BIST 100
13.938,48 1,42%
DOLAR
46,2686 0,15%
EURO
53,5436 -0,02%
GRAM ALTIN
6.277,08 0,31%
FAİZ
42,77 -1,72%
GÜMÜŞ GRAM
101,24 1,17%
BITCOIN
64.455,00 0,33%
GBP/TRY
62,0642 0,08%
EUR/USD
1,1568 -0,09%
BRENT
87,33 -3,37%
ÇEYREK ALTIN
10.263,02 0,31%
Balıkesir Açık
Balıkesir hava durumu
14 °

Pembe Düşler ve Nükleer Gerçekler

DusunseliCover

Orta Doğu’nun kadim toprakları bir kez daha kanla sulanırken, uluslararası sistemin “medeniyet” ve “insan hakları” gibi yüce kavramları, maalesef kendi çıkarlarının hizmetine nasıl kolayca dönüştürdüğünü ibretle izliyoruz. Kendi değerlerini evrensel ahlakın yegâne bekçisi ilan eden Batılı güç odaklarının, mesele kendi stratejik menfaatleri olduğunda sergilediği seçici suskunluk, tarihin acımasız bir tekerrürüdür. Bu fırtınanın ortasında İspanya’nın sergilediği vicdanlı ve dengeli tutum ise, Avrupa’nın hâlâ yaşayan bir sağduyu kırıntısı olduğunu hatırlatıyor. Fakat genel tablo nettir: Adaletin değil, gücün konuştuğu bir çağdayız.

Nükleer Enerji ve Teknolojik Egemenlik

Küresel siyasetin en büyük paradoksu, nükleer teknolojinin etrafında kurulan tahakkümdedir. Bugün İran’ın nükleer programı üzerinden koparılan fırtınalar, meselenin aslında “dünya barışı” değil, “güç tekeli” kavgası olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Kendi nükleer envanterlerini binlerce başlık ile tahkim etmiş ülkeler, başka bir devletin bu alandaki barışçıl teknolojik gelişimini “tehdit” olarak nitelendirebiliyor.

Oysa gerçek şudur: Nükleer enerji, 21. yüzyılda bir ülkenin enerji bağımsızlığının, teknolojik egemenliğinin ve stratejik dayanıklılığının en kritik unsurlarından biridir. Türkiye, jeopolitik fay hattının tam üzerinde dururken, bu teknolojideki ilerlemesini “tercih” olmaktan çıkarıp “milli beka meselesi” haline getirmek zorundadır. Akkuyu ve planlanan diğer santrallerimiz, yalnızca elektrik üretmek için değil; tam bağımsız bir enerji mimarisi kurmak ve gelecek nesillere daha güçlü bir Türkiye bırakmak için de hayati önem taşımaktadır.

Stratejik Körlüğün Perdelediği Gerçek

Nükleer enerji dendiğinde “reaktör sızıntısı” korkusuyla otomatik bir çevreci refleks gösteren kesimlere ise şunu sormak gerekir: Ekosistemi koruma ideali, üzerinde yaşanacak güvenli bir vatan toprağı kalmadığı zaman ne anlam ifade eder?

Siz olası bir sızıntı senaryosunu tartışırken, sınırlarımızın hemen ötesinde parmağı tetikte bekleyen güçlerin gölgesinde yaşadığımızı göz ardı edemezsiniz. Gerçek denge, ancak teknolojik ve stratejik eşitlik üzerinden kurulabilir. Barış, karşı tarafa “saldırmanın maliyetinin, elde edilecek her türlü kazançtan çok daha büyük olduğunu” hissettirdiğiniz anda başlar.

Kendi güvenliğini başkalarının insafına terk edip pembe düşler kuranlar, yarın gerçeklerin soğuk rüzgarıyla uyandıklarında çok geç olabilir.

Tarihin En Acı Dersi: Japonya 1945

İnsanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olan 1945 Ağustos’u, savunmasızlığın bedelini Hiroşima ve Nagazaki’de sivil halkın canıyla ödemiştir. Bugün nükleer silahsızlanma vaazları verenlerin, bu yıkıcı gücü sivil bir nüfus üzerinde ilk ve tek kez denemiş olması, küresel vicdanın hâlâ kanayan yarasıdır.

Tarihi bir projeksiyon yaparsak: Eğer 1945’te Japonya’nın elinde, karşı tarafın merkezlerini vurabilecek karşılık verme kapasitesi bulunsaydı, o uçaklar havalanmaya cesaret edebilir miydi? Güç dengesi, saldırganı caydırır. Savunmasızlık ise davetiye çıkarır.

Sonuç: Türkiye’nin Yolu

Türkiye, tarihin en hareketli dönemlerinden birinde, jeopolitik bir fay hattının tam üzerindedir. Bu coğrafyada zayıflık bir davetiye, güç ise tek gerçek koruma kalkanıdır.

Bu yüzden nükleer enerji santrallerimize, yerli ve milli savunma teknolojilerimize, enerji bağımsızlığımıza ve teknolojik egemenliğimize dört elle sarılmalıyız. Unutulmamalıdır ki; kurtlar sofrasında kuzu olarak ayakta kalmak mümkün değildir.

Hayatta kalmak ve yarınlara güvenle bakmak, ancak güçlü, bağımsız ve teknolojik olarak donanımlı bir Türkiye ile mümkündür.

Dişimizi göstermek değil… Gücümüzü göstermek zorundayız.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?