
Eskiden çocuklar çocuk gibi giyinirdi.
Bu cümle belki nostaljik gelecek ama söylemek gerekiyor: Bir zamanlar çocukların üzerinde çocuk kıyafetleri vardı. Renkli tişörtler, rahat pantolonlar, desenli elbiseler, saçlarda renkli tokalar… Çocuk dediğin çocuğa benzerdi. Şimdi ise bazı kız çocuklarına bakıyorum; karşımda çocuk mu var, yoksa yetişkin dünyasının küçük bir kopyası mı, ayırt etmek zorlaşıyor.
Ve bunun adına da “moda” diyoruz.
Ne güzel kelime değil mi?
Moda!
Sanki bu kelime söylendiği anda yapılan her şey sorgulanamaz hale geliyor. Bir çocuk yetişkinlere ait giyim tarzlarıyla süslendiğinde, “Ama moda böyle” deniyor. Çocuğun yaşına uygunluğu, rahatlığı, masumiyeti konuşulmuyor. Yeter ki fotoğrafta güzel görünsün, yeter ki sosyal medyada beğeni toplasın.
Peki biz çocukları kimin beğenisine hazırlıyoruz?
Çocukluk, yetişkinliğin küçük provası değildir.
Bir kız çocuğunun daha küçücük yaşta yetişkin kadınların giyim tarzlarına özendirilmesi bana göre masum bir moda meselesi olmaktan çıkıyor. Çünkü çocuk, neyin kendisine ait olduğunu neyin yetişkin dünyasına ait olduğunu henüz bizim kadar ayırt edemez. O yaşta çocuk; gördüğünü ister, beğendiğini örnek alır, çevresindeki büyüklerin davranışlarını normal kabul eder.
Biz ne gösterirsek onu normalleştirir.
Üstelik mesele yalnızca kıyafet de değil.
Makyaj, ağır aksesuarlar, yetişkin kadınlara özgü saç modelleri, sürekli fotoğraf çekilme telaşı, “güzel görünme” baskısı… Çocuğun hayatına daha oyun çağında dış görünüş merkezli bir dünya sokuyoruz.
Sonra da şaşırıyoruz:
“Çocuklar neden bu kadar erken büyümek istiyor?”
Çünkü biz onlara çocuk kalmanın artık yeterince değerli olmadığını öğretiyoruz.
Bir kız çocuğu çamurun içinde oynadığında üstü başı kirlenebilir. Koşabilir, terleyebilir, saçını dağıtabilir. Elbisesi buruşabilir. Dizleri yara olabilir. Ayakkabısı çamura bulanabilir.
Bunların hepsi çocukluğun parçasıdır.
Çocukluk, kusursuz fotoğraf karesi değildir.
Çocukluk; koşmaktır, düşmektir, gülmektir, saçını dağıtmaktır, bayramda yeni kıyafetinle sokakta saatlerce oynamaktır. Bir elbisenin Instagram’da nasıl göründüğünden çok, o elbiseyle çocuğun ne kadar rahat koşabildiğidir önemli olan.
Ama biz ne yapıyoruz?
Çocuğu giydiriyoruz, saçını yapıyoruz, fotoğrafını çekiyoruz.
“Biraz daha poz ver.”
“Gül.”
“Şöyle dur.”
“Çok güzel oldun.”
Çocuk daha ne olduğunu anlamadan kendisini bir görüntü olarak değerlendirmeye başlıyor.
İşte burada durup düşünmek gerekiyor.
Bir çocuğa “güzelsin” demek elbette kötü değil. Ama çocuğun dünyasını yalnızca güzellik üzerine kurmak başka bir şey.
Çocuk; aklıyla, merakıyla, yeteneğiyle, arkadaşlığıyla, kahkahasıyla, hayalleriyle de değerlidir.
Onu yalnızca nasıl göründüğü üzerinden tanımlarsak, ileride aynanın karşısında kendisini sürekli başkalarıyla kıyaslayan bir birey yetiştirme riskimiz artar.
Üstelik sosyal medya bu işi daha da büyütüyor.
Bugün bir yetişkinin giydiği bir kıyafet, birkaç saat içinde binlerce insanın karşısına çıkabiliyor. Çocuklar da bunu görüyor. Sonra o görüntülerin küçültülmüş versiyonları mağazalarda karşımıza çıkıyor.
Yetişkin dünyası çocuk odasına kadar giriyor.
Biz de buna “trend” deyip geçiyoruz.
Hayır.
Her trend çocuk için uygun değildir.
Her yetişkin modası çocuk bedenine ve çocuk dünyasına taşınmak zorunda değildir.
Çocuğun modaya ihtiyacı yok mu?
Elbette olabilir.
Ama çocuk modası dediğimiz şey çocuğun çocukluğunu ortadan kaldırmamalı.
Bir kız çocuğunun üzerinde rengârenk bir elbise görmek, saçında komik bir toka görmek, çantasında sevdiği çizgi karakteri görmek neden demode olsun?
Ne zamandan beri çocuk gibi görünmek kötü bir şey haline geldi?
Asıl sorgulamamız gereken belki de budur.
Çocuklarımızı büyütmek için acele ediyoruz.
Daha güzel giyinsinler.
Daha güzel görünsünler.
Daha düzgün dursunlar.
Daha çok fotoğraf versinler.
Daha çok beğenilsinler.
Ama çocukların tek ihtiyacı beğenilmek değil.
Onların ihtiyacı çocuk olabilmek.
Bir gün zaten büyüyecekler.
Bir gün zaten makyaj yapacaklar, istedikleri kıyafetleri seçecekler, kendi tarzlarını oluşturacaklar. Yetişkin olmanın bütün yükü zaten onları bekliyor.
Bari çocukluklarını ellerinden almayalım.
Çünkü çocukluk geri gelmiyor.
Bugün küçük bir kız çocuğunun üzerinde yetişkin dünyasına benzeyen bir kıyafet gördüğümüzde yalnızca “Ne kadar şık olmuş” demek yerine biraz daha fazlasını düşünelim.
Bu kıyafet onun için mi seçildi?
Yoksa bizim göz zevkimiz için mi?
Çocuk bunu gerçekten istiyor mu?
Yoksa biz ona neyin güzel olduğunu mu öğretiyoruz?
Ve en önemlisi:
Biz çocuklarımızı mutlu etmeye mi çalışıyoruz, yoksa başkalarının beğenisini kazanmaya mı?
Moda değişir.
Markalar değişir.
Sosyal medya trendleri değişir.
Ama çocukluk bir kez yaşanır.
O yüzden çocuklarımızı yetişkinliğe yetiştirmek yerine, bırakın biraz çocuk kalsınlar.
Saçları dağılsın.
Kıyafetleri kirlensin.
Ayakkabıları eskisin.
Koşsunlar.
Oynasınlar.
Terlesinler.
Gülsünler.
Ve aynaya baktıklarında ilk düşündükleri şey “Güzel görünüyor muyum?” değil, “Bugün ne oynayacağım?” olsun.
Çünkü bir çocuğun en güzel hali, yetişkin gibi görünmeye çalıştığı hali değil; çocuk olabildiği halidir.

