
Son günlerde sahnelerde, dijital platformlarda ve sosyal medyada gündemi meşgul eden, akıl tutulması yaşadığımız garip bir dönüşüme şahit oluyoruz. Bir yanda stand-up adı altında toplumun sinir uçlarına basmayı marifet sananlar; diğer yanda sahnesini müzikten çok erotizme yaslayan, şarkıdan çok şov, sanattan çok tahrik üreten birtakım sahne kurguları... Toplumun kutsallarına, inançlarına ve tarihi figürlerine dil uzatmanın adı "ofansif mizah"; sahnede sergilenen rahatsız edici, erotik gösterilerin adı ise "sanat performansı" oldu.
Görüştüğüm, nabzını tuttuğum birçok insan da bu durumdan son derece rahatsız. Herkesin dilinde haklı olarak aynı soru var: Ne oluyor bize? Çıplaklık güzellik, ofansif mizah eğlence mi oldu?
Hakaretin "Ofansif Mizah" Kılıfı
Bu "ofansif mizah" denilen müfsit kılıfın altına saklanarak inanç sistemlerine, tarihi figürlere ya da toplumun kutsallarına fütursuzca dil uzatmak, adeta bir "cesaret" madalyası gibi pazarlanıyor. Oysa ortada cesaret yok; cüret var. Kendinden olmayanı, kendi dar ahlak şablonuna uymayanı alaya almak ve ötekileştirmek, modern bir espri anlayışı diye yutturulmak isteniyor. Ancak her şeye şaka ile yaklaşamazsınız hanımlar, beyler. Bu coğrafyanın da, insanlığın da şakaya feda edilemeyecek değerleri vardır.
Nasıl ki inanç, insanın en mahrem ve en dokunulmaz kalesiyse; bu toprakların mayasını karan tarihi şahsiyetler de kimsenin mezesi değildir. O kaleye çamur atarak, tarihi figürleri sırf kendi ideolojik şablonunuza uymuyor diye sahnede ucuz esprilere alet ederek güldürmeye çalışmak zeka değil; zeka yokluğunun itirafıdır. Bunun adı ifade hürriyeti değil; hürriyetin istismarıdır.
Sahnedeki Teşhircilik ve "Sanat" Kalkanı
Madalyonun diğer yüzünde ise müzik ve konser adı altında gençlerin önüne sürülen, estetikten yoksun, teşhirciliğin zirve yaptığı sahne şovları var. Sahnede sanat icra etmek yerine, erotizmin sınırlarını zorlayan koreografilerle şok etkisi yaratmaya çalışan gösteriler türedi; sahiplerinin ismini anmaya dahi gerek duymuyorum.
Müzikal bir üretimden veya yetenekten ziyade sadece bedeni, aşırılığı ve tahriki öne çıkaran bu performanslar, ne yazık ki "modern sanat", "koreografi" veya "özgürlük" ambalajıyla sunuluyor. Sanatın doğasında var olan estetiği ve inceliği ucuz bir teşhirciliğe kurban etmek; genç nesillerin zihnini bulandırmaktan ve ahlaki pusulasını zehirlemekten başka bir şey değildir. Yatak odası mahremiyetinde kalması gereken görüntülerin, stadyumlarda veya konser alanlarında on binlerce gence "sanat" diye izletilmesi, kelimenin tam anlamıyla kültürel yozlaşmadır. Mesele birkaç "muhafazakâr hassasiyeti"nin kuruntusu değil, kanunun dahi tarif ettiği bir sınır ihlalidir.
"İki Espri" ve "Modernlik" Meşrebi
Bir de sahnenin hemen kenarında bekleyen, tüm bu ahlaki sınır ihlallerini "ifade ve sanat özgürlüğü" şemsiyesi altında canhıraş savunan bir tayfa var elbette. Kendi mahallesinin dışındaki her değeri çiğnemeyi aydınlanma sanan bu kişilere sormak gerekiyor: Hakaret etmek, değerleri ayaklar altına almak ne zamandan beri mizah; sahnede sınır tanımaz bir teşhircilik sergilemek ne zamandan beri sanat oldu?
Kendi kutsallarına veya tabularına dokunulduğunda dünyayı ayağa kaldıranların, sıra toplumun genel ahlakına ve inancına geldiğinde "alt tarafı iki espri" veya "alt tarafı bir dans şovu" moduna geçmeleri, ortada tartışılacak bir fikir değil, ciddi bir meşrep meselesi olduğunun en büyük ispatıdır. Kutsal, sadece bize dokunduğunda kutsal oluyorsa; savunulan özgürlük değil, imtiyazdır.
Zekanın ve Estetiğin Bittiği Yer
Elbette mizah, doğası gereği iğneler ve eleştirir. Elbette sanat, sınırları zorlar ve yeni ufuklar açar. Bizler eleştiriye veya görselliğe kapalı bir toplum değiliz. Ama bir farkla: O iş zanaatla, zekayla ve bir seviye ile yapılırdı.
Sertlik ayıp değildir; seviyesizlik ayıptır. Eleştiri sanattır; kutsalı meze etmek sanatın iflas belgesidir. Aynı şekilde, estetik görsel bir şölendir; ancak teşhircilik acizliğin dışavurumudur. Bugün birkaç kaba alkış ve sosyal medya etkileşimi uğruna kutsallara uzanan, sahneleri panayıra çeviren bu yeni yetme anlayışın, zanaattan önce edep öğrenmesi gerekmektedir.
Çünkü mizah ve sanat; zekanın, inceliğin ve estetiğin ürünüdür. Zekanın ve yetkinliğin bittiği yerde ise sadece hakaret ve teşhircilik başlar.
Kıssadan Hisse: "Üslûb-u beyân, ayniyle insandır."

