BIST 100
14.416,97 -0,26%
DOLAR
46,8048 0,14%
EURO
53,6496 0,28%
GRAM ALTIN
6.293,15 1,58%
FAİZ
39,87 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
94,27 2,89%
BITCOIN
61.762,00 0,40%
GBP/TRY
62,5768 0,15%
EUR/USD
1,1454 0,19%
BRENT
71,43 -0,52%
ÇEYREK ALTIN
10.288,49 1,57%
Balıkesir Açık
Balıkesir hava durumu
31 °

NATO’nun Ankara Sınavı

Düşünseli

7-8 Temmuz 2026. Önümüzdeki hafta Ankara, sadece Türkiye’nin başkenti değil, küresel jeopolitiğin, askeri stratejinin ve dünya dengelerinin kalbinin attığı ana merkez üssü haline gelecek. 22 yıl aradan sonra, 2004 İstanbul Zirvesi’nin ardından bu topraklarda ikinci kez toplanacak olan 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde dünya liderlerini ağırlamaya hazırlanıyor. Küresel fay hatlarının yerinden oynadığı, güç dengelerinin yeniden dağıtıldığı bir dönemde bu ev sahipliği, diplomatik bir rutinden çok daha öte bir anlam taşıyor.

Dünya başkentleri Ankara’dan çıkacak stratejik kararlara ve jeopolitik yol haritalarına kilitlenmişken, içeride bazı kesimlerin meseleyi yalnızca geçici yol kapanmaları, trafik düzenlemeleri veya çevre çalışmaları üzerinden ele alması dikkat çekici bir tezat oluşturuyor. Elbette günlük hayatın akışındaki aksamalar dile getirilebilir; ancak küresel bir satranç tahtasının kurulduğu bu denli büyük bir organizasyonu sadece yerel bir kentsel yoğunluk ölçeğine indirgemek, büyük resmi ıskalamaktır. Dünyanın farklı başkentlerinde benzer uluslararası organizasyonlarda genellikle devletin küresel rolü ön plana çıkarılırken, burada bazı tartışmaların daha çok günlük pratiklere odaklanması, konunun daha geniş bir perspektiften ele alınması gerektiğini düşündürmektedir.

Oysa ufkumuzu günlük rutinlerin dar penceresinden çıkarıp küresel gerçekliğe çevirdiğimizde karşımıza çıkan tablo son derece nettir: Rusya-Ukrayna savaşı tüm hızıyla sürerken, çok kutuplu dünya düzeni sancılarla doğarken ve transatlantik ittifakın geleceği, özellikle ABD’deki yeni dönem dinamikleri ekseninde belirsizliklerle çalkalanırken, NATO yönünü tayin etmek için Ankara’nın kararlı duruşuna ihtiyaç duyuyor. Bu zirve, ittifakı sadece tek bir cepheye odaklanma riskinden kurtarıp Karadeniz, Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Kafkaslar’ı kapsayan geniş bir güvenlik hattına; yani tam anlamıyla Türkiye’nin merkezinde yer aldığı coğrafyaya taşımaktadır.

Montrö’nün sarsılmaz hukuki iradesi, bölgesel krizlerdeki adil hakemliği, Karadeniz Maden Karşı Tedbirleri operasyonundaki öncülüğü ve dengeli diplomasi trafiğiyle Türkiye, bugün ittifakın içinde bir kenar ortağı değil, küresel dengeleri ayakta tutan ana pivot aktördür. Masada kendi ulusal çıkarlarını tavizsiz bir şekilde korurken ittifaka değer katan, çok kutuplu dünyada bağımsız hareket alanını çelikten bir iradeyle muhafaza eden bir devlet aklı söz konusudur.

Askeri ve teknolojik boyutta ise rüzgarlar artık tamamen yerli ve milli sanayimizin başarılarıyla esiyor. 2025 Lahey Zirvesi’nde kabul edilen %5’lik GSYİH savunma harcaması taahhüdü, müttefikler arasındaki yük paylaşımını yeniden tanımlarken; NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin de ifade ettiği gibi asıl odak "taahhütleri somut sonuçlara dönüştürmek; yani artan yatırım, sanayi üretimi ve sahaya dönük destek" olacaktır.

İşte tam bu noktada, zirve kapsamında 7 Temmuz’da düzenlenecek olan NATO Zirvesi Savunma Sanayi Forumu, Türk mühendisliğinin ve yerli yeteneklerin küresel vitrini olacaktır. Dün savunma hamlelerimize şüpheyle yaklaşanlar; bugün Baykar’ın, TUSAŞ’ın, Roketsan’ın yüksek yoğunluklu çatışma doktrinlerini, otonom sistemlerini, akıllı mühimmatlarını ve yapay zeka destekli harp yeteneklerini dünya ordularının nasıl dikkatle incelediğini Ankara’da kendi gözleriyle görecekler. Geçmişin kısıtlamalarını ve ambargolarını kendi öz gücüyle, Akıncı’sıyla, Kızılelma’sıyla ve KAAN’ıyla aşan, NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip bu devlet, masaya sadece bir müttefik olarak değil; teknolojisiyle, üretimiyle ve caydırıcılığıyla ana oyun kurucu ortaklardan biri olarak oturmaktadır.

Meseleyi yalnızca günlük kısıtlamalar üzerinden değerlendiren yaklaşımların ötesinde, Türkiye küresel sularda kararlı adımlarla ilerlemektedir. Ankara’da yükselecek olan ortak irade, sadece kendi sınırlarımızın değil, bölge barışının ve küresel istikrarın da en büyük güvencesidir. Türkiye, bu topraklarda asırlardır dimdik ayakta duran köklü devlet geleneğiyle geleceği inşa ederken, gerçeklikten uzak ezberlenmiş eleştiriler, zamanın gerisinde kalmaya mahkumdur.

Büyük hedefler her zaman farklı tepkiler doğurur. Önemli olan, bu tartışmaların ülkenin uzun vadeli çıkarları zemininde yürütülmesidir. Tıpkı Mehmet Akif Ersoy’un o sarsılmaz dizelerinde haykırdığı gibi:

"Sahipsiz olan memleketin batması haktır; Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır."

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?