
Her yıl coşkuyla beklenen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, aslında çocukların gülüşleriyle anlam kazanır. Okul bahçelerinde yankılanan şarkılar, minik adımlarla sergilenen gösteriler… Hepsi birer umut, birer gurur tablosudur. Ama ne yazık ki bu güzel günün perde arkasında, pek konuşulmayan bir gerçek var: Ailelerin omuzlarına yüklenen maddi yük.
Bir etkinlik için belirlenen “standart” kıyafet listesine bakıyoruz: Belirli renkte etek, uyumlu çorap, özel ayakkabı, üstüne pantolon ya da tişört… Liste uzayıp gidiyor. Belki dışarıdan bakıldığında küçük detaylar gibi görünüyor ama her biri ayrı bir masraf kalemi. Üstelik bu ürünlerin istenen renk ve modelde bulunması da çoğu zaman kolay değil. Aileler şehir şehir dolaşıyor, vitrin vitrin arıyor.
Ama asıl mesele şu: Her ailenin bu masrafları karşılayacak gücü var mı?
Bugün birçok evde zaten su, elektrik, doğalgaz faturalarıyla baş edilmeye çalışılıyor. Mutfak masrafı, kira, okul giderleri derken ay sonunu getirmek bile zorlaşmışken, bir de “etkinlik zorunluluğu” adı altında gelen ekstra harcamalar aileleri çaresiz bırakıyor. Bazı çocuklar sırf bu yüzden etkinliklere katılamıyor, bazı anneler ise çocuğunun üzülmemesi için kendi ihtiyaçlarından kısıyor.
Oysa bu bayramın özü eşitlik değil mi? Her çocuğun aynı heyecanı, aynı mutluluğu yaşaması değil mi?
Bir çocuğun sahnede ne giydiğinden çok, yüzündeki gülümseme önemlidir. Ama biz farkında olmadan bu gülümsemeyi maddi şartlara bağlı hale getiriyoruz. Belki öğretmenler iyi niyetle, düzenli ve uyumlu bir görüntü oluşturmak istiyor. Ancak unutulmamalı ki her evin şartı aynı değil.
Daha sade, ulaşılabilir çözümler mümkün. Herkesin dolabında bulunabilecek beyaz tişörtler, koyu renk altlar… Ya da okulların kendi içinde dayanışma sağlayarak ortak kıyafet temin etmesi. Hatta belki de en güzeli, çocukları kalıplara sokmadan, özgür bırakmak.
Çünkü 23 Nisan bir kostüm yarışması değil; bir çocuk bayramı.
Ve hiçbir çocuk, ailesinin maddi durumu yüzünden o bayramın dışında kalmamalı.
Belki de bu yıl sormamız gereken en önemli soru şu:
Biz çocuklara gerçekten bayram mı yaşatıyoruz, yoksa farkında olmadan ailelere yük mü bindiriyoruz?

