BIST 100
13.509,76 2,95%
DOLAR
48,7845 0,10%
EURO
56,0482 0,01%
GRAM ALTIN
6.874,37 1,06%
BITCOIN
77.455,00 1,25%
FAİZ
40,61 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
104,62 2,37%
GBP/TRY
65,2669 0,04%
EUR/USD
1,1480 0,03%
BRENT PETROL
99,95 -0,72%
ÇEYREK ALTIN
11.239,79 1,06%
Balıkesir Parçalı Az Bulutlu
Balıkesir hava durumu
19 °

Kaş’tan Görünür

Düşünseli

Bir fotoğraf düşünün: Yunanistan Başbakanı, Türkiye kıyılarına birkaç kilometre mesafedeki küçük bir kayalık adada, askerî unsurların önünde poz veriyor. Meis Adası. Anadolu sahiline o kadar yakın ki, Kaş'tan çıplak gözle görülüyor. İşte bu haftanın en çok konuşulan karesi buydu: Bir başbakanın, uluslararası bir antlaşmayı hiçe sayarak verdiği o poz.

Fakat asıl hikâye o fotoğrafta değil. Asıl hikâye, o fotoğraf çekilirken Türkiye'nin sessizce ne yaptığındadır.

Antlaşmanın Çiğnendiği Yer

Önce hukuki gerçeği koyalım, çünkü mesele duygu değil, imza meselesidir. Meis, 1947 Paris Barış Antlaşması ile Yunanistan'a devredildi. Ama bir şartla: gayriaskeri statüde kalmak kaydıyla. Yani o adada askerî unsur, savaş gemisi, silahlı güç bulundurmak antlaşmaya aykırıdır. Bu, Türkiye'nin öne sürdüğü bir tez değil; Yunanistan'ın da altına imza attığı bir hukuk metnidir.

Şimdi tabloyu görün: Bir başbakan, kendi devletinin imzaladığı antlaşmanın yasakladığı askerî unsurların önünde, kamuoyuna açık şekilde poz veriyor. Milli Savunma Bakanlığı'nın tam da bu noktaya parmak basması boşuna değil. Bakanlık, adadaki askerî unsurların "üst düzey ziyaretler kapsamında kamuoyuna açık şekilde sergilenmesinin" statüyle bağdaşmadığını, bunun "fiili durum oluşturma" girişimi olduğunu ve kabul edilmeyeceğini açıkça bildirdi.

Mesele bir gezi değil, bir gösteridir. Amaç, hukuken var olmaması gereken bir askerî varlığı, göz önüne sererek "kalıcı"ymış gibi kabul ettirmektir. Buna diplomaside "fiili durum yaratmak" denir: Yasada olmayan bir şeyi, sahada tekrarlaya tekrarlaya normalleştirmeye çalışmak.

Gösteri ile Hazırlığın Farkı

İşte tam burada iki farklı devlet aklı ayrışıyor.

Bir taraf, bir kayaya çıkıp fotoğraf veriyor, sosyal medyaya kare düşürüyor, "bakın buradayız" diyor. Gösterinin dili budur: Görünmek, ses getirmek, algı üretmek. Ama gösteri, doğası gereği geçicidir; fotoğraf çekilir, paylaşılır, birkaç gün konuşulur, sonra unutulur.

Diğer taraf ise fotoğraf vermez; mevzi tutar. Nitekim aynı günlerde, hiç gürültü koparmadan, Türkiye'nin 51'inci Komando Tugayı'nın Söke'ye konuşlanması gündeme geldi. Söke, tam da o Ege hattının kalbinde, karşı kıyıya bakan stratejik bir noktadır. Milli Savunma Bakanlığı bunu sade bir cümleyle geçti: Birliklerin konuşlanması, "görev ve harekât ihtiyaçları doğrultusunda" yapılır.

Aradaki fark, bir köşe yazısının değil, bir devlet geleneğinin farkıdır. Biri poz verir, diğeri pozisyon alır. Biri kareyi düşünür, diğeri sahayı. Nitekim tarih, hiçbir zaman en güzel fotoğrafı vereni değil, en doğru mevziyi tutanı hatırlar.

Kıyıdaki Kaya, Karşıdaki Kudret

Yunanistan'ın hesabı bellidir: Küçük adalara asker yığarak, üst düzey ziyaretlerle bunları meşrulaştırarak, Ege'yi adım adım kendi lehine "kilitlemek." Ama bu hesapta büyük bir eksik var.

O adalar, Anadolu'nun burnunun dibindedir. Meis'e asker çıkarmak, güçlü olmanın değil, ne kadar riskli bir zemine bastığının göstergesidir aslında. Çünkü bir kayalığa dizilen birkaç unsur, karşı kıyıdaki devasa bir kara gücünün, hava gücünün, deniz gücünün gölgesinde durur. Fotoğraf ne kadar cesur görünürse görünsün, coğrafya yalan söylemez. O kaya, savunulması en zor, en açık pozisyondur.

Türkiye'nin tavrındaki incelik de buradadır. Ankara ne bir kayaya çıkıp restleşti, ne de gösteriye gösteriyle cevap verdi. Bunun yerine hukuku hatırlattı, mevziyi sağlamlaştırdı ve sükûnetini korudu. Çünkü gücünden emin olan bağırmaz; sadece gerektiğinde ne yapacağını bilir ve bildirir.

Sözün Özü

Bir devletin ağırlığı, liderinin kaç fotoğraf verdiğiyle değil; o fotoğrafların arkasında duracak gerçek bir kudretinin olup olmadığıyla ölçülür. Poz vermek kolaydır; o pozun arkasında durabilmek zordur.

Meis'teki o kare, Yunanistan'ın gücünü değil, çaresizliğini anlatıyor aslında. Zira gerçekten güçlü olan, karşı kıyıya meydan okumak için bir kayaya tırmanmak zorunda kalmaz.

Kıssadan Hisse:

Sahnede en çok görünen, sahanın da en güçlüsü değildir. Kimi zaman en yüksek sesle konuşan, aslında en çok endişe edendir.

Bir kayaya çıkıp poz vermekle o kaya senin olmaz; o kayanın karşısındaki kıyıya gerçekten hükmedebiliyorsan, zaten poz vermene gerek kalmaz.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?