
Bazı günler vardır, insan sadece takvime bakıp geçemez. Bazı günler vardır ki bir şehrin sokaklarına çıkınca, insanların yüzüne bakınca, çocukların sesini duyunca o günün neden önemli olduğunu bir kez daha anlarsınız.
Balıkesir, bir hafta arayla iki büyük ve anlamlı günü kutladı.
Önce 30 Ağustos Zafer Bayramı…
Ardından 6 Eylül, Balıkesir’in kurtuluşu…
İki özel gün, iki büyük gurur ve aralarında sadece birkaç gün…
Ama o birkaç gün içerisinde Balıkesir’in sokaklarında gördüğümüz manzara aslında bize çok daha büyük bir şeyi hatırlattı.
İnsanların mutlu olmak için aslında o kadar da büyük şeylere ihtiyacı yokmuş.
Şöyle bir durup etrafa baktım.
Sokaklarda çocuklar vardı…
Gençler vardı…
Yaşlılar vardı…
Aileler vardı…
Kimi elinde bayrakla yürüyordu, kimi çocuğunun elinden tutmuş etkinlikleri izliyordu. İnsanlar evlerinden çıkmış, sokaklara karışmış, aynı heyecanı paylaşmıştı.
Bir şehirde uzun zamandır özlediğimiz bir görüntü vardı.
Neşe vardı.
Belki de en güzeli buydu.
Çünkü son zamanlarda insanların yüzünü güldürmek gerçekten zorlaştı. Hayat pahalı, geçim derdi büyük, faturalar yüksek, herkesin kafasında ayrı bir sorun var. İnsanlar sabah evden çıkarken başka bir telaşla, akşam evine dönerken başka bir yorgunlukla mücadele ediyor.
Çocukların okul masrafı…
Ev kiraları…
Market fiyatları…
İş hayatının stresi…
Bitmeyen borçlar…
Hayatın içerisinde herkesin sırtında görünmeyen bir yük var.
Belki de bu yüzden insanlar birkaç saatliğine bile olsa sokakta müzik dinlemek, bir etkinliğe katılmak, çocuğuyla güzel vakit geçirmek ve kendini biraz olsun hayatın sıkıntılarından uzaklaştırmak istiyor.
30 Ağustos’ta bunu gördük.
6 Eylül’de de bir kez daha gördük.
Balıkesir sokakları doldu.
İnsanlar bir araya geldi.
Çocukların yüzü güldü.
Gençler eğlendi.
Yaşlılar geçmişi hatırladı.
Ve herkes aynı şehirde yaşamanın, aynı coşkuyu paylaşmanın mutluluğunu yaşadı.
İşte tam da burada insanın aklına bir soru geliyor.
Madem insanları mutlu etmek bu kadar basit, neden bunu sadece özel günlerde yapıyoruz?
Neden insanlar yalnızca bayramlarda, kurtuluş günlerinde ya da resmi etkinliklerde sokaklara çıkıp bir araya geliyor?
Neden yılın geri kalanında şehir biraz daha sessiz, insanlar biraz daha kendi evlerine kapanmış durumda?
Elbette 30 Ağustos’un da 6 Eylül’ün de yeri ayrıdır.
Bu günlerin anlamı, tarihi ve taşıdığı değer hiçbir şeyle kıyaslanamaz.
30 Ağustos, bu milletin bağımsızlık mücadelesinin en önemli zaferlerinden biridir.
6 Eylül ise Balıkesir için bambaşka bir anlam taşır.
Bu şehir kendi kurtuluşunu, kendi tarihini ve kendi kahramanlığını her yıl gururla hatırlamalıdır.
Ancak bu iki özel günün bize gösterdiği başka bir gerçek daha var.
Balıkesir halkı sosyal etkinlik istiyor.
İnsanlar evlerinden çıkmak istiyor.
Aileler çocuklarıyla birlikte vakit geçirmek istiyor.
Gençler şehirlerinde yapılacak güzel organizasyonlara katılmak istiyor.
Yaşlılar oturup sadece geçmişten konuşmak yerine, hayatın içerisinde olmaya devam etmek istiyor.
Çocuklar ise zaten mutluluğa herkesten daha hazır.
Onlara bir etkinlik alanı, biraz müzik, biraz eğlence, birkaç güzel aktivite verin…
Dünyanın en mutlu insanları oluveriyorlar.
Aslında Balıkesir gibi büyük ve güzel bir şehirde etkinlik yapmak için her zaman bir bayram beklememek gerekiyor.
Elbette belediyeler yol yapacak.
Elbette kaldırımlar yapılacak.
Elbette temizlik olacak.
Elbette altyapı sorunları çözülecek.
Bunların hepsi belediyeciliğin en temel görevleri.
Ama bir şehri yaşanabilir yapan sadece asfalt değildir.
Sadece kaldırım değildir.
Sadece park yapmak da değildir.
Bir şehri yaşanabilir yapan, o şehirde yaşayan insanların kendilerini iyi hissetmesidir.
Bir şehirde insanlar sürekli evlerine kapanıyorsa, çocuklar sokakta yapacak bir şey bulamıyorsa, gençler eğlenmek için başka şehirlere bakıyorsa, aileler hafta sonu “Bugün ne yapacağız?” sorusuna cevap bulamıyorsa, orada biraz durup düşünmek gerekir.
Balıkesir’in insanı etkinlikleri seviyor.
Bunu 30 Ağustos’ta gördük.
Bunu 6 Eylül’de bir kez daha gördük.
Sokakların dolması tesadüf değildi.
İnsanların saatlerce etkinlik alanlarında kalması tesadüf değildi.
Çoluk çocuk, genç yaşlı herkesin aynı heyecanı paylaşması da tesadüf değildi.
Demek ki insanlar buna ihtiyaç duyuyor.
Demek ki şehirde daha fazla sosyal etkinlik yapılabilir.
Daha fazla çocuk etkinliği…
Daha fazla konser…
Daha fazla kültürel organizasyon…
Daha fazla açık hava etkinliği…
Daha fazla gençlere yönelik program…
Daha fazla ailelerin birlikte vakit geçirebileceği organizasyon…
Neden olmasın?
Balıkesir yalnızca özel günlerde canlanan bir şehir olmamalı.
Elbette bayramlarımızı büyük bir coşkuyla kutlayalım.
Elbette tarihimize sahip çıkalım.
Elbette 30 Ağustos’ta zaferimizi, 6 Eylül’de Balıkesir’in kurtuluşunu gururla analım.
Ama o günlerde gördüğümüz mutluluğu yılın diğer günlerine de taşıyabilmeliyiz.
Çünkü insanların yüzünü güldürmek bazen düşündüğümüz kadar zor değil.
Bazen bir konser…
Bazen bir çocuk etkinliği…
Bazen bir tiyatro…
Bazen küçük bir festival…
Bazen insanların bir araya gelmesini sağlayacak güzel bir organizasyon…
İnsanların hayatında tahmin ettiğimizden çok daha büyük bir etki yaratabiliyor.
Bir hafta içerisinde Balıkesir’in yüzü iki kez güldü.
Önce Zafer Bayramı’nın gururuyla…
Sonra 6 Eylül’ün coşkusuyla…
Ben şöyle bir durup baktım.
Sokaklara baktım.
İnsanlara baktım.
Çocukların yüzüne baktım.
Ve şunu düşündüm:
Mutlu olmak aslında bu kadar basitken, neden insanları mutlu etmek için sadece özel günleri bekliyoruz?
Belki de belediyelerimiz bu iki güzel günden bir ders çıkarmalı.
Yollar elbette yapılmalı.
Kaldırımlar elbette düzeltilmeli.
Şehrin eksikleri elbette tamamlanmalı.
Ama Balıkesir’in insanına biraz da nefes alacak alanlar bırakılmalı.
Çünkü şehirler sadece binalardan, yollardan ve kaldırımlardan oluşmaz.
Şehirler, insanların gülüşleriyle güzelleşir.
Ve geçtiğimiz hafta Balıkesir’de güzel bir şey oldu.
Bir hafta arayla iki kez…
Sokaklarımız doldu.
Bayraklarımız dalgalandı.
Çocuklarımız güldü.
Gençlerimiz eğlendi.
Yaşlılarımız gururlandı.
Aileler birlikte vakit geçirdi.
Kısacası…
Balıkesir yaşadı.
Dilerim bu coşku sadece 30 Ağustos’ta ve 6 Eylül’de değil, yılın diğer günlerinde de devam eder.
Çünkü gördük ki…
Balıkesir’in mutlu olmaya ihtiyacı var.
Ve bazen bir şehrin mutlu olması için çok büyük şeyler yapmaya da gerek yok.
Biraz emek…
Biraz organizasyon…
Biraz etkinlik…
Biraz da insanların hayatına dokunma isteği…
Belki hepsi bu kadar.
Çünkü Balıkesir bize geçtiğimiz hafta bir kez daha gösterdi:
İnsanlar mutlu olmak istiyor.
Ve mutlu olmak, sandığımız kadar zor değil.

