
Balıkesirspor’un futbol maçlarına ev sahipliği yapan Atatürk Stadyumu, Balıkesir’in ortasında, yılların yükünü omuzlarında taşıyan bir yapı olarak duruyor. 1954’te kapılarını açtığında bir ‘stat’tı; bugün ise ne yazık ki bir ‘stadyum’ olma iddiasını çoktan yitirmiş, yapı ömrünü tamamlamış bir beton yığını.
Burada bilinçli olarak “stat” ve “stadyum” ayrımı yapmak gerekiyor. Stat; yalnızca maç oynanan, tribünü, sahası olan yapıdır. Stadyum ise yaşayan bir organizmadır: ulaşımıyla, sosyal alanlarıyla, güvenliğiyle, teknolojisiyle, gün boyu nefes alan bir spor kompleksidir. Aradaki fark semantik değil, yapısaldır.
Bugün Balıkesir’in merkezindeki yapı, hangi kapısından girerseniz girin, bu farkı acı bir şekilde yüzünüze vurur.
Yetmiş yılı aşan bir geçmişten söz ediyoruz. Betonarme yapılarda kabul edilen teknik ömür ortadadır. Defalarca yapılan rötuşlar, boya badana işleri, koltuk değişimleri ya da yamalı bohçaya dönen zemin düzenlemeleri bu gerçeği değiştirmez. Çünkü mesele artık “eksik” değil, yorulmuşluk meselesidir.
Taşıyıcı sisteminden altyapısına kadar tükenen bir yapıyı revizyonla ayağa kaldırma şansı yoktur. Bu, bir binayı değil; bir nostaljiyi ayakta tutma çabasıdır.
Son yıllarda yapılan yenileme çalışmalarına bakın. Saha elden geçirilir, birkaç koltuk yenilenir, ışıklar güçlendirilir… Hepsi bu.
Sonuç?
Birkaç ay “oh” dedirten, sonra yeniden aynı sorunları üreten geçici çözümler.
Halk arasında buna güzel bir tabir vardır: günü kurtarmak.
Hatta biraz daha ileri gidelim; Balıkesirli’nin ağzına sürülen küçük bir parmak baldan ibaret bu işler. Ne güvenlik sorununu çözer, ne konforu artırır, ne de modern spor altyapısına yaklaşır.
Oysa gerçek ihtiyaç çok net: Balıkesirspor’un kırmızı-beyaz armasıyla donanan Balıkesir için 11 bin 966, Bandırmaspor’un bordo-beyaz bayrağının dalgalandığı Bandırma için 11 bin 965 kişilik, ulaşımı planlanmış, çevresiyle barışık, butik ama çağdaş yeni statlar.
Avrupa’da ve Türkiye’de spor altyapısı planlamasında artık devasa ama boş tribünler değil; doğru kapasite, doğru lokasyon ve sürdürülebilir işletme esas alınıyor. Yeni nesil statlar bu yüzden şehir merkezlerine yük değil, şehir yaşamına katkı olarak tasarlanıyor.
Bu noktada asıl soruyu sormak gerekiyor:
Yapı ömrünü doldurmuş Balıkesir Atatürk Stadyumu ya da Bandırma 17 Eylül Stadyumu için harcanan bütçe ve enerji, neden hâlâ “yeni” kelimesinden bu kadar uzak?
Bir binayı yıkıp yenisini yapmak cesaret ister, evet. Ama eskimiş bir yapıya sürekli pansuman yapmak, cesaretten çok ertelemektir. Bugün harcanan her kaynak, yarın zaten yapılmak zorunda kalınacak yeni statların bütçesinden çalınmaktadır.
Balıkesir’in ihtiyacı daha parlak projektörler değil; daha doğru bir karar.
Daha yeni koltuklar değil; daha yeni bir sayfa.
Ve artık kabul edelim:
1954’ten bu tarafa görevini başarıyla yapan o yapı, alkışı hak ediyor.
Ama sahneden inme vakti çoktan geldi.


Çok doğru bir tespit yapılmış fakat asıl soru bence şu olmalı, bu kadar mutaassıp insanların yaşadığı ve yıllarca akp iktidarında kalmış Balıkesire hükümet nasıl bu kadar kayıtsız kalmış da bir 20 bin kişilik stadı çok görmüş acaba neden??