
Bir haritayı açın ve Ege'ye bakın. O adaların neredeyse tamamı, Türkiye'nin kıyılarına bir taş atımı mesafede. Kimi, Anadolu sahiline öyle yakın ki, sabahları o adadan kalkan bir martı öğlene bizim limanımızda oluyor. İşte İsrail'in yeni füze sistemlerini "Türkiye'ye karşı" yerleştirmeyi planladığı yer, tam olarak burası.
Geçtiğimiz günlerde İsrail ile Yunanistan arasında imzalanan 3 milyar euroluk "Aşil Kalkanı" anlaşmasının detayları ortaya çıktıkça, işin asıl niyeti de görünür oldu. Ve bu niyeti gizleyen de biz değiliz; bizzat İsrail basınıdır.
İsrail'in Kendi Ağzından
Meseleyi komplo teorisi sananlar için, kaynağı doğrudan İsrail'in en bilinen gazetesinden aktaralım. Jerusalem Post'un haberine göre, anlaşma kapsamındaki SPYDER hava savunma bataryaları, "Türkiye'ye karşı Yunan adalarına konuşlandırılacak."
Yani bu bizim yorumumuz, bizim vehmimiz değil. Sistemleri satan ve kuran tarafın kendi beyanı. Bir devlet, sattığı silahın hangi ülkeye karşı, nereye dikileceğini açık açık söylüyorsa; artık ortada "savunma" diye bir kelimeyle örtülemeyecek bir husumet var demektir. Kalkan, savunma içindir. Ama bir kalkanın hangi yöne tutulacağı, onun aslında ne olduğunu ele verir. Ve bu kalkan, dosdoğru bize dönük.
O Adalar Zaten Silahsız Olmalıydı
İşin hukuki tarafı, meseleyi daha da vahim kılıyor. Çünkü bu füzelerin dikileceği adaların çok büyük bir kısmı, uluslararası anlaşmalarla gayri-askeri statüdedir. Yani silahtan arındırılmış olmaları, uluslararası hukukun emridir.
Lozan (1923) ve Paris (1947) antlaşmaları, Ege'deki birçok adanın askerden ve silahtan arındırılmış kalmasını hükme bağlamıştır. Bu, tartışmaya açık bir Türk tezi değil; imzalarla, mühürlerle sabit bir hukuki gerçektir. Yunanistan, bu adaları yıllardır adım adım silahlandırarak zaten bu antlaşmaları çiğniyordu. Şimdi ise o adalara İsrail füzeleri dikerek, ihlali bir üst seviyeye taşıyor. Yani bugün karşımızda, sadece komşusuna husumet besleyen değil, aynı zamanda kendi imzaladığı uluslararası hukuku alenen ayaklar altına alan bir Yunanistan var.
Peki bir devlet, kendi egemenlik hakkı olmayan, hukuken silahsız tutması gereken adalara, bir başka devletin füzelerini yerleştirirse, buna ne denir? Bunun adı savunma değildir. Bunun adı, provokasyondur.
SPYDER Ne Yapar, Ne Yapamaz?
Şimdi biraz da soğukkanlı konuşalım; çünkü paniklemek de, küçümsemek de akıl işi değildir.
SPYDER, İsrail'in Rafael şirketi tarafından üretilen, kısa-orta menzilli, mobil bir hava savunma sistemidir. Menzili yaklaşık 15 ila 40 kilometre arasındadır. Python-5 ve Derby füzeleriyle; uçakları, helikopterleri ve insansız hava araçlarını hedef alacak şekilde tasarlanmıştır. Kısacası SPYDER, açıkça Türkiye'nin en güçlü kozlarından birine, İHA ve SİHA envanterimize karşı bir "cevap" olarak konuşlandırılıyor.
Ancak burada, provokasyonun asıl zayıf noktası da ortaya çıkıyor. Yunan basınının bile itiraf etmek zorunda kaldığı gibi, bu sistemler "Türkiye'nin bölgedeki askeri kapasitesini ortadan kaldırabilecek bir kalkan" anlamına gelmiyor. Zira 15-40 kilometrelik menzilli, sabit noktalara dikilmiş bir sistem; adanın üzerinde bir şemsiye açar, ama o şemsiyenin dışına çıkamaz. Türkiye'nin elindeyse çok daha uzun menzilli füzeler, elektronik harp yetenekleri, sürü İHA taktikleri ve caydırıcı bir donanma var. Yani adaya dikilen her batarya, aslında sabit bir hedef listesine bir madde daha eklemekten öteye geçmez.
Peki o zaman bu kadar masrafı niye yapıyorlar? Cevap askeri değil, psikolojiktir. Bu sistemlerin amacı Türkiye'yi durdurmak değil; Türk kamuoyuna "kuşatıldınız" hissini vermek, Ankara'yı tepkiye zorlamak, bölgeyi germektir. Yani asıl silah füzeler değil; o füzelerin yaratması beklenen korku ve tedirginliktir.
Gereğini Yaparız
Bu tabloya Türkiye'nin cevabı da gecikmedi. Cumhurbaşkanı, Yunanistan'a dönük o net uyarısında hem sabrı hem de sınırı aynı cümlede gösterdi: "Kaş'tan Yunanistan'a bir ses versek duyarlar. Türkiye'nin kimsenin toprağında gözü yoktur, ancak kimseye de haklarını çiğnetmez."
Bu cümledeki incelik önemlidir. Türkiye tehdit dilini değil, hak dilini kullanıyor. "Toprağında gözüm yok" diyerek yayılmacı olmadığını; "haklarımı çiğnetmem" diyerek de sınırını ilan ediyor. Ve o meşhur "gereğini yaparız" ifadesi, boş bir meydan okuma değil; arkasında yerli savunma sanayisinin, Mavi Vatan doktrininin ve caydırıcı bir gücün durduğu bir irade beyanıdır.
Sonuç olarak: Adalara kurulan o kalkan, Türk milletine bir korku salmak için tasarlandı. Ama korku, ancak zayıfı esir alır. Kendi göğünü kendi çeliğiyle koruyabilen bir milleti değil.
Kıssadan Hisse:
Bir düşmanın en çok, seni durduramayacağını bildiği hâlde üstüne kurduğu kalkana bakın; o kalkan, gücünün değil, korkusunun ölçüsüdür. Sana karşı ne kadar çok demir yığıyorsa, senden o kadar çekiniyor demektir.
Adalara dikilen her füze, aslında bir tehdit değil; bir itiraftır. "Senden korkuyorum" itirafının, çelikten harflerle yazılmış hâlidir.

