BIST 100
13.779,39 -0,14%
DOLAR
47,6966 0,12%
EURO
55,1896 0,45%
GRAM ALTIN
6.660,55 2,59%
FAİZ
41,30 -0,55%
GÜMÜŞ GRAM
97,57 3,57%
BITCOIN
64.844,00 0,70%
GBP/TRY
64,4492 0,41%
EUR/USD
1,1567 0,36%
BRENT
82,63 0,17%
ÇEYREK ALTIN
10.889,99 2,59%
Balıkesir Açık
Balıkesir hava durumu
34 °

Egemenliğin İnfazı: Monroe 2.0

DusunseliCover

3 Ocak 2026 sabahı dünya, Venezuela’nın başkenti Karakas’tan gelen haberlerle sarsılmıştı. Ancak bu sarsıntı, sadece bir liderin devrilmesi ya da askeri bir operasyonun başarısı ile açıklanamaz. Yaşananlar, 1823’ten beri Amerika kıtasının üzerinde dolaşan bir hayaletin; Monroe Doktrini’nin modern ve çok daha agresif bir formatla sahalara dönüşüdür.

ABD Özel Kuvvetleri yani Delta Force tarafından gerçekleştirilen ve Nicolas Maduro ile eşinin "ele geçirlidiği" operasyon, Washington tarafından "narko-terörizmle mücadele" ve "cerrahi bir zafer" olarak lanse edilse de, bu durum uluslararası ilişkiler literatüründe ve diplomaside derin bir kırılmayı işaret ediyor. Burada asıl irdelenmesi gereken, Amerika'nın kendi kıtasındaki mutlak hakimiyet iddiasını küresel hukukun üzerine nasıl konumlandırdığıdır.

Monroe Doktrini’nin Hortlaması

1823 yılında ABD Başkanı James Monroe, "Amerika Amerikalılarındır" diyerek Avrupa'nın kıtaya müdahalesini yasaklamış, Latin Amerika'yı ABD'nin doğal nüfuz alanı ilan etmişti. Yıllar içinde bu doktrin, Roosevelt'in "Büyük Sopa" politikasıyla birleşerek ABD'nin bölgedeki askeri müdahalelerinin meşruiyet zemini oldu.

3 Ocak operasyonu, bu doktrinin dijital çağdaki en sert uygulamasıdır. Trump yönetimi, diplomatik baskı veya ekonomik yaptırım gibi "yumuşak güç" unsurlarını tamamen devreden çıkararak, doğrudan "sert güç" ile sonuca gitmiştir. Bu durum, ABD'nin Latin Amerika'yı egemen devletlerden oluşan bir coğrafya olarak değil, gerektiğinde askeri gücüyle müdahale edebileceği bir "arka bahçe" olarak gördüğünü kanıtlamaktadır.

Vestfalya Düzeninin İflası

Bu operasyonun en kritik sonucu, 1648 Vestfalya Barışı ile kurulan küresel düzenin temeline dinamit koymasıdır. Vestfalya Antlaşması, modern uluslararası ilişkilerin temel taşıdır; devletlerin egemen eşitliğini ve birbirlerinin iç işlerine karışmamasını esas alır. Yani bir devletin sınırları içerisinde mutlak otorite o devlete aittir ve başka bir güç, o sınırların içinden bir lideri zorla alıp götüremez.

Ancak Karakas operasyonuyla birlikte Vestfalya prensipleri fiilen askıya alınmıştır. Bir devlet başkanının, kendi başkentinden, başka bir ülkenin askeri birliğince gerekçe ne olursa olsun zorla alınması, sınırların ve bayrakların anlamını yitirdiği, "Egemenlik" kavramının yerle bir edildiği bir evreye işaret eder.

Egemenlik mi, "Güçlünün Hukuku" mu?

"Buradaki tehlike şudur: 'Narko-terörizm' veya 'ulusal güvenlik' tanımları, uluslararası konsensüsle değil, tek bir süper gücün inisiyatifiyle belirlenmektedir. Eğer Monroe Doktrini, 21. yüzyılda 'Bizim arka bahçemizde, bizim kurallarımız geçerlidir; uluslararası hukukun değil' şeklinde yorumlanıyorsa, bu sadece Venezuela için değil, bölgedeki ve belki de dünyadaki ABD çıkarlarıyla ters düşen her ülke için açık bir tehdittir.

Nitekim operasyonun hemen ertesinde Trump’ın, zaferin verdiği özgüvenle Grönland’dan Kolombiya’ya kadar birçok ülke ve lideri hedef alan yeni tehditleri, bu 'kural tanımazlığın' sadece Karakas ile sınırlı kalmayacağının en somut kanıtıdır."

Yarın başka bir süper gücün, kendi yakın çevresinde benzer bir "Monroe" yorumuyla hareket edip, egemen bir ülkenin liderini, Trump'ın tabiri ile "paketlemeye" kalkışmasının önünde hangi ahlaki veya hukuki engel kalmıştır?

3 Ocak sabahı Karakas’ta patlayan bombalar, sadece bir rejimin sonunu getirmedi; aynı zamanda Vestfalya ile kurulan "devlet egemenliği" kavramının, süper güçlerin "stratejik çıkarları" karşısında ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha yüzümüze çarptı. Monroe Doktrini artık tozlu raflarda değil; Delta Force’un namlusunun ucundadır.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?