
Türkiye’nin yazları, özellikle son yıllarda küresel ısınmanın etkisiyle daha da yakıcı hale geldi. Temmuz ve Ağustos aylarında termometreler neredeyse her bölgede 40 derecelere yaklaşırken, sıcak hava sadece fiziksel değil, ruhsal olarak da hepimizi etkiliyor. Özellikle büyük şehirlerde beton yapılar, asfalt yollar ve artan nem oranı, yaz aylarını katlanılmaz bir hale getiriyor. Bu durum, sadece bireysel konforu değil, aynı zamanda genel halk sağlığını da tehdit eder boyuta ulaşıyor.
Uzmanlar, sıcak havalarda en çok risk altında olan grupların yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olan bireyler olduğunu vurguluyor. Bu nedenle sıcak havalarda alınacak önlemler hayat kurtarıcı olabiliyor. Güneşin en tepede olduğu öğle saatlerinde dışarı çıkmamak, bol sıvı tüketmek, ince ve açık renkli giysiler tercih etmek gibi temel önlemler, sıcak çarpması riskini önemli ölçüde azaltıyor.
Bununla birlikte, bireysel çabaların ötesinde toplumsal ve yerel yönetim bazında da önlemler alınmalı. Şehirlerde yeşil alanların artırılması, sokaklara daha fazla gölgelik yerler yapılması ve vatandaşlara serin alanlar sunulması, modern şehircilik anlayışının olmazsa olmazı olmalı. Çünkü iklim krizi artık kapımızda değil; içeri girmiş durumda.
Sıcakla mücadele, sadece fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da bir dayanıklılık gerektiriyor. Kavurucu güneş altında yolda yürürken ya da toplu taşımada terlerken sabırlı kalabilmek kolay değil. Belki de bu yaz, bize sadece su içmenin değil; birbirimize daha çok anlayış göstermenin de önemini hatırlatır.

