
Balıkesir’de hayat yüksek sesle akmıyor.
Kimse büyük laflar etmiyor, kimse çok bağırmıyor. Ama bir de dikkatli dinlerseniz, şehrin her köşesinden aynı cümle fısıldanıyor:
“Eskisi gibi değil ama yine de burası bizim.”
Sabah pazara gidenin derdi aynı, akşam işten dönenin omzu benzer ağırlıkta. Fileler biraz daha hafif, poşetlerin içi biraz daha pahalı. Kimse uzun uzun şikâyet etmiyor ama herkes fiyat etiketine bakarken bir saniye durup içinden hesap yapıyor. O bir saniyelik duraksama aslında koca bir yorgunluğun özeti.
Eskiden pazarda torbalar dolardı. “Bir de bundan koyalım” denirdi. Şimdi ise “Bu ay gerek yok” cümlesi daha sık duyuluyor. Kimse aç değil belki ama kimse de rahat değil. Sofralar kuruluyor, çay demleniyor, sohbet dönüyor ama arka planda sürekli aynı soru var: Bu ay nasıl geçecek?
Balıkesir insanı sesini yükseltmez. Derdini bağırarak anlatmaz. İçine atar, idare eder, biraz daha sabreder. Ama sabır dediğimiz şey de sınırsız değil. Küçük küçük yorgunluklar birikiyor. Elektrik faturası, su parası, okul masrafı, pazar filesi… Hepsi tek tek bakıldığında belki “idare edilir” ama üst üste gelince insanın omuzları çöküyor.
Otobüs duraklarında bekleyenler aynı yorgunluğa bakıyor. Sabahın erken saatinde işe gidenle akşam karanlığında evine dönenin yüzünde aynı ifade var. Bir acele, bir telaş değil bu; daha çok “yetişmeye çalışma” hali. Hayata, zamana, masraflara yetişmeye çalışma.
Kahvehanelerde sohbet eskisi gibi uzun sürmüyor. Çaylar içiliyor ama muhabbet daha kısa. Çünkü herkesin aklında yarım kalan bir hesap var. “Bu ay kredi kartını nasıl kapatsak?”, “Çocuğun servis parasını nereden denkleştirsek?”, “Bir de kış geliyor…” Cümleler yarım kalıyor, konular çabuk değiştiriliyor.
Balıkesir’de kimse lüks peşinde koşmuyor aslında. Büyük hayallerden çok küçük rahatlıkların hayali kuruluyor. Ay sonunu düşünmeden alışveriş yapmak, pazarda fiyat sormadan torbaya koymak, çocuğuna “olmaz” dememek… Lüks dediğimiz şey bazen sadece bu.
En çok da küçük şeyler yoruyor insanı. Sürekli kısmak zorunda kalmak, sürekli hesap yapmak, sürekli ertelemek. Bir kahveyi dışarıda içmemek, bir yemeği evde yapmaya çalışmak, bir yere gitmemeyi tercih etmek… Bunlar tek başına büyük şeyler değil ama her gün tekrar edince insanın içini ağırlaştırıyor.
Balıkesir sokaklarında hâlâ selam var. Hâlâ tanıdık yüzler, hâlâ “kolay gelsin” diyenler… Bu şehirde insanlar birbirini görmezden gelmez. Belki de bu yüzden yorgunluk bu kadar derinden hissediliyor. Çünkü herkes birbirinin ne yaşadığını az çok biliyor.
Bir esnafın “Bugün siftah yapamadık” demesi artık şaşırtmıyor. Bir başkasının “Eskisi gibi değil ama şükür” cümlesi sık duyuluyor. Şükür kelimesi çoğu zaman bir kabulleniş gibi çıkıyor ağızdan. Ne isyan var ne de büyük umut; daha çok ayakta kalma çabası.
Gençler başka şehirleri konuşuyor. “İzmir’de iş varmış”, “İstanbul’da maaşlar daha yüksekmiş” deniyor. Ama gidenin de kalan kadar yorgun olduğunu herkes biliyor. Yine de umut, bazen sadece başka bir yerde denemek fikri oluyor.
Balıkesir’de hayat ağır ama tanıdık. İnsan bu tanıdıklığın içinde tutunuyor. Aynı sokaklar, aynı çarşı, aynı pazar… Değişen fiyatlar, değişmeyen yüzler. Belki de bu yüzden kopamıyor kimse. Çünkü burada her şeye rağmen bir aidiyet var.
Akşamüstleri sokaklar biraz daha sessizleştiğinde, evlerin ışıkları yandığında aynı hayat tekrar başlıyor. Televizyon açılıyor, çorba kaynıyor, çocuklar ödev yapıyor. Kimse büyük beklentilerle yaşamıyor ama herkes bir şekilde devam etmeye çalışıyor.
Balıkesir’de yorgunluk büyük olaylardan değil, küçük şeylerden geliyor. Biriken küçük yorgunluklar, içe atılan küçük dertler, söylenmeyen küçük cümleler… Hepsi bir araya gelince insanın içine oturan bir ağırlık oluyor.
Yine de sabah olunca hayat yeniden başlıyor. Pazar yine kuruluyor, dükkânlar yine açılıyor, otobüsler yine doluyor. Çünkü bu şehirde hayat böyle: Sessiz, sakin ama dirençli.
Belki de Balıkesir’de yaşamanın özeti şu cümlede saklı:
“Zor ama bizim.”


Balıkesir’liyim. Çocuklugum Balikrsir’de geçti. Mesleğim gereği yurdun değişik yerlerinde görev yaptım ve emekli olunca İzmir’e yerleştim. Balıkesir’i, Balıkesir’liyi dününü ve bu günü fotoğraf çeker gibi kelimelere yansitmissiniz. Çocukluğumda pazara gittiğimizde tadiyabildigimiz kadar ne varsa alırdık. Her şey çok boldu yiyecek içecek almak bu günkü gibi zor değildi. Fakir ve fakirlik hep vardı ama bu kadar açlık yoktu. İnsanların hem midesi, hem gözü, hem gönlü toktu.