BIST 100
14.540,30 -1,29%
DOLAR
46,4798 0,03%
EURO
52,9727 -0,29%
GRAM ALTIN
6.161,10 -1,61%
FAİZ
41,13 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
92,86 -4,53%
BITCOIN
62.361,00 -3,12%
GBP/TRY
61,4545 -0,25%
EUR/USD
1,1389 -0,35%
BRENT
77,54 -0,46%
ÇEYREK ALTIN
10.073,39 -1,61%
Balıkesir Açık
Balıkesir hava durumu
29 °

Şutlar Bizim, Goller Başkalarının…

irfan duroğlu-bence

Eskiden "Milli Takım" derdik. Söylerken de içimiz kabarırdı. Çünkü o formanın içinde sadece futbolcular değil, memleketin umudu da sahaya çıkardı. Şimdi ise karşımızda "Bizim Çocuklar" markasıyla pazarlanmaya çalışılan bir futbol topluluğu var.

Ne kadar bizim oldukları ayrı mesele ama Dünya Kupası'nın ilk iki maçında ortaya koydukları tablo maalesef hepimizin; İki maç, sıfır gol ve sıfır puan... Daha doğrusu sıfır umut.

Pardon...

Haksızlık etmeyelim.

Çünkü rakip kale yönüne tam 65 şut göndermişiz. Az iş değil. Hatta bu konuda dünya sıralamasında üst sıraları zorlayabiliriz.

Şimdi insanın aklına gelmiyor değil; acaba IFAB'a başvurup futbol kurallarında küçük bir değişiklik talep etsek mi? Mesela "10 şut bir gol sayılsın" desek... Belki o zaman gruptan lider çıkarız. Gerçi biraz geç kalmış olabiliriz.

Maç sonu açıklamalarına bakınca insanın kafası daha da karışıyor. Teknik Direktör Montella'ya soruyorlar: "Santrforumuz neden yok?"

Verilen cevapta ne bir plan var ne bir çözüm. Sonunda iş dönüp dolaşıp "Nasipten öte yol yok" noktasına geliyor.

Doğrudur hocam...

Nasip önemlidir. Ama futbol sadece nasiple oynansaydı antrenman sahalarına, taktik tahtalarına ve teknik direktörlere de ihtiyaç kalmazdı.

Futbolcularımıza bakıyorsunuz, eleştirilince hemen savunma mekanizması devreye giriyor. "Saçımızla başımızla uğraşmayın" diyorlar.

Kimsenin saçınızla başınızla uğraştığı yok evlat…

Millet sizin berber faturanızla değil, sahadaki faturanızla ilgileniyor. İnsanlar saç modelinizi değil, neden iki maçta bir gol bile atamadığınızı konuşuyor.

Topu sağa verip sola almak, sonra tekrar geriye dönmek elbette futbolun bir parçası. Ama doksan dakika boyunca al gülüm-ver gülüm oynayınca ortaya futbol değil, mahalle arasında emanet top bekleyen çocukların sabrı çıkıyor.

Federasyon cephesine gelince...

Orada da farklı bir tablo yok. Başarısızlık konuşulacağına başarısızlığı konuşanlar konuşuluyor. Eleştiriler yükselince çare, eleştirenleri Adalet Bakanı’na şikâyet etmekte aranıyor. Sanki sorun kötü sonuçlar değil de o sonuçları dile getirenler. Böyle olunca insan ister istemez düşünüyor:

O zaman bize susmak mı düşüyor?

Yanlışa yanlış demeyelim mi?

İki maçta gol atamayan takımı alkışlayıp başarı hikâyesi mi yazalım?

Aslında mesele sadece futbol değil.

Belki de bu yüzden can sıkıyor.

Çünkü aynı manzarayı hayatın her alanında görüyoruz. Bir hata olduğunda sorumluyu dışarıda arıyoruz. İşler kötü gidince şartları suçluyoruz. Başarısız olunca kader diyoruz. Eleştirilince de eleştireni hedefe koyuyoruz. Kendi yanlışlarımızı görmek yerine başkasının kusurlarını büyütüyoruz.

Oysa hayatın da futbolun da değişmeyen bir kuralı var:

Başkalarının hesabını denetlemek kolaydır; zor olan, kendi defterindeki eksik satırlarla yüzleşmektir.

Bugün Milli Takım'da gördüğümüz tablo tam da budur. Teknik direktör başka yerde arıyor sorunu, futbolcu başka yerde, yönetici başka yerde... Ama kimse aynaya bakmıyor. Aynaya bakılmadığı sürece de ne 65 şutun ne yüzde 70 topa sahip olmanın ne de uzun uzun yapılan açıklamaların bir anlamı kalıyor.

Sonuçta futbolun dili çok basittir.

Şut istatistikleriyle değil, skor tabelasıyla konuşur ve o tabela bazen binlerce kelimeden daha dürüsttür.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?