk zevkini ortaokul ikinci sınıftayken yaşadım. O dönem duvar gazeteleri vardı. Namık Kemal ile ilgili yazdığım bir şiiri öğretmenimiz çok beğendi ve duvar gazetesine astı. Bu benim çok hoşuma gitti.
Lisedeyken ulusal bir gazeteye bir şiir göndermiştim ve yayımlandı. O zaman 17-18 yaşlarındaydım. Daha sonra Konya Selçuk Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümüne gittim. Üniversite yıllarında mahalli gazetelerin edebiyat sayfalarına şiir ve yazılar yazdım.
Babam da sınıf öğretmeniydi. Savaştepe Köy Enstitüsü mezunuydu ve o da çok şiir yazardı. Belki ondan da ilham aldım. Üniversite yıllarında günlük tuttum. 18 Kasım 1981’de başladım, 1997’ye kadar aralıksız yazdım. Sevindiğim, üzüldüğüm, kızdığım, öfkelendiğim her şeyi yazdım.
İlk kitabım “İfadem” 2014 yılında çıktı. O kitapta öğretmenliğe, okula, öğrencilere ve hayata dair şiirler yer aldı.
Yeni çıkan beşinci kitabınızın konusu nedir?
Yeni kitabımın adı “İyilik Hikâyeleri". On bir hikâyeden oluşuyor. İlkokul 3. ve 4. sınıf ile ortaokul çağındaki çocuklara hitap ediyor. Hikâyelerin yarısından çoğu ya bizzat yaşadığım ya da şahit olduğum olaylardan oluşuyor.
Kitabın temelinde iyilik yapmak var. Günümüzde insanlar kazanmayı, zengin olmayı, iyi meslek sahibi olmayı ve popüler olmayı çok yüceltiyor. Ben bu kitapta çocuklara iyiliğin her şeyin önünde olduğunu hatırlatmak istedim.

Bu kitabı yazmanızdaki temel duygu neydi?
Beş torunum var. Hepsi küçük yaşlarda. Onlarla ilgili kitap araştırmaları yaparken hem onları okumaya özendirmek hem de onlara bir şeyler verebilmek istedim. Bu kitap biraz da böyle ortaya çıktı.
Yazarlık serüveninizde en büyük dönüm noktası neydi?
2014 yılında yayımladığım ilk kitabım “İfadem” benim için dönüm noktası oldu. O zamana kadar şiirlerimi kitaplaştırmayı çok düşündüm. Belki iki üç kitaplık şiirim vardı ama cesaret edemedim. Teşvik eden de olmadı.
Sonra her ne pahasına olursa olsun bu kitabı çıkarmalıyım dedim. İlk kitap çıktıktan sonra diğerleri de ardı ardına geldi. Şu anda beşinci kitabım yayımlandı. Ayrıca yarım kalmış kitaplarım da var. Bunlardan biri “Söylenmeler”. Hayatım boyunca söylemediklerimi, söyleyemediklerimi ve söylemekten kaçındıklarımı anlattığım bir kitap olacak.
Yazma süreciniz nasıl ilerliyor?
Çalıştığım yıllarda, gerek Milli Eğitim'de gerekse Altıeylül Belediyesi'nde görev yaparken işe belediye otobüsleriyle gidip gelirdim. Otobüste sürekli insanları gözlemlerdim. Olayları, tavırları, davranışları, sözleri izlerdim. Kafamda sürekli bir muhasebe olurdu. İyi yönleri bir kenara, yanlışları bir kenara ayırırdım. Yazma işi biraz da bu birikimden kaynaklanıyor. Notlar alırım. Aklıma bir şey düştüğünde hemen yazmazsam sonra toparlanmıyor. Maddi unsurlar toparlansa bile o heyecan, o iklim yeniden oluşmuyor.
Kitaplarınızda kendi hayatınızdan izler var mı?
Evet, özellikle “İyilik Hikâyeleri”nde gerçek hayattan izler var. Kitabın girişinde de çocuklara, “Okuyacağınız hikâyeler gerçek hayatta yaşanmış olaylardan alınmıştır” diye sesleniyorum.
Mesela “Lastik Çizmeler” hikâyesindeki çizmeler, belki de çocukken benim ayağıma giydiğim çizmelerdir. 40-50 yıl öncesinden söz ediyoruz. Toygar Mahallesi’nden kalkıp bağları bahçeleri geçerek Atatürk Ortaokulu'na yürüyerek giderdik. Güzel havalarda iskarpinle, yağmurlu havalarda lastik çizmeyle giderdik. O yıllarda Balıkesir’de ortaokul sayısı bugünkü kadar fazla değildi. Okula lastik çizmeyle gitmek benim için kolay değildi. Kitapta İsmet Dede var. O da torunlarımın dedesi, benim kayınpederim. Yani hikâyeler hayatın içinden geliyor.
Fransız edebiyatında sizi en çok etkileyen yazarlar ve eserler hangileri oldu?
Fransız edebiyatında özellikle şiirler beni etkiledi. Alphonse de Lamartine'in "Le Lac" (Göl) adlı şiiri bunlardan biridir. Yine Guillaume Apollinaire'in "Le Pont Mirabeau" (Mirabeau Köprüsü) şiirini de çok severim. Türkçeye başarılı şekilde çevrilmiş Fransız şiirlerini öğrencilik yıllarımdan itibaren ilgiyle okudum. Özellikle şiirin duygu dünyası ve insan ruhuna hitap eden yönü beni her zaman etkiledi. Bu nedenle Fransız edebiyatında en çok şiirler beni etkiledi diyebilirim.

Günümüz gençlerinin kitap okuma alışkanlıklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Genel olarak toplumumuzun az okuduğu söyleniyor. Evet, yeterli değiliz ama tamamen kötü durumda olduğumuzu da düşünmüyorum. Kitap fuarlarında görüyoruz, insanlar fuarları dolduruyor, kitap alıyor, okuyor. Elbette daha iyisi olabilir. Ancak dijital mecralar insanı birçok şeyden olduğu gibi kitaptan da uzaklaştırıyor.
Dijitalleşme kitap okuma kültürünü olumsuz mu etkiliyor?
Bence olumsuz etkiliyor. Dijital mecralarda çok zaman harcıyoruz. Dijital kitap okuma uygulamaları var ama ben kullanmadım. Kitabı eline alıp okumak gibi değil. Kitap kokusunu hissetmek lazım. Dijitalleşmenin kitap okuma kültürünü olumsuz etkilediğini düşünüyorum.
Altıeylül Belediyesi’nde görev yaparken unutamadığınız çalışmalar oldu mu?
Özellikle ilk yıllarda çok sayıda etkinlik yaptık. Siyasetçi olmadığımız için beni en çok kitapla ilgili çalışmalar mutlu etti. Altıeylül Belediyesi olarak birçok kitap bastık. O kitapları bizzat inceledim, baktım. Kitap işleri çok hoşuma giderdi ve çok faydalı bulurdum.
Bir kentin gelişiminde kültür ve sanatın rolünü nasıl tanımlarsınız?
Kültür ve sanat, insanın dünyaya bakışını yüceltir, ufkunu genişletir. Şehir için de aynı şey geçerli. Sadece gündelik hayatın telaşı içinde yuvarlanan, maddi dünya içinde hayatını tüketen insanların kendine ve ruhuna bakabilmesi kültür ve sanatla mümkündür.
Balıkesir’de yazar ve şairler yeterince önemseniyor mu?
Bence Balıkesir’de yazarlar ve şairler yeterince önemsenmiyor. Belki de hiç önemsenmiyor desem uygun olur. Dışarıdan gelenler her zaman daha kıymetli görülüyor. Bunu kitap fuarlarında da görüyoruz. Balıkesirli yazarlar yer alıyor ama gerekli özenin gösterilmediğini hissediyorsunuz.
Yazar için kitap fuarları ve kitap günleri, hünerini ortaya koyacağı günlerdir. Siz kitabınızı okura ulaştırmak için yazıyorsunuz. Ama okura ulaştıramadığınızda yazma şevkiniz kırılıyor. Bu yüzden kurumların kitaba ve yazara biraz daha dönüp bakması gerektiğini düşünüyorum.
Kitaplarınızda okurların özellikle düşünmesini istediğiniz mesaj nedir?
"Yaşadıkça" kitabımda Milli Eğitim bürokrasisinin işleyişine dair gözlemlerimi anlattım. Herkes adalet istiyor ama herkesin önce kendisinin adaletli olması gerekiyor. Hakkı olmayanı istememek lazım.
Çocuk kitaplarında ise vatan, bayrak, devlet, iyilik, merhamet gibi kavramların çocukların gündeminde olmasını istiyorum. Hikâyelerde ve şiirlerde bunları öne çıkarıyorum.

Yazarlık yolculuğunuzda sizi en çok etkileyen okur dönüşü ne oldu?
Kitap fuarlarında ve kitap günlerinde küçük öğrencilerin kitaplarıma bakıp, “Ben bu kitabı geçen sene almıştım, okumuştum” demesi beni çok mutlu ediyor.
Sosyal medyada da bazı veliler yazıyor. Bir anne, “Çocuğum kitaplarınızı elinden bırakmıyor” demişti. Bunlar yüzde bir bile olsa çok kıymetli.
Beş kitabınızdan hangisi sizi daha çok temsil ediyor?
Beni en çok "Yaşadıkça" temsil ediyor. Çünkü orada bürokraside görev yaparken yaşadığım sıkıntılar, şahsıma yapılan hücumlar, farklı çevrelerden gelen baskılar ve eleştiriler var. Beni en çok o kitap yansıtıyor diyebilirim.
Yazmak isteyen gençlere ne tavsiye edersiniz?
Yazmak isteyen önce çok okuyacak. İster şiir yazsın ister nesir, önce okuyacak. Ben ilk kitabımı 2014 yılında çıkardım. Ondan önce olabildiğince okumaya çalıştım. Belki 30 yıl okudum. Yazmak isteyenlere tek şartım bu: Çok okumak.

Emeklilik sonrası üretmeye devam etmek size ne hissettiriyor?
Okul söyleşilerine, kitap günlerine ve kitap fuarlarına devam etmek istiyorum. Yarım kalan kitaplarım var, onları tamamlamak istiyorum. Bunlar olmazsa bir emeklinin, en azından benim yapabileceğim başka bir şey yok. Ben yazmak zorundayım.
Farklı bir dilde kitap yayımlamayı düşündünüz mü?
Hayır, hiç düşünmedim. Fransızca öğretmenliği yaptım ama akademik olarak üniversitede devam etseydim belki olabilirdi. Öğretmenlik, müdür yardımcılığı, okul müdürlüğü, şube müdürlüğü gibi görevler böyle bir çalışmaya pek imkân vermiyor.
Kültür sanat politikalarına gereken özen gösteriliyor mu?
Kültür sanat hareketleri aslında takip eden ve ilgilenen için var. Daha fazla olabilir mi, tabii ki olabilir. Balıkesir’de kitap fuarları yapılıyor. İlçeler de zaman zaman yapıyor. Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği kitap fuarında da ilgi vardı. Öğrenciler geliyor, okullar geliyor ama normal vatandaş da ilgi gösteriyor. Bence tamamen kötü bir durum yok.
Bugün yeniden meslek seçme şansınız olsaydı hangi mesleği seçerdiniz?
Öğretmenlik en güzeli tabii. Ama tiyatroyu da düşünürdüm. Lisede abimle birlikte bir tiyatro eseri yazmıştık. O dönem siyasi ortamla ilgili bir metindi. Oynayamadık ama yazdık. Tiyatroya karşı bir ilgim vardı. Belki elimizden tutan olmadı.
Henüz yazamadığınız ama mutlaka kaleme almak istediğiniz bir kitap var mı?
Evet, az önce bahsettiğim "Söylenmeler" kitabı. Onu yazınca bir yükten kurtulmuş olacağım gibi hissediyorum. Söylemediklerim, söyleyemediklerim, söylemek istemediklerim… İçimde dolaşıp duran şeyler var. O kitap biraz bunların kitabı olacak.
Hayatınız boyunca sizi en çok değiştiren kitap hangisi oldu?
Tek bir kitap söyleyemem ama lise yıllarında dünya görüşüme yön veren eserler oldu. Hasan el-Benna'nın Risaleler adlı kitapları beni etkilemişti. En çok eserlerini okuduğum isimlerden biri de Necip Fazıl Kısakürek'tir.
Bitlis'te görev yaptığım yıllarda Hürriyet'in yayımladığı Gösteri dergisini takip ederdim. Dergiyle birlikte şiir kasetleri verilirdi. Necip Fazıl'ın, Nazım Hikmet'in ve birçok şairin şiirlerini kendi seslerinden dinleme imkânı buluyorduk. Şiire olan ilgimin gelişmesinde bu kasetlerin önemli etkisi oldu. O kasetler hâlâ evimde durur ama artık onları dinleyecek bir kasetçalarımız yok.
Balıkesirlilere ve okurlarımıza vermek istediğiniz mesaj nedir?
Yönlerini kitaptan yana dönsünler. Kitaba baksınlar, yazarlara baksınlar. Kitap okumak sadece tavsiyeyle olacak bir şey değil. Çocuklarının kitap okumasını istiyorlarsa önce kendileri kitap okuyacaklar.
Bugün dünyada yaşanan zulümleri yapanlar, dünyanın en zengin ve güçlü ülkeleri. Bu zenginlik ilimle, bilimle oldu. Eğer biz bu zulmü durdurmak istiyorsak güçlü olmak zorundayız. Bu da ancak ilimle, bilimle ve okumakla olur. Geleceğimizin garantisi okumaya bağlıdır.
Sizi anlatan bir hayat felsefeniz var mı?
Kötülükler karşısında çoğu zaman susarım, cevap vermem. “Varsın öyle olsun” der geçerim. Çünkü cevap verdiğimde problemin daha da büyüyeceğini düşünürüm. Sustuklarım, konuştuklarımdan daha çoktur. Bu yüzden Söylenmeler kitabını yazıyorum.
Son olarak İyilik Hikâyeleri hakkında ne söylemek istersiniz?
Çocuklarımız iyi bir meslek sahibi olsun, zengin olsun, yüksek maaşlı işlere sahip olsun; bunlar güzel şeyler. Ama dünya bunlardan ibaret değil. Bunlara sahip olup da mutlu olmayan çok insan var.
İnsanı insan yapan maddi zenginlikler değil; iyiliktir, merhamettir, sevgidir, şefkattir ve toplumsal sorumluluktur. Kişisel sorumluluğu gelişmiş insanların bu toplumun geleceğinde yer tutması gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden "İyilik Hikâyelerini" çocuklara öneriyorum.
Dilaver Ayyıldız'ın diğer kitapları:


